Arşiv | Haziran, 2008

Euro 2008: View from Turkey

In qualification Turkey didn’t play so well against their rivals from the group. But apart from the game in Istanbul against Greece, the side did begin to show they have the ability to change the result of a game with great comebacks. This has been repeated and for us Turkey fans the three group games have been like deja-vu. (insidefutbol)

Against Portugal Fatih Terim tried to go down as a hero. He played an attacking line-up starting with Mevlut and Kazim on the wings and Gokhan Zan in the centre of the defence (I expressed my doubts about him in my preview of the squad). For the first 15 minutes Turkey couldn’t find that goal, although our attacks looked quick and dangerous. Even though the attacks of Ronaldo, Simao and Deco were stopped in the first half, the defence forgot about Pepe who was a huge threat from set-pieces. After the Portuguese goal, Kazim made a number of fouls which constantly gave the play back to Portugal. After going behind in this game it was all over.

Going into the game against Switzerland neither team could afford to lose. Fatih Terim learnt from his tactical mistakes in the first game and started with Arda and Gokdeniz on the wings. But, with the heavy rain, the tactics of both teams were washed down the drain. Switzerland found the goal due to adapting better and playing a long ball up field, that with Emre Asik and Volkan’s positional mistakes helped Turkey go behind.

Turkey learnt and began too to play with long balls, in order to play this way Terim brought on Semih to replace Gokdeniz and importantly, Mehmet Topal for Aurelio, to hold the midfield against the Swiss. These substitutions and the change in style helped Turkey to change the game and play around the Swiss 18 yard area.

Crosses coming from the wings allowed Turkey to get the important goal, and though the Swiss did find some goalscoring positions, Volkan was at his best to deny them. His save in the 83rd minute was particularly important and many Turkish fans believe this is the moment when destiny intervened. The rest is history as Turkey threatened more and more and eventually Arda, the young shining star from Galatasaray, got the goal in the 92nd minute. If he continues such displays you have to wonder whether Galatasaray will be able to hold onto him for much longer.

The final group game against the Czech Republic was a final game that deserved its name. If the scores were level then it would go to penalties and neither team really wanted that. Turkey struggled to cope with Jan Koller and the ball stuck to him up. Nothing passed the big man as he held the ball up, he was like a wall. His goal in the 34th minute was not a surprise.

After the first half we again saw Terim change the game. He brought on Sabri who offered much more of an attacking threat. Sabri swapped positions with Hamit. This confused the Czechs as Hamit charged forward at will. The opposition still throught he was a right-back. Through playing closely with Sabri and constantly swapping position, both players were able to attack more effectively. The participation of Kazim too, meant that Turkey were able to own the right wing.

Turkey’s domination of that wing helped the second goal arrive, with the help of Cech and the rain of course! But we should not forget the follow up work of Nihat. He was acting like all good poachers do and waiting for the mistake.

The Czechs were of course puzzled to lose their two goal lead and the incredible through ball from Hamit followed by an amazing finish from Nihat gave Turkey their third and sent the Czechs out.

Looking at the Croatian game, all Turkish fans know they obtained fantastic results against England in qualification. This play has been repeated against Germany, so we all know it was no flash in the pan.

With their players like Modric, Kranjcar and Corluka, they seem to have re-discovered something of the spirit they had in the 1998 World Cup, which brought them third place.

Both Turkey and Croatia will fight hard because both are trying to make a place for themselves between the traditional footballing giants. Croatia coach Slaven Bilic’s admission that he fears Turkey’s ability to play in an unsystematic way (swapping positions constantly) makes many in Turkey believe that they are one step closer to victory.
Turkish fans are sure that thanks to the comebacks against Switzerland and the Czech Republic, the team are sure to go into the game with so much confidence. The feeling is that even if Turkey went a goal behind, it is never over and the players always feel they can win.

Of course the decisions of the managers of each team will be crucial. For Turkey though, the position in which Hamit will play will be very important, and missing Servet for the match is a real blow. But I cannot help but think that the match will in fact be decided by the number 14’s of each team, that is to say Modric and Arda. One will continue their journey in the Euros to become a star, but even if one is left behind, we will not forget their excellent play.

Kategorisi Genel0 Yorum

Ya kaybetseydik?

İki teknik direktörün, “kazanan” Fatih Terim ile “kaybeden” Karel Brückner’in basın toplantıları aynı saatlerde yapıldı. Kazananın neyi bilmediği de işte burda belli oldu. (MedyaKronik)

Fatih Terim basını toplantıya, azarlamak için davet etmiş gibi görünüyordu. Geriden gelip, biraz da şansla, iki maç kazanmış olan tek takım olmanın gururuyla, “Mucizeler zaman alır” manşetini attı önce. Ardından da sanki bunu gerçekten bilinçli yapıyormuş gibi, “İşinizi biraz zora sokuyoruz, yazılarınızı son 15 dakika yırtmak zorunda kalıyorsunuz ” diyerek zaman zaman kendisini dinleyenlere “latifelerde” bulundu. Tavırları mesafeli, ama çoğu zaman soğuk ve sertti. Masaya yumruğunu vurarak koşuştu zaman zaman.

Acaba kaybetseydik böyle bir toplantı düzenleyecek miydi? Kazanırken bile bu tavrı sergileyen futbol adamı, turnuvaya veda toplantısında basına nasıl davranacaktı?

Aynı saatlerde, benzer bir toplantıda mikrofonların arkasına geçen Çek Teknik Direktör Karel Brückner’in, gülümser bir ifadeyle sarf ettiği sözlerine kulak verelim:

“Futbol çok güzel bir oyun ama insafsız. Acı veren yenilgiler ve harika zaferler birbirine aittir. Futbol bu iki şey olmadan yaşayamaz. Bu karmaşık durum, sadece bu oyuna özgü bir durum ve bu durumdan fazlasıyla mutluluk duyuyorum, çünkü insanların bu oyuna duygularını katabilmesinin tek yolu bu.”

Karel Brückner bu toplantıda, milli takımdaki görevini bıraktığını duyurdu. Basın mensupları teknik adamı, alkışlarla uğurladı. Bu alışılmadık uğurlamayı fazlasıyla hak ediyordu. Ümit milli seviyesinden başlayarak, tam 10 yıldır ulusal takımın başındaydı. “Çek ekolü”nü ayağa kaldırdı. 2004 Avrupa Şampiyonası’nın en iyi oynayan takımını yarattı ve kupanın şampiyonuna yenilerek elendi. Euro 2008 elemelerine, Almanya’nın bulunduğu grubun yenilgisiz birincisiydi ve bu takımı iki maçta da yenmeyi başardı.
Gelgelelim Fatih Terim “Kaybetseydik darağaçları kurulur, oyuncularımızla birlikte orada asılabilirdik” diyordu. Büyük ihtimalle tüm basın da buna hazırlanıyordu gerçekten. Ama kazandıktan sonra da eleştirilmek, gerekirse “darağacına asılabilmek”, o koltuğun ve futbolun bir gereği değil mi?

İki basın toplantısı bize iki teknik diretörün değil, iki anlayışın farkını öğretiyor. Kaybeden, futbolun güzel bir oyun olduğunu, kayıplar ve zaferlerin birbirine ait olup bu ikisi olmadan futboldan bahsedilemeyeceğini ve kaybetmenin de kazanmak kadar değerli olduğunu söylüyor. Kazanan, “Mucizeler zaman alır” diyor. Takımı 2-0 gerideyken rakibin direkten dönen topunu ya da dünyanın en formda kalecesi Cech’in elinden topu kaydırmasını kendi hakkımıymış görerek “mucizeci”liğe soyunuyor.

Bu ülkeye en büyük sevinçleri, ilkleri yaşatan Fatih Terim’dir kuşkusuz. Ben de bir “Fatih Terim’ciyim” diyebilirim rahatlıkla, çünkü onun sayesinde Avrupa Kupası mutluluğunu yaşayabilmiş bir taraftarım. Ama bu kadarı gerçekten çok fazla. Kazansa da çok itici. Bırak biz seni kahraman ilan edelim Fatih Hocam, zaten kahraman yaratmaya müsait bir ülkeyiz.

Futbol dünyası, iki teknik adamı ve iki basın toplantısını unutmayacaktır. Sarf edilen sözler, kariyerini daha büyük başarılarla donatmayı hedefleyen Fatih Terim’in CV’sinde
hiç de azımsanmayacak büyüklükte puntolarla yazılacak. Çek meslektaşı Karel Brückner’ın veda sözlerini ise, FIFA veya UEFA’nın hazırladığı bir kitabın önsözünde göreceğiz.

Kategorisi Genel0 Yorum

“Atarsa benim oğlum atar” demişti Semih Şentürk’ün annesi!

Bir reklam yazarı, futbolu milli takım teknik direktöründen daha iyi bilebilir mi?  (MedyaKronik)

Bir ölüm kalım maçı oynandı dün gece Basel St. Jakob Park Stadı’nda. Kazanan taraf şampiyonaya devam etme umudunu son maça taşıyacaktı. “Kendisini hatırlatmaya” gelen ve bunun için de sahaya gerçek kimliğini koyması gerektiğini hatırlayan milli takımımız kazanandı. Bu galibiyetle de bizi 2006 Dünya Kupası’nın dışına iten İsviçre’yi, kendi evindeki “parti”den kapı dışarı etmiş olduk.

Avrupa Şampiyonası’na ilk kez katıldığımız 1996’dan beri sahip olduğumuz geleneği bozmamış ve ilk maçımızda Portekiz karşısından puansız ve golsüz ayrılmıştık. Bu mağlubiyetin endişe veren tarafı gol atıp ve puan toplayamamamız değil, futbolumuzu bile hatırlayamamızdı.

Milli takım rakipten çok koşsa da bir türlü bir icraat geliştirememişti Portekiz karşısında. En güzel yorum Fenerbahçe’nin eski yıldızı Van Hooijdonk’tan geldi. “Evet Türk Milli Takımı çok koştu. Aurelio kimi tutacağını ararken, Tuncay’da geriye gelip top almak için çok koştu.” Artık istatistiklere nitelik olarak değil de nicelik olarak bakılmasının zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.

Açılış maçında Çeklere yenilen İsviçre ile oynanan maç, final havasına bürünmüştü bu nedenle.

Neden kaybettik, nasıl kazandık?

Portekiz maçını kaybettik çünkü hazırlık süreci boyunca “4-3-3 oynayacağız” diyen Fatih Terim, takımı 4-1-3-1-1 dizilişinde sahaya sürdü. Kanatları çok kullanan ve en önemli gücü kanat futbolcuları olan Portekiz’e sökmeyecek tek diziliş idi bu . Çünkü orta üçlünün sağındaki ve solundaki oyuncular defansa dönük “vefasız” oyunlarıyla bilinen isimlerdi. Bu, defanstaki kanat savunucularını zor durumda bıraktı. Tek forvet oynamaması gerektiği vurgulanan Nihat Kahveci ortada oynatıldı ve varlık gösteremedi.

İsviçre maçını kazandık çünkü Fatih Terim, bu sefer doğru oyuncuları seçti. Doğru taktikle maça başlandı. Yağmurla birlikte saha şartları bozulana kadar da, sahadaki kadronun yanlış olduğunu gösteren bir durum yaşanmadı. Nihat, daha doğrusu Nihat’ın yine tek forvet oynatılması dışında. Terim bu yanlıştan da ikinci yarıda döndü. Mehmet Aurelio’nun yanına bir kesici oyuncu daha ekleyerek orta sahanın ortasını sağlama aldı. Arda ve Tuncay’ı kanatlara gönderdi. Semih’i oyuna alarak Nihat’ı. kaybolduğu santrfor bölgesinden Semih’in arkasına, serbest bölgeye taşıdı. Nitekim ilk golün ortası da Nihat’tan geldi.

İkinci golün, mutlaka ve mutlaka oynamasını savunduğumuz Arda’dan gelmesi de bir tesadüf değil. gol atması Tuncay’ın ters kanada ters ayağıyla aktardığı topun, topu ayağında iyi saklayıp çalım atabilen Arda’ya gelmesi golün gelişimindeki en mühim andı. Hollanda’nın İtalya karşısında kendi yarı alanından, hızlı ve yön değiştirerek çıktığı ve gollerini bulduğu atak organizasyonunu uygulayabilmemiz bu goldeki büyük etkenlerden biriydi. Bu gol şühpesiz ki Arda’nın kariyerini de inanılmaz bir şekilde etkileyecek.

Reklam yazarının tercihi

Bu noktada belki de Terim’in 180 dakikanın sadece son 45 dakikasında vazgeçmeyi başarabildiği inadını bir tarafa bırakıp, milli takım futbolcularının annelerine kulak vermek gerekiyor. “Oğlum diye söylemiyorum, atarsa benim oğlum atar” diyordu Semih’in annesi Rabiye Şentürk TTNET reklamında. Arda’nın annesi Yüksel Turan ise “Arda’cığım takımın beyni” repliğiyle sesleniyordu diğer annelere. Sanırım oğlu da, bu takımın beyni olabileceğini gösterdi.

Geriden gelip kazanmış olmamız, Çeklerle oynayacağımız “final” maçı için umut verici. Ancak Fatih Terim rotasyon yapacaksa, ki Tümer Metin ve Emre Belezoğlu’nun yokluğunda buna mecbur, futbolun doğrularından şaşmamalı, maceraya baş vurmamalı yani İsviçre maçının ikinci yarısındaki kadrodan verim almalı. İkna olmuyorsa, anneleri konuşturan reklam yazarını dinlemeli.

Kategorisi Genel0 Yorum

Euro 2008: Nihat – Turkey’s Main Threat

By far the most successful Turkish player to play outside his homeland is Nihat Kahveci. He didn’t achieve this feat easily but his path to success could not have been planned better. He got where he is today step by step. (insidefutbol)

Nihat was born on 23rd November 1979 in İstanbul. He started his career at Beşiktaş in the youth team.When John Benjamin Toshack was manager of Beşiktaş, he brought Nihat into the senior side, having been convinced of his potential by the youth team coach in the 1997/1998 season.

Nihat became the favourite player of Beşiktaş fans very quickly, with his pacey action packed performances on the right wing. In the 1998 Turkish Cup final, Nihat scored the winning goal to defeat bitter rivals Galatasaray and bring he cup back to Beşiktaş . In six successful years at the club he played 144 games and scored 65 goals for the Black Eagles. In 2000 he was first picked for the national side.

Nihat took his chance to move abroad in 2002 to link up with old manager John Benjamin Toshack at Real Sociedad for a fee of  €5 million. This was to prove a milestone in his career.

At Real Sociedad he blended very well with Darko Kovacevic and both helped the club to second place in La Liga, which was a huge achievement for the club and one of its best seasons for years.

In his second season with Sociedad, the duo took the team to the last 16 in the Champions League for the first time. Real Sociedad were Nihat’s first team in La Liga, and he scored more than 50 goals in four seasons, equalling the record Ronaldo had set of being one of a select few foreign players to achieve do this.

Villareal signed him at the start of the 2006/2007 season on a free transfer. He started his career at Villareal with high expectations but in the middle of the season a knee injury sidelined him for the rest of the campaign.

After his second big knee injury he return to action with explosive performances and scored 18 goals in La Liga this season. This put him as Villarreal’s leading goalscorer and fourth overall in the Spanish goal charts. Of course this performance opened the doors of the national team.

Nihat has been involved with the national side since 2000 when he was first picked and he has already been involved in some key achievements. Turkey’s biggest successes in the 2002 World Cup and 2003 Confederations Cup both featured an in-form Nihat. With those experiences and the high performance in La Liga he became is a key player for Turkey in the Euros.

Nihat has already played a huge part in getting Turkey to Austria/Switzerland. He scored the winning goals in both games against Norway and Bosnia, which Turkey needed to win to ensure progression.

He hasn’t got any real weakness except his heading ability, because of his lack of height, but this is understandable. It also helps him with a key strength that he does possess. As everbody knows short players are faster than the tall players and that makes him dangerous when Turkey counter-attack.

In his early career he was a right winger at Beşiktaş and that helped him develop his dribbling ability high and Nihat can beat opponents with ease. Added to pace and dribbling ability is the ability to shoot hard from long distance. He can also score from free-kicks like he did in Turkey’s last friendly game against Uruguay.

The skills he possesses make him dangerous all over the pitch, and I believe opposing sides will need to watch him carefully, otherwise in a second he can be in a goalscoring position. At 28 years-old Nihat is probably at the peak of his career, the Euros are his time to show exactly what he can do. He is going to be the most dangerous player in the Turkish team, and Fatih Terim considers him as his “right-hand man” on the pitch.

Kategorisi Genel0 Yorum

Sadece “Kendimizi hatırlatmak” değil

Milli takımın yeni futbol çabası, Türk futbolu için Euro 2008’de başarılı olmanın ötesinde önemli. Bu turnuva bir “artık Hakan Şükür’ü tartışmama” fırsatı.  (MedyaKronik)

Sadece saatler kaldı. Sekiz yıl aradan sonra Türk Milli Takımı, Avrupa şampiyonluğu için mücadele verecek. “Bu değil de, şu olsaydı” gibi yorumların artık bir anlamı yok. (Milli takım başarılı olamazsa elbette kadro tercihi de tartışılacak. Başarılı olursak, elbette, bu konu hatırlanmayacak.) Bu noktada, mevcut kadrodaki oyunculardan beklentilerimizi, tek tek değerlendirmek istiyorum.

Kalede Rüştü Reçber ve Volkan Demirel’in tercih edilmesi, elbette bu ikilinin uluslararası maç tecrübesinin fazlalığına dayanıyor. Ancak yine her ikisinin ortak özelliği, umulmadık hatalar yapabilmesi. Bunların en aza inmesini ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Rüştü, katıldığı ilk Dünya Kupası’nın bir çok yorumcuya göre en iyi kalecisi olmayı başarmış bir futbolcu. Volkan’ın Chelsea karşılaşmasındaki performansı da, kalede sorun yaşamayacağımız konusunda bizi umutlandıran bir başka neden. Trabzonspor’da iyi bir sezon geçiren Tolga Zengin’i büyük ihtimalle sahada göremeyeceğiz. Ancak bu isim de bizi olumsuz düşünmeye sevk etmiyor.

Endişe veren hat: Defans

Tartışmaya en müsait mevkiimiz defans. Sakatlığı ile korkutan ama 10 gün topa değmeden, sabırla tedavi olup geri dönen Servet Çetin, sadece azmiyle bile bu hatta en güvenilecek isim. Servet’e Çek Cumhuriyeti maçında çok iş düşecek. Forvet Jan Koller’i durdurabilecek bir oyuncu Servet. Kullandığımız korner atışlarında onun kafayla gol attığını görmek, eminim hiçbirimiz için sürpriz olmayacak.

Servet’in yanında ise Emre Güngör’ün oynaması taraftarıyım. Çünkü özellikle defansın göbeğindeki iki oyuncunun uyumu, savunma hattı için en önemli gereklilik. Bülent Korkmaz ve Alpay Özalan ikilisi, bu uyumun önemini bize gösteren en iyi örnek. Emre Galatasaray’da Servet’le kısa sürede harika bir ikili oluşturup Kamerunlu Song’u bile kesti. Milli takımdaki yerini de, Fenerbahçe maçlarında sergilediği oyunla hak etti.

Ama korkarım ki sahada Emre Güngör yerine, Gökhan Zan’ı göreceğiz. Sık sakatlanması nedeniyle “cam adam” lakabı takılan Zan, kulübü Beşiktaş’ta da endişeyle karşılanıyor. Nitekim Beşiktaş geçen onun mevkiine iki yabancı ve bir de Türk stoper transfer etti. Zan’ın, Uruguay maçında kaptırdığı topla kalemizde gole neden olması endişelerimi arttırıyor.

Savunmadaki dördüncü oyuncu Emre Aşık, mevkisinin en tecrübelisi. Euro 2000’de de Rüştü ile forma giyen iki oyuncudan biri. Nitekim onun sorunu da, çok iyi oynadığında bile kontrolsüz hareketlerle penaltıya ya da oyunda dışında kalmasına neden olabilmesi. Emre de Uruguay maçında bu tehlikeyi hissettirdi.

Hakan Balta sakatlanmamalı

Sol savunma kanadında Hakan Balta alternatifsiz görünüyor. Fatih Terim, üç hazırlık maçında da ilk 11’de onu oynattı. Hakan’ı Uğur Boral’a göre daha güçlü kılan tarafı, savunmada daha iyi olması. Slovakya maçındaki golleriyle atakta da verimli olabileceğini gösterdi. Sakatlanırsa, yerini doldurmak için en çok zorlanacağımız mevki.

Sağ tarafta ise Gökhan Gönül’ün sakatlığı, Süper Lig’in son düzlüğünde eski günlerine dönen Sabri Sarıoğlu’nu birinci tercih haline getirdi. Sabri, Slovakya maçındaki gol pasıyla kendisine güvenenleri selamladı. Hamit Altıntop’un daha çok orta sahaya destek vereceğini düşünürsek onun koridorunda da alternatif oyuncu sıkıntısına girebiliriz. Sabri sadece milli takım için değil, tribünde onu izleyen İtalyanları da düşünerek sinirlerine hakim olmalı.

Orta saha, iki yöne de hakim

Orta sahaya geldik. Burası en güvendiğimiz bölge. Mehmet Aurelio, Emre Belezoğlu ve Hamit Altıntop’tan oluşması beklenen orta üçlü, mevcutların en iyisi. Futbolda, iki yönlü ve efektif oynayabilen orta saha oyuncularının öneminin arttığı bu dönemde Emre ve Hamit bu ihtiyacı karşılıyor. Aurelio ise sağ ve sol kanat defans oyuncularının atağa çıktığı dakikalarda, defanstaki orta ikiliye vereceği destekle orta saha ve defans bloğunun kopmasını engellemeye çalışacak. Alternatifi Mehmet Topal da bu işin üstesinden gelebilecek kapasitede.

Çok tartışılan Emre, takım kaptanı olarak sahaya çıkacak. Kaptanlık bandı onu daha arzulu ve sakin oynamaya itiyor. Premier League’de kendine kattığı, çapraz uzun top atma özelliği ile takımı bir anda atağa kaldırabilir. Yine de bu bölgede Hamit, ataklarda en etkili olacak isim. Uzaktan şutları, ceza alanı çevresinde duvar pasları, ortaları, duran top becerisi ve sakinliği ile en güvenilen oyuncular arasında.

Ayhan Akman, son dönemlerdeki performansıyla iyi bir alternatif. Ama sadece alternatif. Çünkü topu yavaşlatıyor. Tümer Metin, 2006 Dünya Kupası elemelerindeki grup maçlarında ne kadar verimli olabileceğini gösterdi. Maçın gidişatına göre Emre Belezoğlu’yla değişebilir.

Nihat Kahveci ortada olmamalı

İleri üçlüdeki üç formanın yedi adayı var. Nihat Kahveci forması en garanti oyuncu. Onu bu üçlünün sağında oynatmak, ortada olmasından çok daha fazla şey katacaktır takıma. Ortada oynatılıp, verimli olamaması Nihat’ı kaybetmemize bile neden olabilir. Çünkü Nihat kaleye sırtı dönük oynamayı becerebilen bir oyuncu tipi değil. Önüne atılan hızlı toplarda adam eksiltip gol atabiliyor. Ayrıca serbest vuruşlarda gole en yakın oyuncumuz.

Üçlünün ortasında hedef adam olarak oynayabilecek tek isim Semih Şentürk. Büyük turnuva eksikliği ve sonradan oyuna girdiğinde daha verimli olması, onu bu bölgede ikinci sıraya itiyor. Solda Tuncay Şanlı’nın oynaması kesin. Sağın ise dört adayı var: Kazım Kazım, Mevlüt Erdinç, Arda Turan ve Gökdeniz Karadeniz. belirsizliği mevcut.

Hazırlık maçlarında forma şansını yeterince bulamayan Gökdeniz, hızlı oyunda takıma çok şeyler katabilecek bir oyuncu. Mevlüt ve Kazım, sadece bu mevkinin değil, tüm takımın en sürpriz isimleri. Hazırlık maçlarında bu formanın hakkını verebilecekleri gösterdiler. Neredeyse aynı tipteler: Hızlı, adam geçebilen ve sert şutları ile gol kovalayabilin. Rakiplerin bu ikiliyi daha az tanıyor olmaları bence avantaj. Belki de Fatih Terim iki oyuncuyu bu yüzden tercih etti.

Arda, öyle ya da böyle bu turnuvada oynayacak. Ona ne kadar güvensek de ilk 11’de girmesi kesin değil. Üst düzey bir turnuvaya ilk defa katılıyor olması ekliği olarak gözükebilir. Oysa Genç milli takımlarla Avrupa şampiyonluğu, dünya dördüncülüğü görmüş bir oyuncu. Yani aslında, hafife alınmayacak kadar tecrübeli.

Hakan Şükür “geleneği” sona erecek mi?

1990’dan beri, milli takımla ilgili hemen her tartışmanın Hakan Şükür’e çıktığı futbol vizyonumuz bu turnuvada genişleyecek mi? Ben öyle umuyorum. Kadro ve hazırlık maçları da beni doğruluyor. Ayağa, hızlı, alan daraltan, derinlemesine çapraz uzun paslarla kanat bindirmeleri bol, uzaktan şutları bol, havadan ileriye şişirmesi az, geride pas hatası az, defansif zaafı az, yan toplarda zaafı az bir milli takım var olmaya çalışıyor.

Bu anlaşışı, Manchester United ve Roma’nın oynadığı, yarım forvet özellikli üç ileri uç oyuncusuyla yapmaya çalışacak Fatih Terim. Bunları yapabilirsek Fatih Terim’in dediği gibi kendimizi hatırlatabiliriz. Ama bir de milli takım bu taktikle başarılı olamazsa, o zaman vay halimize! İşte o zaman takıma giremeyenler, hazırlık kampından döndürülenler, İsviçre maçında rakibi dövenler, basın tribününe yumruk kaldıranlar ve elbette Hakan Şükür hatırlanacak.

Kategorisi Genel0 Yorum


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Haziran 2008
P S Ç P C C P
« May   Tem »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler