Arşiv | Mart, 2011

Kaleci Rogerio Ceni 100. golünü derbide attı!!

38 yaşındaki Brezilya’lı kaleci Rogerio Ceni, takımı Sao Paulo’nun ezeli rakibi Corinthians’ı mağlup ettiği karşılaşmada frikikten attığı muhteşem golle kariyerinde 100. kez fileleri havalandırdırdı ve dalya dedi.

Brezilya Paulista liginde Arena Barueri’de oynanan karşılaşmada, 54. dakikada kazanılan serbest atışta topun başına geçen kaleci Ceni, barajın üstünden üst köşeye gönderdiği müthiş kesme vuruşla skoru 2-0’a getiren golü kaydetti.

2002 Dünya Kupası’nda Brezilya Milli takımının 3. kalecisi olan Ceni, “Çok güzeldi. Bir kaleci olarak maçlara gol atmayı düşünerek çıkmıyorsunuz. Ancak istediğim gibi frikik kazandık ve böylesine önemli bir maçta golle sonuçlandı. Benim için Corinthians’a karşı gol atmam çok önemli değildi ancak taraftarlarımız için öyle” dedi.

Dünyanın en golcü kalecisi olan tecrübeli futbolcu, kariyerindeki 100 golünün 56’sını frikik atışlarından kaydederken diğerleri ise penaltılardan geldi.

Bu arada Sao Paulo, ezeli rakibi Corinthians karşısında 2007 Şubat’tan beridevam eden yenilmezlik serisini 11 maça çıkararak ayrı bir sevinç yaşadı.

Kaynak MACKOLIK

Kategorisi Genel0 Yorum

Radyo-Efektifpas-(Program-2)-24.03.2011

Radyo-Efektifpas-(Program-2)-24.03.2011 linke tıklayıp programın uzun versiyonunu indirebilirsiniz… =)

Kategorisi Genel0 Yorum

RadyoVesaire/Efektifpas 2. program çalınacak şarkılar listesi ve konuşulacaklar

24 Mart Perşembe günü Utku Gökerküçük ile yapacağımız canlı programımız 16:30 bilemedin 17:00 gibi başlayıp 18:30-19:00 gibi bitecektir… Aşağıda da programda çalacağımız şarkıları görebilirsiniz.

Konuşacak konumuz da bol: Voleybol-Basketbol-Ligler ve A Milli Takım

iyi dinlemeler —>> RadyoVesaire

ACDC – Hells Bells

Patti Smith – The Boy in the Bubble

Incubus – Deep Inside

Moby – Bodyrock

Cocteau Twins – Frou Frou Foxes in Midsummer Fires

Titiyo – Come along with me

The Smiths – Girlfriend in Coma

Tori Amos – Witness

Die Fantastischen Vier – Troy

Muse – Uprising

Athena (Kargo düet) – Şairin Elinde

Mor ve Ötesi – Aşk içinde

Kategorisi Genel0 Yorum

Bazen ikinci olmak daha çok şey anlam ifade eder

Kategorisi Genel0 Yorum

Hagi gitti mi, kaldı mı? Ne oluyor?

Eve gelir gelmez yine şaşırtıcı bir haber okuduk. Okumasak da şaşardık. Okuyorum şaşıyorum, okumuyorum şaşıyorum. Hayatın bana öğrettiği bir şey varsa o da gelişmelere şaşırmamak diyorum. O halde bazen yazı yazarken klişelerden kopamıyor muyum?

Hagi gitti mi, kaldı mı derken kendimi sorgular oldum. Galatasaray yönetimini ve bu haberi sorgulamam gerekirken yaptığım işe bak. Fakat Galatasaray yönetimini ve yaptıklarını sorgulamayı bırakalı da uzun bir süre oldu. Adnan Polat’ın tek adam yönetimi olumlu sonuç vermiyor. Ve Polat da içinde bulunduğu akıl tutulmasından ötürü yapıyor bunu. İçinde bulunduğu akıl tutulması vesilesiyle de yaşadığı şeyin de, verdiği kararların hatalı olduğunun da farkında değil.  Ve bu yüzden de kendisi istifa etmeden Galatasaray’daki sorunların çözülmesini zor buluyorum.

Hagi’nin kesin gönderildiğini yazıyor Milliyet. Sporx de öyle. Güvendiğim iki basın kuruluşu da böyle haber yaptığına göre bir durum olmalı. Resmi açıklamanın da eli kulağındadır. Mühim olan Hagi’nin gitmesi mi? Öyle olmadığına hepimiz şahitlik yapacağız. Galatasaray’ın bir sezonda 3. çalıştırıcısıyla çalışacak olduğuna şahitlik ettiğimiz gibi.

Galatasaray’ın daha önce böyle bir sezonu olduğunu ben hatırlamıyorum. Olmasına da üzülüyorum. En azından sezonu bitirirdi. Fakat bu kadar da kötü bir sezon geçirdiğini de hatırlamıyorum. Neyse… Hagi’nin gittiği, gideceği varsayımından yola çıkarak aday ihtimallerini dizelim. İki aday var. Biri Ertuğrul Sağlam. Diğeri de artık Abdullah Avcı.

Ertuğrul Sağlam’ın gelme ihtimalini sevmedim. Sevemedim. Bursaspor’a iyi futbol oynattı ve şampiyon da yaptı. Fakat geçen yılki şampiyonluğun şans faktörünü göz ardı edemeyiz. Bu yılki Şampiyonlar Ligi kadrosu seçimlerini de beğenmediğimi eklemem gerek. Batalla’nın takıma uyumu çok iyiyken tecrübe düşüncesiyle Insua’yı oynatması hataydı. Neyse tek örnekten yola çıkarak birini beğenmediğini belirtmek pek dayanaklı değil. Fakat bence gelmese olur.

Benim adayım Abdullah Avcı. Artık gelmesinin vakti geldi. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’da devam ettiği sürece 3-5 yıl sonra şampiyon bile olabilir. Bu öngörünün gerçekleşmesi onun elinde olan bir şey elbette ancak kariyeri açısından en iyisini o bilir tabi… Elindeki kısıtlı kadroyla neler başarabildiğini, takımına nasıl güzel ve üst düzey bir oyun oynatabildiğini biliyoruz. Galatasaraylı kültürünü biliyor olması da cabası. Son 5 yıldır adının Galatasaray’la anılması da tuzu biberi…

Gidenin gitmesinin bir şey değiştirmeyeceği gerçeğini unutmamamız gerektiği gibi getirilenden öte getirenin değişmesi gerektiğini hatırlatalım. Saygılar…

 

Kategorisi Genel0 Yorum

Bir derbi yorumu: Oyuncu değil sistem tercihi

Galatasaray’ın hal ve gidişatının hiç hoş olmadığını sorunun oyunda değil başka bir yerde olduğunu Fenerbahçe derbisinde hep birlikte izledik. Maçın ilk yarısında Hagi ile birlikte kazandığı önde baskı kurma oynama alışkanlığını sürdüren Galatasaray Fenerbahçe’yi ne kadar zor durumda soktu gördük. Maçı izlediğim barda yanımdaki tüm Fenerbahçeliler de bu konuda şaşkınlıklarını gizleyemediler. E haliyle Galatasaray 11’inci, Fenerbahçe 1’inci idi maç öncesinde.  Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

Naz Aydemir

Aralık ayında Katar’da, Dünya Kadınlar Kulüplerarası Voleybol Şampiyonu olan Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı bu kez Avrupa şampiyonu olabilmek için İstanbul’da sahaya çıkıyor. Burhan Felek Spor Salonu’nda yarın başlayacak 2011 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali’nde iki maç kazandığı taktirde, Avrupa’nın bir numaralı kupasında şampiyon olan ilk Türk takımı ünvanını da kazanacak.

Şüphesiz bu başarılar, Fenerbahçe’nin son yıllarda Acıbadem sponsorluğunda kadın voleybol şubesine yaptığı yatırımın bir getirisi. Sadece yurt dışından getirilen yıldızlar değil, ulusal takımın önemli oyuncuları da sarı lacivert formayı giyiyor. İşte A Milli Takım’ın pasörü Naz Aydemir (21) genç yaşta ismini dünyaya duyuran Fenerbahçeli yıldızlardan biri.

Naz sadece kulüp bazında değil, ulusal takım ölçeğindede tarihimizin en büyük başarılarına imza atan ekibin bir parçası. Ve aynı zamanda bir öğrenci!

HaberVs muhabiri Volkan Ağır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nden bu yıl mezun olmaya hazırlanan Naz Aydemir ile voleybolu ve öğrenciliği konuştu.

21 yaşında kulüp bazında dünya şampiyonluğu kupası kaldırdın. Dünya altıncısı milli takımının da bir parçasıydın. Genç yaşta bu kadar büyük başarıları omuzlamak hayatını güçleştiriyor mu?
Zor oluyor açıkçası ancak bu tempoya genç yaşta girdiğim için alışkınım. Bunların yaşla çok alakası olduğuna inanmıyorum. 30 yaşında da olsam aynı zorluğu yaşardım.

Başarı aynı zamanda bir baskı da oluşturuyor mu sporcu üzerinde?
Daha ziyade özgüven katıyor. O unvanlar her zaman sizinle ancak her maça farklı bakmak lazım. Bambaşka bir maça çıkıyorsun ve bütün bunları unutuyorsun sahada. Bu yüzden bir baskı da yaratmıyor bende.

Seni Eczacıbaşı formasıyla 16 yaşında tanıdık. O günlerle kıyasladığımızda performansını nasıl buluyorsun?
Eczacıbaşı’ndayken dört yıl boyunca sürekli sahadaydım. Geçen sene [Fenerbahçe’de] çok az oynayabildim. Bu sene de Fofao’yla. Tabi ki sürekli forma şansı bulmak her zaman artı sağlıyor. Sürekli oynamanın getirdiği özgüvenle maç içinde daha rahat hareket edip karar alabiliyorsunuz. Arada kenara çıkıp geldikten sonra zaman zaman performansınızın düşmesi de çok muhtemel. Milli takımlara bakınca da performansımın çok da yükseldiğini görebiliriz. Kulüp düzeyinde henüz o kadar yükseğe çıkamamış olsam da sezon sonunda çok daha iyi bir yerde olurum.

Fenerbahçe Acıbadem’in dörtlü finalde ev sahibi olması sizi nasıl etkiler?
Bir yandan rahatlatıyor, bir yandan da baskı altına alıyor. Çünkü son 10 yılda finallere ev sahipliği yapan hiç bir takım şampiyonluk ipini göğüsleyememiş. Bu da muhtemelen ev sahibi takımların hissettiği “kendi seyircimiz karşısında mutlaka başarı kazanmalıyız” baskısından kaynaklanıyor. Diğer yandan Cannes’daki finalde tribünlerin dörtte üçünü Fenerbahçe taraftarları oluşturuyordu. Dünyanın neresinde olursan ol, evinde gibi oynuyorsun Fenerbahçe’de. Taraftarımızın karşı takım için büyük baskı unsuru olduğunu bilmek de rahatlatıcı bir unsur.

Takım olarak bu sezon beş kulvarda da şampiyonluk hedefiniz vardı. Türkiye Kupası’ndan elenerek birine veda ettiniz. Bu diğer kulvarlardaki motivasyonu nasıl etkiler?
Motivasyon kaybı oluyor tabi ki. Sonuçta beş kupa almak varken neden dört kupayla yetinelim? Bir de iyi yanından bakmak lazım buna. Çok yoğun bir programımız olacaktı. Biraz daha fazla dinlenme şansımız oldu. Fakat ben kupa kazanmayı, dinlenmeye elbette tercih ederim.

Voleybol maçlarında özellikle de derbilerde tribünleri genellikle erkek futbol seyircileri dolduruyor. Ve kadınların sahada olduğu bir maçta dahi kadınların aşağılandığı kötü tezahüratlar durmuyor. Bunları maç içerisinde duyduğunda sen nasıl hissediyorsun?
Bir futbol maçında taraftarlar desteklediği sporcunun hata yapmasına tepki gösteriyorsa aynı durum bizim maçlarımızda da geçerli oluyor. Kadın ya da erkek ayrımını çok fazla gözetilmiyor. Bunları duymaya başladığımda arkamdan gelen tepkilere şöyle bir dönüp bakıyorum ve rahatsız oluyorum. Edilen küfürler şahsa olmadığı için kulağımı tıkayıp maça konsantre oluyorum.

Yani salonun dolmasının bir cilvesi mi bu yaşananlar?
Biz sahada hata yaptıkça elbette tepkiler olacaktır. Tribünler doldukça bunlar artacaktır da ancak küfretmek tabi ki çok yanlış.

Son iki senede taraftar sayısında bir artış vardır muhakkak. Memnun musunuz bu durumdan?
Tabi ki artış çok var. Dolu tribünlere karşı olmak her zaman avantaj. Rakip takımın taraftarları daha fazla olsa da farklı bir motivasyon sağlıyor.

Maç esnasında top sana geldiğinde genelde pas vermen bekleniyor pasör olduğun için. Ama maç içinde çok kritik zamanlarda pas atmaktansa topu plase ile rakip sahaya bırakıp kritik sayılar kazandırıyorsun. Buna nasıl karar veriyorsun
?
Maç içindeki kritik anlarda takıma sayı kazandırmak için beklenmedik işler yapmak gerekir. Böyle kritik anlarda da rakipler genelde topun smaçör tarafından kullanılacağını sanıp oraya yöneliyorlar. Öyle anları da kestirip topu rakip sahaya atmak gerekiyor. Mümkün olduğunca da kritik anlarda yapmak lazım bunu. Elinde sayı yapabilecek çok iyi smaçörler varken sürekli plase atmak da mantıklı gelmiyor.

Dünya Kulüpler Şampiyonası’nda bir önceki şampiyon Brezilya temsilcisi Sollys Osasco’yu grup maçlarında yendiniz. Finalde de aynı takımla karşılaşınca ne düşündünüz? Final maçına daha rahat çıktınız mı?
Osasco’da milli takımlar düzeyinde dünya şampiyonluğu kazanmış oyuncular var. Onlarla karşılaşmak bir tedirginlik yaratır elbette ancak bizim takımımız onlardan çok daha kaliteli bir takım. Kaybetmek aklımızdan bile geçmemişti.

Milli takım Dünya Şampiyonası’nda en büyük başarısını elde etti. Buna karşın teknik direktörü değişti. Bu takımı nasıl etkiler?

Şampiyona öncesi yaz ortasında da İtalyan antrenörümüz gönderildi. Yerine Mehmet Ağabey (Bedestenlioğlu) geldi. Gönderilme nedenleri üzerine bir fikrim yok. Beni yetiştiren bir antrenör kendisi. Şimdiki çalıştırıcım da bana A takımda ilk kez forma şansı veren biri. Ben bizi olumlu etkileyeceğini düşünüyorum. Çünkü gençlerle çalışmayı seven bir antrenör. Biz de genç, istekli ve gelişmeye açık bir takımız. Evet başarı için her alanda bir istikrar gereklidir ancak oyuncularda fazla bir değişiklik olmadığı sürece antrenör değişikliği çok fazla olumsuz yansımaz. Bence yolumuz açık.

Sürekli bir turnuvada ya da kamplardasın, taraftan da üniversitede öğrencisin. Ailenle görüşememen de söz konusu. Bu konuda neler söyleyebilirsin?
Zaman zaman üniversitede sıkıntı yaşayabiliyorum. Çünkü bazı hocalar yoklama konsunda çok titiz davranıyor. Ama artık son dönemimdeyim ve hiç bir dersten kalmadan bölümümü dört yılda bitirebileceğim. İlköğretim 4. sınıftan bu yana, bu temponun içindeyim. Lise ve ilkokulda öğretmenlerin daha fazla yardımcı oluyorlar ama üniversitede yalnız başınasın. Bir çok şeyin peşinden tek başına koşman gerekiyor. Ama iletişim kurduktan sonra bu sıkıntıları da aşabiliyorsun.

Erkek sporcularla yapılan ropörtajlardan biliyoruz ki hepsi kamplarda Playstation’da futbol oynuyor. Peki sizin kamplarınız nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz?
Bizde Playstation gibi bir şey yok. Çoğunlukla genel kız kıza sohbetler yapıyoruz. Odada çok fazla vakit geçiremiyoruz. Öğlenleri uyuyoruz. Bize bir tek akşam kalıyor. Biz de ya film izliyoruz ya da UNO gibi kağıt oyunları oynuyoruz. Kitap okuyoruz. Hepimiz de bir kitap okuma alışkanlığı var.

En son hangi kitabı okudun?
Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı kitabını okudum. 788 sayfalık, ansiklopedi kalınlığında bir kitaptı. O kadar şeyi okuyup bitirdikten sonra şimdi kafamı dinlendirmeye aldım. Şu an daha hafif, çerez niteliğinde kitaplar okuyorum.

Üniversitenin voleybol takımıyla bazı problemlerin olmuş. Kulüp takımına vakit ayırdığın için gidememişsin ve bursun kesilmiş. En son “bari final maçına gel denmiş ama yine gitmemişsin. Asıl nedeni neydi?
Kulüp takımı sorumluluğu çok ayrı ve daha önemli bir durum. Final maçına ise diş ameliyatı olduğum için gidememiştim. Tek boş zamanım da final maçına denk geldi. Yaptırmak da zorundaydım çünkü A Milli Takım’la Dünya Şampiyonası’na gidecektim.

Bir sorun olmazsa üniversiteden bu sene mezun oluyorsun. Türkiye’den ayrılmak konusunda daha rahat karar alabileceksin seneye. Yurtdışına gitmeyi düşünüyor musun?
Fenerbahçe ile bir yıl daha sözleşmem var. Sonrasında ya kontratımı uzatırım ya da yutdışına gidebilirim. Bunları konuşmak için çok erken daha.

Neden reklamcılık okuyorsun?
Sporla beraber okunması kolay bir bölüm. Annem de reklamcı ve her zaman ilgi duyduğum bir bölümdü. Yaratıcılıkla ilgili olması beni cezbetti. Reklamcılık okuyunca daha farklı alana da kayış yapabiliyorsunuz. Buradan mezun olduktan sonra psikoloji yüksek lisansı da yapmak istiyorum ama hemen değil biraz daha dinlenmek istiyorum.

Peki genel anlamda reklamcılık hakkında ne düşünüyorsun? “Ben bunu okudum, bana şöyle bir kattı” ya da “okumasaydım da reklamcı olurmuşum” mu diyorsun?
Bu tıp, mimarlık, mühendislik gibi bir dal değil. Kötülemek olarak algılanmasın ama reklamcılık okumadan da reklamcılık yapılabileceğine inanan birisiyim. Bir şirkette üç ay staj yaptıktan sonra da bu işi yapabilirsin.

Bir taraftan da bunun için epey bir zorluğa katlandın…
Aynen öyle. Üniversitede okuduğun bölümün çok fazla önemli olduğunu düşünmüyorum. Yine bazı istisnalar var. Üniversite, hayata hazırlayıcı, vizyonunu genişletici bir şey. Bilgi’de diğer üniversitelere nazaran pratiğe dayalı bir eğitim sistemi var. Bu yüzden Bilgi’yi seçmiştim. Fakat çok sevdiğim hocalarımız da gitti. Senem Burkutoğlu, Atilla Aksoy’un gitmesi bence çok büyük kan kaybı bu okul için.

Çalışan öğrenciler için dersleri takip etmek oldukça zordur. Okulla kurduğu ilişki de önemlidir özellikle kendi sınıfındaki kişilerle kurduğu ilişki çok önemlidir. Senin de var mı böyle arkadaşların? Sürekli arayıp, sınav ve ödev zamanlarından haberler veren…
Olmaz mı? Çok yakın olduğum Sinem arkadaşım var. Allah razı olsun ondan. Bana her şekilde yardımcı oluyor. O olmasaydı çok zor olurdu. Sadece hocayla iletişime geçerek ders takibi yapmak kolay değil. Sınavda ne soracak, ne istiyor gibi konularda hocalardansa arkadaşlarınla iletişime geçmek daha rahat oluyor. Grup ödevlerinde bir şekilde senin arkanı kolluyorlar. Onlarsız olmazdı.
Profesyonel kulüpte oynarken öğrenci olmanın ya da üniversite milli sporcu olmanın avantajını yaşıdın mı?
Kulüp bu konuda taviz vermiyor. Okuldaki hocalar da ilk yıllarımda voleybolcu olduğumu bilmiyorlardı. Bazı derslerde notlarım iyi olsa da derslere giremediğim için daha yüksek not almam gereken derslerden düşük notlar aldım. Zamanla televizyonda görüp “Aa, bu da bizim Naz değil mi” tepkileri verilmesiyle yavaş yavaş daha ılımlı yaklaşmaya başladılar. Hatta bu konularda artık konuşup espriler bile yapıyoruz. Mesela Şampiyonlar Ligi kupasını alırsak bana dersten iyi bir not vereceğinin sözünü veriyorlar. (habervesaire)

Kategorisi Genel0 Yorum

Galatasaray neden kazanabilir?

Bu akşam Türk Telekom Arena Stadı tarihindeki ilk derbi olması özelliği dışında bir çok başka açıdan da unutulmaz bir maç olacak. Bu gece stadda olanlar inanılmaz bir heyecanı yaşayıp, büyük ve gergin geçecek bir derbiye tanıklık edecek. Fakat en kötü halindeymiş gibi gözükse bile Galatasaray bu maçı kazanan taraf olacak. Beni buna inandıran şey ne peki?

Ligin ilk yarısındaki maçı hepimiz hatırlıyoruz. O maçta da tarihin en kötü denilen Galatasaray sahadaydı. Ankaragücü’ne yenilmişti yine. Hem de evindeki maçta… Galatasaray sahaya yeni bir teknik direktörle çıktığı gibi, Arda, Kewell, Baros gibi üç önemli silahı formasından uzak kalmıştı. Fakat bugün üçü de forma giyebilecek konumda olduğu gibi ek olarak Kazım, Culio ve Stancu gibi üç tane hazır ve iyi oyuncusu var.

Kadıköy’deki maçı hatırlarsak o güne dek verim alınamadığı için hiç beğenilmeyen ve şimdi de takımda olmayan Elano ile Misimovic’in performansları takımı ayakta tutmuştu. Devşirme forvet Pino da en iyi şekilde görevini yerine getirmişti. Neredeyse golünü de atıyordu.

O maçta Galatasaray’ın Kadıköy’den çıkamayacağını söylüyordu herkes. Fakat Hagi’nin takımı önde baskı yaptırması sayesinde yaklaşık 1 saat boyunca kendi yarı alanından çıkamayan Fenerbahçe olmuştu. O günler Fenerbahçe’nin yeniden yapılanma, kadroyu oturtma aşamasında olduğunu söyleyenler olacaktır. Fakat kadrodaki 2-3 kişi dışında oturtulacak bir durum da yoktu. Belki sistem oturtmaktı o dönemdeki süreç.

Fenerbahçe Stadı’nda oynanan zorlu maçtan alnının akıyla büyük umutlarla çıkmıştı Galatasaray. Sonrası çok da iyi olmadı ne yazık ki. Fakat sonucu teknik direktörün değişmesinin etkilemesi dışında futbolcuların maç seçme lüksünü gösterdiklerini de gördüm. Çünkü ertesinde gelen maçlarda döküldü Galatasaray.

Son haftalarda ise performansını yükseltmiş durumda. Sakatlar da düzeldi. Tek önemli eksik Sabri bugün. Ancak Yerine muhtemelen Lucas Neill’in oynayacak olması hızı dışında defansif açıdan önemli bir artı olacaktır. Kazım ya da Pino oynayacak muhtemelen onun önünde ve hangisi oynarsa oynasın defansa katkı yapmazlarsa Beşiktaş maçındaki gibi Dia ve Santos büyük tehlikeler yaratacaktır. Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu’nun olmayışı Galatasaray’ın orta alanı kontrol edebilmesi açısından olumlu etki yapabilir. Hagi’nin bu bölgedeki tercihleri de çok önemli olacak. Bence Yekta ve Culio olmalı kesinlikle. İleride ise Pino ve Baros’un oynaması Fenerbahçe’yi oldukça zorlar. Stancu’nun da hızlı ve uzaktan şut atan bir oyuncu olması destek güç anlamında önemli bir alternatif. Arda’nın sonradan girip takımı ateşleyebilecek olması ihtimali Galatasaray’ın maçı kazanma ihtimalini de arttıran bir diğer önemli etken. Lorik Cana’nın orta sahada mı defansta mı görev alacağı Hagi’nin bu geceki en kritik kararı olacak.  Orta sahayı güçlü tutmak adına da Lorik Cana’yı orta sahada, her ne kadar ne yapacağı belli olmasa da güven vermese de Gökhan Zan’ı defansın göbeğinde göreceğiz.

Muhtemel 11: Zapata – Neill, Servet, Gökhan, Hakan – Cana, Culio, Yekta – Pino, Baros, Kazım

Kategorisi Genel0 Yorum

Misimovic: “Hagi’nin yeteneğini sorgulayanlar tabelaya baksın”

Galatasaray’a büyük umutlarla transfer edilişinin ardından beklentileri karşılayamayan Misimovic, Rusya’nın SovetskiSport gazetesi muhabiri arkadaşım Andrey Lyalin‘e verdiği ropörtajda Hagi’ye selamlarını iletmemizi istemiş. Galatasaray kulübünün kendisine yaptıklarının gülünç olduğunu söyleyen Misimovic, “Magath gibi disiplinli bir çalıştırıcının takımında başarılar kazandım. Bana nasıl disiplinsiz diyebiliyorlar?” açıklamalarında bulundu. (Efektifpas.com)

haberi kullanmak isteyen haber siteleri-gazeteler lütfen kaynak gösterip (Volkan Ağır/Efektifpas.com) yazınız. Okiyim ya iyiymiş…

Kategorisi Genel0 Yorum

Radyo-Efektifpas-(Program-1)-18.03.2011

Efektifpas-RadyoVesaire-Program(1)-18-03-2011-VOLKAN-UTKU.aac

Kategorisi Genel0 Yorum

Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Mart 2011
P S Ç P C C P
« Şub   Nis »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler