Arşiv | Ekim, 2010

Arda ve Hedo’nun rahat tavırları: Hepimiz insanız…

Evet uzun süredir yazmıyorum bloguma. Son iki günde bu 9’uncu yazım oluyor galiba. Neyse umarım bu tempoda devam edebilirim bir süre daha… =) Yazın hem basketbol hem de gutbol milli takımlarımızın önemli maçları olmuştu. Basketboldakiler elbette daha önemli idi. Sonuçta dünyanın ikinci en iyi milli takımı olduk. Dikkat çekeceğim kısım ise daha farklı.

Arda, Galatasaray’ın kaptanı, milli takımda da kaptan adaylarından. Hidayet de basketbol milli takımının kaptanı. Arda, Belçika maçında gol attıktan sonra Başbakan Recep Bey ile canlı canlı konuşma imkanına sahip olmuştu. Belçika’ya karşı çarptıra, çurptura atabilmişti golünü. Tayyip Amca da Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

Pino vs. Keita

Gidişi sonrası fazlasıyla yükseldi sesler. Geçen senenin en iyi oyuncusuydu diyebiliriz. Yırtıcı, savaşçı, bitirici, cambaz ve asistçi özelliğiyle çok şey katmıştı takıma gidişi de ekonomik açıdan az şey katmadı. Önemli tartışma gelenin ilk başlarda yeteri kadar bekleneni karşılamayışı oldu. Henüz takıma yeni gelmiş ve sisteme ayak uydurma çabasına giren Pino son iki maçta elinden gelenin en iyisini sahaya yansıtarak Galatasaraylıların gönlünde yavaş yavaş yer edinmeye başladı. Peki gerçekten Keita’mı daha iyi Pino mu? Objektif olması zor bir gözle karşılaştırmaya başlayalım bu ikiliyi.

İkisi de kanat oyuncuları oldukları için önce hızlarına bakalım. Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

Özlemişim böyle takımı

Ali Sami Yen’deki son maçlardan biri daha geride kaldı. Lige iyi başlayamamıştık ancak son iki maçta oynanan futbol ve bir çok sakata karşın alınan 4 puan bir şeylerin yoluna girdiğini göstermekte sanki. Hele de orta sahada savaşan zaman zaman da dövüşen bir Galatasaray olduğunu görmek buna işaret gibi sanki.

Maçın başında Kadıköy’deki baskıyı yine gördük. Harika bir baskı kuruldu ileride ve Antalyaspor kitlendi bir şey yapamadı. İlk 10 dakika böyle geçtikten sonra biraz daha ortaya taşındı maç. Bu sırada maç öncesi dediğimiz gibi gelişmeler oldu ve Misimovic’in hızlı ara paslarına Pino ve Sabri müthiş hareketlendiler. Paslar golle sonuçlanmadı ama olsun. Pino’nun muhteşem deparlarını görmek bile heyecan kattı. Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

Bir efsane doğar

Her gün efsane doğmuyor. Her doğan efsane olmuyor. Her efsane de doğmuyor. Bazıları lafta kalıyor yani. Bu lafta kalmayanlarından. Ama yeni efsane dediği bir çok kişi var onlar da doğamayanlar oluyorlar. Doğanların bazısını da kıskanıyor belki de…

Tek başına şampiyonluk kazandıranların son parçası diyebileceğimiz biri. Napoli gibi küçük ve fakir bir şehir takımının kuzeydeki zenginlere kafa tutuşunun simgesi oluveriyor bir anda, bazen de kontrolsüz davranışlarının bağımlısı bir serseri.

Futbolculuğuna yetişemedim. Amerika’daki ’94 Dünya Kupası’nı izledim bir kaç maçı hatırlıyorum o turnuvadan ancak onun oynadığı maçlara yetişemedim. Bu yüzden en çok sevdiğim yanı saha dışındakilerden. Teknik direktörken sahaya uçarak kayarak sevinmesi, Palermo’nun sırtına çıkması. Ya da Boca Juniors tribünlerinde formasını çıkarıp sallayarak çılgınca sevinmesi. Purosu ve Che dövmesiyle de ayrı bir yerden yakalıyor hayatı ve futbolu.

Tanrı’nın ona elini dokundurduğu da çok açık. O da bunu kanıtlamak için olacak ki yeri geldi Tanrı’nın eli de oldu. Bugün Maradona doğdu. 50 yaşına girdi. Yarım asır olmuş be abi!

Ben onun futbolculuk tarzını beğenmiyorum. Tek başına topu alıp gidenlerle futbol oynamayı sevmem. Ama arada sırada lazım oluyor onun gibileri. Zira tek başına blogumun 10bin’e yakın kişinin ziyeret etmesini sağladı. Belki de yüzlerce müridinin bağlı bulunduğu dininin takipçileridir onlar da… Bir insan adına bir din yaratılmış olması ne kadar da ilginç değil mi? Hiç kimseye ya da hiç bir şeye inanmıyorsan ona inan. O, maçı sana bir şekilde kazandırır. İyi ki doğdun Maradona.

Kategorisi Genel0 Yorum

Günün maçı: Galatasaray-M.P. Antalyaspor

Maça kısa bir süre kaldı. Kadroyu öğrendim. Yazmak için kadroyu öğrenmeyi beklediğimi söylersem yalan olur hacı. Tahmin edilemeyecek bir kadro da çıkarmamış Hagi. Ayhan yerine Barış, Elano yerine Serkan!

Geçen haftanın iyi isimlerinden Ayhan sonunda kart cezalısı oldu ve yedek kaldı. Yerine oynayacak kişinin ondan iyi olduğu için gerçekleşen bir sevincim yok. Bir şekilde ilk 11’de giyemeyecek ya Ayhan o yeter… Elano’nun hastalanıp oynamayacak olması da ne üzdü ne de sevindirdi. Bugüne dek bir şey yapmamıştı zaten. İlginç olan dizilişimizin nasıl olacağı… Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

Çalışmak gerek…

Yıllardır göremediğimiz belki de hasretini çektiğimiz bir puan tablosuyla karşı karşıyayız. Bursaspor, Trabzonspor, Kayserispor,… diye devam ediyor. Devamını kesip attığımı sanmayın en önemli kısmı orası. Fenerbahçe ve Antalyaspor diğer sıraları doluruyor. İlk 3 sırada İstanbul takımlarının bir tanesinin bile bulunamamasının nedeni bu sıralamada yatıyor.

Sezon başlangıcında Fenerbahçe, Antalyaspor’u Kadıköy’de 4-0 yenerek beklentilerin üzerinde bir açılış yapmıştı.  Şahsen ligin en kötü defansına sahip olduğunu düşündüğüm Antalya ‘nın işinin bu gidişle zor olacağını tahmin ediyordum. Fakat bugüne bakınca 4 yediği takımla 9. hafta sonunda aynı puanda olduklarını görüyorum. Bu durumda Fenerbahçe’nin değil de Antalyaspor’un değişim, gelişim için daha fazla adım attığını, çalıştığını anlıyorum. O zaman “şu iyi, bu kötü” tartışmasındansa Antalya daha çok çalışıyor, bizim daha çok çalışmamız gerek tartışması yapmak gerek. Bu arada Antalyaspor’un, Fenerbahçe’nin fikstürünü takip ettiğini göz önünde bulundurursak karşılaştırmanın anlam kazandığını da görebiliyoruz.

Bakalım Antalyaspor bu akşam Galatasaray karşısında neler yapabilecek.

Kategorisi Genel0 Yorum

Sercan olmasa 1-1 bitmezdi…

Maç öncesi bu kadar eksiğiyle Fenerbahçe’nin Bursa’dan puansız döneceğini düşünüyordum. Aksine oyuna hızlı  başlayan taraf da golü bulan taraf da İstanbul temsilcisi oldu. Alex’in şutla karışık vuruşunu  Semih tamamladı.  Golün nasıl olduğunu da tam anlayabilmiş değilim açıkçası. Alex vurduktan sonra Semih nasıl oldu da vurdu çözemedim.

Lugano’nun eksikliğiyle defansta zorlanacaklarını öngörmüştük. Nitekim 2-3 pozisyon defansın arkasına atılan toplarla gerçekleşti ancak Sercan Yıldırım bu fırsatları elinin tersiyle çevirdi. Manşetlere kendi adını yazdırabilecekken Volkan Demirel’in adını yazdırdı. Tribünde oturan babasının bile kendisine atmayacağı pasları son vuruşlardaki berbatlığı nedeniyle harcaya harcaya kendini harcamaya devam etti. Şu maçı bir kez daha izlesin de gol atmak konusunda ne kadar kötü olduğunu anlayıp ehliyetsiz Ferrari sürme hevesine gireceğine şut çalışsın…

Bursaspor namağlup unvanını koruyarak önemli bir puan kazandı. İlk defa Şampiyonlar Ligi ve Lig temposunu bir arada götüren bir takım için hafife alınmayacak bir iş gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Sercan biraz taş koyuyor önlerine de neyse…

Maçın yıldızını kestiremedim ama Emre B. ve Gökhan Gönül Fenerbahçe’de en çok mücadele eden isimlerdi. Ergic ve Volkan Şen de Bursa adına iyi işler çıkardı. Ayrıca Ivankov’un zaman zaman gösterdiği reflekslerini takdir ediyorum.

Kategorisi Genel0 Yorum

Günün maçı: Bursaspor-Fenerbahçe

Bursaspor’un şampiyon olduğu günü, dakikaları dün gibi hatırlıyorum. Aynı şekilde Fenerbahçe’nin de nasıl şampiyon olduğunu sandığını. O günden bu yana iki takım da birbiriyle karşılaşmadı. Sadece Vederson transferinde karşı karşıya geldiler diyebiliriz ki onda da Vederson kendi isteğiyle ayrıldı takımdan. Bugünkü maçta ne olursa olsun şampiyonun belirlendiği günün baskısı özellikle Fenerbahçe’nin üzerinde olacak. Bursaspor’da ise puan farkının getirdiği rahatlık, ev sahibine derli toplu oynama olanağı sağlayacak.

Fener’in eksikleri çok daha kilit bölgelerde. Lugano ve Niang olmayınca çok zorlanacakları aşikar. Lugano’nun olmayışı sonrası Cristian’ın da ilk 11’de kendine yer bulması Aykut Kocaman’ın defansına güveninin olmayışının bir göstergesi. Defansta verilmesi muhtemel zaaflar, maçta forma giyeceği açıklanan Volkan Şen’e denk gelirse Fener’in çekeceği var. Bursaspor’da eksikler sadece yeni yabancılar. İdeal kadroyla sahadalar.

Sonuç ne olursa olsun geçen sezon sonu yaşananlara göndermeler yapılarak yarın gazetelerin manşetleri süslenecek. Fenerbahçe bir pozisyonda ofsayt düdüğünü duymayıp gol atıp bir de sevinirse ve hakem de golü iptal ederse başlasın geyikler. Hele twitter’da fena dönecektir bunlar. Denk geldiklerim olursa ileteceğim.

Maçın yıldızı Batalla, Gökhan Gönül, Volkan Şen ve Emre B.’dem biri olur… Bursaspor kazanırsa şaşırmam. Fenerbahçe kazanırsa üzülürüm Anadolu’dan şampiyon çıkma ihtimaline taş konacağı için…

 

Kategorisi Genel0 Yorum

Heyecan duydum!: Fenerbahçe-Galatasaray derbisi

Derbiyi izlemeye 20 dakika geç başladım. Tam Taksime geldiğimizde taksiden iner inmez “AAhhh” şeklinde bir ses yükseldi. “Kaçırdık süper pozisyonu” diye üzüldük. Sonradan pozisyonu gördüğümüzde ise hakkaten maçın kaderini değiştiren pozisyonu kaçırmışız dedik içimizden. Koşaraktan her zaman maçı izlediğimiz bara yöneldik. Giriş 15 TL idi! Şaşırtıcı olan adamın bahanesiydi: “Karamehmet beni nasıl soyuyor biliyor musunuz? Mecbur kaldık!” Ya tamam herkes derbi maçlarının izlenişini paralı yapıyor da, başka bir zaman 3 büyük aynı gün maç yaptığında 3’ünü de bedavaya izletiyor bu bar. Bir kaç dakika pazarlık yaptık kapıda ve sonunda 15 TL’lik maçı, 10 Lira’ya izledik. Bu da bir şeydi.

Kadroyu ancak izleye izleye çözebilmek gerekliliği konsantrasyonu arttıran bir nedendi. Ama karışıklığa da neden oluyordu. Bir ara sol kanatta Insua ve Hakan Balta oynuyor sandım. Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

2 YILLIK VOLE

Futbol,hayatımda çok büyük bir yer kaplıyor. Hayatımdaki bir çok şeyin ne anlama geldiğini bu spor sayesinde öğrendim. Albert Camus ne diyor; “Ahlaka dair ne varsa bunu futbola borçluyum!”. Bu oyun sayesinde çok arkadaş edindim, çokça kez kendimi “birilerine” –ettirmem de çok gerekliymiş gibi – kabul ettirdim. Ancak bu oyun çerçevesinde gelişen olaylar nedeniyle dışlandım da.

Bir gün “mahallemizin”, aslında sitede oturuyoruz ama mahalle her zaman daha sıcak bir kelime, ağabeyleri önderliğinde yine bir maça gitmiştik. Bu ağabeylerden biri, 5 bilemedin 6 kardeş. Her maça da en küçük erkek kardeşini getirirdi. Aslında severdim ve sevilirdim onlar tarafından. Fakat bir gün bir maçta olan oldu.

Sadece gol atanların öne çıkarıldığı spor medyası etkisinde kalan biz küçük çocuklar haklı olarak en popüler olabilme isteğiyle kaleciye geçmek istemezdik. Ama futbolun “adaleti” sayesinde herkes kaleye geçerdi. Kaleye geçme sırası bendeydi. Defansif yapım sayesinde pek de kolay gol yemezdim. Oyun içinde kalede geçirdiğim süre içerisinde kalenin arkasında 5 kardeşi olan ağabeyin küçük numarası arkamda duruyordu. Eğlenmek, dikkatimi dağıtmak amacıyla da bana laf atıp duruyordu. Küçükken sinirli bir yapım vardı. Daha az sabırlıydım. Buna rağmen bir kaç kez uyardım ufaklığı. Dinlemedi. Ben de konuşacağına, ağlasın düşüncesiyle beni sinir eden çok kişiye yaptığım gibi kaval kemiğine tekme atmak istedim. Ancak o sırada hem beni, hem de çocuğu geriye doğru çektiler. Ben ayağını hedef almışken ikimizin de açısı genişlediği için hızlıca savurduğum ayağım çocuğun gözüne geldi. Ortamdan çabucak uzaklaştırıldım.

Evime doğru tabanları yağladığım sırada arkamdan “Sakın inme lan aşağı! Seni görürsem öldürürüm!” tehditlerini duyuyordum. Aslında rahat bıraksalar tek bir tekmeyle bitebilecek bir münakaşa, bir çocuğu kör bırakabilme ihtimaline dönüşmüştü. Bir şekilde haklıyken haksız duruma düşmüştüm bence. Haksızlığımın üstüne, gözünü morarttığım çocuk da mahallenin popüler ağabeylerinden birinin kardeşiydi. Bunun onlara getirdiği güç ve herkesin potansiyel olarak güçlünün-popülerin arkasında olma arzusu ve bu yüzden dışlanma korkusu nedeniyle üzerimde büyük bir korku oluşmuştu. Ya dışarı çıkarsam ve beni gerçekten döverlerse diye düşünmekten alamıyordum kendimi.

Bu korku yüzünden ben 2 yıl boyunca evden dışarı çıkıp kendi mahallemde bulunamadım. Çıkarsam da başka mahallelerdeki okul arkadaşlarımla buluşuyordum. Çıkmadığım dönemlerde de internetin yeni nimetlerinden olan internet üzerinden oyunlar oynuyordum.

Karşılıklı bir dışlama yaşadık iki yıl boyunca. Haksız bırakıldığım için onlarla konuşmadım. Ayrıca “ya çocuğun gözüne bir şey olmuşsa” endişesiyle onlardan hep kaçtım. Onları gördüğümde de beni dövebilecekleri ihtimali, beni görmek istememeleri kendimi istenmeyen adam olarak hissettirdi. Fena bir dışlanmışlıktı. Ama öğrendim ki, bir hareket yapıyorsan bunun sonu kestiremeyebileceğin bir yöne gidebilir. Bu yüzden bir adım atmadan önce bin kere düşünmek gerek.

Kategorisi Genel0 Yorum

Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Ekim 2010
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler