Arşiv | Nisan, 2011

Dağhan Irak Özel – Efektifpas – RadyoVesaire

Eurosport Türkiye internet haber sitesi ve Eurosport Türkiye spikeri Dağhan Irak 27 Nisan 2011’de Efektifpas radyo programının konuğuydu. 2 saat süren programda;

  • Dağhan Irak kimdir?
  • Şiddet yasasının getirisi, götürüsü ne olacak?
  • FIFA iyi mi, kötü mü?
  • Yazın Kadınlar Dünya Kupası’nı kim alır?
  • Türkiye’de altyapı sorunu ne olacak?

gibi gibi sorulara cevap aradık. Bu konuların üzerine konuştuk. Bandista’dan, Gülten Karaböcek’e, Louis Attaque’tan Replikas’a çılgın bir şarkı listesiyle bizleri şenlendiren Dağhan Irak’la yaptığımız programın bant kaydını buradan dinleyebilirsiniz.

Dağhan Irak Özel – Efektifpas – RadyoVesaire  – 27.04.2011 – indirin

fotoğraf: jiyan.org

Kategorisi Genel0 Yorum

Robin Hood mu Kalacaklar, Teslim mi Olacaklar?

Anarşist duruşuyla futbol dünyasının Robin Hood’u olarak adlandırılan Alman Futbol Kulübü FC St. Pauli, bugünlerde endüstriyel futbolun kurallarına boyun eğmenin eşiğinde sallanıyor. 1910 yılında kurulan kulübün, bugüne uzanan zorlu yolculuğuna kısaca göz gezdirelim.

Volkan Ağır – (Bilgi Üniversitesi Genç Haber Ajansı Dergisi eksiyirmidört’te yayımlanmıştır)

“Sankt Pauli artık sosyal bir ütopya olmayı kaldıramayacak.”   Kulübün teknik direktörü Holger Stanislawski Alman 1. Ligi Bundesliga’ya yükseldikleri günlerde yaptığı bu açıklamayla, istemeyerek de olsa kulübün endüstriyel futbola boyun eğmesi gerektiğini dile getirdi. Bunun bir boyun eğme olmasının nedeni ise açık: Amatör ruhun son kalelerinden St. Pauli futbol kulübü hem kurulduğu yerin tarihinin getirdikleri hem de taraftarlarının kattıkları duruşla anarşist, anti-ırkçı, anti-faşist ve anti-kapitalist bir kültüre sahip.

Sülaleden anaşistler
Almanya’nın liman keti Hamburg’un bir kasabası olan Sankt Pauli 1600’lü yıllarda veba gibi bulaşıcı hastalıklara yakalananları kentten uzak tutmak için kurulur. Bunu izleyen süreçte de, Hamburg’un bir liman kenti olması nedeniyle aylarca kadın eli değmemiş denizcilerle, bel soğukluğu, frengi gibi zührevi hastalıklara yakalanmış fahişelerin buluşma noktası olur. 19. yüzyılın ortalarına kadar da bu kasabaya hiç bir hizmet götürülmediği gibi, orada yaşayanların da işyeri açmasına izin verilmez. Seks endüstrisiyle çarkını döndürmeye meecbur kalan bu kasaba, geri bırakılmışlığın ve itilmişliğin de eklemlenmesiyle, dört yüz yıl içinde “Avrupa’nın en anarşist” yerleşim merkezine dönüşür. Kitle toplumunun dışına itilmişlerin köklerini attığı insanların takımı olmuştur Sankt Pauli.

Kurukafa efsanesi
Takımın anarşist duruşunun en önemli simgesi ve kanıtı siyah üstüne yerleştirilmiş, üzerinde kurukafa sembolü yer alan bayrağıdır. Kuşkusuz, siyah bayrak ve korsanlar arasında yadsınamaz bir ilişki de vardır. Avrupa’nın en büyük korsan şehirlerinden olan Hamburg’daki (liman) işçilerinin, evsizlerin ve diptekilerin yarı anarko yarı punk futbol takımı olan FC St Pauli’nin simsiyah bayrak üserinde kurukafa logosu olan kulüp amblemi bir tesadüf olamazdı. Kurukafanın anlamını, otuz yıldır ateşli bir St. Pauli taraftarı olan Klaus Oberender şöyle anlatıyor: “Kurukafa, korsan Klaus Störtebeker’i sembolize eder. Störtebeker zenginleri soyup fakirlere dağıtan, Hamburg’un Robin Hood’uydu. Bir defasında onu elinde korsan bayrağıyla liman bölgesinde görmüşler. Sonrası efsane…”

Oberender’in de dediği gibi sonrasında yaşananlar gerçekten efsane niteliğinde. 1910 yılında kurulan kulüp tarihinin büyük bir kısmını alt liglerde geçirmesine karşın maçlarını ortalama yirmi bin kişiye oynadılar. Çünkü taraftarların derdi aynı barda bira içip sohbet ettikleri arkadaşlarına sahada destek vermekti. Dünyanın diğer ucundaki ülkelerde zor durumda yaşayan insanlar için sürekli yardım maçları yaparak Robin Hood’luğa devam ettiler. Ayrımcılığın her türlüsüne, faşizme, milliyetçiliğe karşı olan kulüp, Corny Litmann gibi bir ismin, tiyatro yöneticiliğini bırakıp heteroseksist futbol ortamında eşcinselliğini gizlemeden sekiz yıl boyunca başkanlık yapabildiği bir yerdir.

Cehennemin Çanları kimin için çalacak?
Sankt Pauli, oyunu ve taraftarlığı metalaştırmaya karşı duruşunu devam ettirmek istese de, üst liglerde mücadele etme arzusu onu kurallara göre oynamaya zorluyor. Yaşlı bir liman işçisi olan Oberender de, Stanislawski’nin işaret ettiği gibi amatör kümede ömür tüketmemek için zamana uymak gerektiğini söylüyor. Kahverengi beyazlı takım 2002‘de başlayan büyük ekonomik krizde, o dönem yeni seçilen başkanlarının bastırdığı ve üzerinde “Retter”, yani kurtarıcı yazan tişörtlerin yüz kırk bin tane satılmasıyla bir süreliğine de olsa ayakta kalabilmişti. Fakat artık takımın ürün satışlarından elde edilecek gelirlerin %90’ı 2034’e kadar eski başkanlarının sahibi olduğu Upsolut adlı şirkete ait. Bugün 44,95 avroya satılan kısa kollu iç saha formasından St. Pauli‘ye kalan meblağ 4 avro 49 sent. Yapılan bu anlaşmanın kulübü ekonomik açıdan ayakta tutamayacağını gören yöneticiler bu sefer de stadlarının isimlerini marka yapıp ürün satışına başladılar. Bu modernleşme hamlelerinden memnun olmayan taraftarlarsa tepki olarak ve içlerine işleyen muhalifliğin de ışığında, kentin diğer işçi takımlarından Altona 93’ü desteklemeye başladı.

Bu yapılanların altında bu kültürü üst liglerde görünür kılıp bir farklılık yaratmak ve bu farklılığı diğerlerine de bulaştırarak bir değişime yol açmak fikri olduğunu düşünmek çok fazla pembe çerceveli bir anarşizm olarak nitelenebilir. Fakat bunu ancak Sankt Pauli’nin borçlarından tamamen kurtulduktan sonra da bu kapitalist yaklaşıma devam edip etmeyeceklerini gözlemleyerek anlayabileceğiz. Kim bilir belki de Stanislawski’nin gerçekleşmesinin zor olduğunu söylediği sosyal ütopyayı, bu yöntemle elde ettikleri gelirleri Störtebeker’in yaptığı gibi dünyanın bir ucundaki zor durumda olan insanlar için kullanıp var etmeye devam  ederler. Belki de içine düşecekleri endüstriyel futbol cehenneminin çanları onlar için çalacak her maçtan önce*.

*Sankt Pauli’nin kendi sahasında oynanacağı maçlardan önce AC-DC’den Hells Bells (Cehennemin Çanları) adlı şarkı çalınır.

Kategorisi Genel0 Yorum

İddaa’lı ilişkiler

Dedim ya futbol yaşamı algılama, yorumlama biçimi çoğu zaman benim için. Hayata dair benzetmelerimi öncelikli olarak futbol ve spor üzerinden yaparak anlatıyorum, anlıyorum, algılıyorum. Geçenlerde de başlıktan da anlayabileceğiniz üzere ilginç bir benzetme serisi geldi.

İddaa oynayan bir çok kişi var etrafta. Ben de tabi ki. Dönem dönem aşk ilişkisi olmak üzere insan ilişkilerine takıyorum kafayı. Malum ilişkiler üzerine çözülemeyen çok şey var hayatta. Neyse ilişki doktoru olarak değil de futbol doktoru olarak bulunduğum bu mecrada bu konuda detaylara girmeyeceğim. Gerek yok.

Çok farklı ilişki biçimleri var hayatta. Tek eşli, çok eşli, tek gecelik benim aklıma ilk gelenler. Hadi ilişkileri de futbolla yorumlayarak algılayarak iyice sığlaşalım.

İddaa’da banko-garanti kupon vardır. Tek eşli ilişkiler, banko kupon gibidir. Banko kuponun getirisi-heyecanı azdır. Ama uzun süreye yayınca her daim mutluluk seninledir. Mutlu olma-etme garantisi vardır. Her zaman dört maçın dördü bir araya gelmez. Bazen bir maçtan yatarsın. Olsun dersin başka sefer seni üzmemek için daha dikkatli 4 maç seçeceğim sevdiğim dersin. Dikkatli davranırsan ilişki yine düzelir. Dikkatsiz davranıp inat yapmaya devam edersin ardarda üzüntüler başlar ve biter gider o “ilişki yatar!”

Tek gecelik ilişki süpriz kupona benzer. Tutmama oranı çok yüksektir. Neredeyse tutmayacağı baştan bellidir. Olmayacak maçları yazarsın kupona. Aynı o gece ayartmaya çalıştığın insana salladığın yalanlar gibi. Ya tutarsa! İşte tutarsa ikisinin de heyecanı çok büyüktür. Tutmazsa da kaybedeceğin bir şey yoktur. Genelde 1 liralık oynarsın o kuponu. Heyecanı banko kupon gibi sürekli değildir, ama topyekün daha büyüktür. Zaten insanı tek gecelik ilişki yaşamaya iten de heyecanı değil midir?

Çok eşli ilişki vardır ki o da sistem kuponudur. Çok eşli kişi çapkındır. Kendisine 7-8 tane hedef-maç belirler. Bunlardan 2-3 tanesi bankodur. Ne zaman arasan gelir seninle dışarı. Diğerleri ise yine ya tutarsa kontenjanından girer kupona. Yine tutması zordur bu kuponun. Hepsini aynı anda yürütebilmek çaba ister. Getirisi değişkendir. Zararın neresinden dönersen kardır kafasındadır. Yine bir kaç tanesiyle ilişkini sürdürebilirsin. Çabaların sonuç verirse mutluluklar , sonuç vermezse bu o ilişki yatar…

görsel: http://www.resimler.tv/resim1366.htm

Kategorisi Genel0 Yorum

Küfürü ayıplarken ofsayta düşmek

Arda’ya küfrediyor diye Arda için karalama kampanyası başlatanlar!
Hayatınızda ilk defa küfür eden biri-bir takım kaptanı duymuş gibi davranmayın.
Hepinizin program esnasında, öncesinde sonrasında küfrettiğini biliyoruz…
Küfür kültürü içimize işlemiş… Dünyada tamlama halinde küfreden balkan ülkeleri ile birlikte en yaratıcı küfürlere sahip olan ülkeyiz.Arda’nın orospu rengi diyerek formaya mı, armaya mı, renge mi küfrediyor iyi düşünmek lazım?Eğer bir orospu-seks işçisi, o gece para kazanmak istiyorsa dikkat çekici giyinir.Belki de çoğunlukla bu tür renkler giyer. Arda’nın yaptığı benzetme renge formaya-armaya değil! Renge! Arda “amına koyayım bunların” derken acaba “bunlar” dediği formayı seçen yöneticiler mi?
Yoksa o renkteki formalar mı?
Bu denklemleri iyi düşünmek lazım. (Böyle bir savunuya geçmem kimin, neyi, ne için dediğini bilmeden yargılanamayacağını düşündüğümden)
Ayhan’ın yıllarca güldüğümüz bir filmden alıntı yapması Ayhan’ı terbiyesiz yapmaz.
Esas olan şudur ki; Ayhan da, Arda da o filmlerle büyüdüğü için küfür normalleşmiş onlar için.
Hepimiz için normalleşmiş bir şeydir küfür. Bir kez olsun direk olarak “Ananın amı Galatasaray” diyerek, direk hedef göstererek küfreden taraftarları yerden yere vurdunuz mu? Arda’nın ağzından ettiği küfürlerin ardından Galatasaray geliyor mu? Hepsi kendi yorumlarınız.

Küfür kültürümüz var bizim!
Biz bir yabancı insanla tanıştığımızda ilk öğrettiğimiz kelime “hassiktir” ve türevleri değil mi?
Bunları oturup iyice düşünmek lazım. Kendimize batırmak lazım çuvaldızı.
Ben yıllardır Kuştepe ve Dolapdere’de okuyorum. Etrafta gezen 3-5 yaşındaki çocukları birbirlerini “ananı sikerim senin” kovalıyor. O çocuklar büyüyor stada gelip küfrediyor. Sıkıntı varsa, çözüm küfürü 3-5 yaşındaki çocuğun ağzından kaldırmaktır.

Medya sektörü ağzı en bozuk sektördür. Bunu inkar edebilecek babayiğit var mı?
Yayın aralarında ne küfürler ediliyor bilmiyor muyuz? Yayına girmeden evvel canlı yayına girdiğini farketmeyen kaç kişinin ağzından küfür-hakaret duyduk biz. Edenler de sizdiniz. Şimdi küfürü ayıplayanlar da!
Bu kadar ikiyüzlü olmayın. Ya da olun çünkü bir gün foyanız ortaya çıkacaktır.

Neden bugün?
9 ay önce çekilmiş bu görüntülerin de neden bugün yayına verildiği konusunda da düşünmek lazım.
Saf olmayın hanımlar/beyler. Arda’ya yüklendikçe yüklenildi. Bu da son noktası oldu. Herkesin önünde Arda Galatasaray’a küfredenbir adamdır imajı yaratıp onu bu ülke sınırlarından göndermek niyetinde herkes.
Bak sonra bir de böbürlenecek bu adamlar kendileriyle şu şekilde: “Fena mı oldu Avrupa’ya gittiği. Bak şimdi dünya yıldızı. Biz git dedik. Bu yüzden dedik” diyecekler. İki yüzlüler!

Eee Galatasaray forması nerede?
Bu arada Arda Haklı Hanımlar/Beyler! Arda’nın isyanı endüstriyel futbola! Yok üstünde Galatasaray arması olan her forma Galatasaray formasıdır diyor bir de videoda! Koy bakayım sarı-lacivert renklerin üstüne bir Galatasaray arması oluyor mu? Neyse dağılmayalım. Ne diyorduk Arda’nın isyanı endüstriyel futbola. Yok bu renklerden kadınlar da alacakmış da o yüzden satışımızı artacakmış diye yaptık. Bir Galatasaray’lı her zaman parçalı forma giymek ister diyor Arda orada. “Eee Galatasaray forması nerede?” gibi süper bir cevabı ancak Arda verirdi! Çocuk küçükken sarı-kırmızı forma giyme hayalleri kuruyor sen veriyorsun pembe-altın sarısı forma!

Bunları yazmam küfürü savunmamdan değil. Bu videoyu bugün sızdıranların sanki hiç küfretmiyormuş gibi bir metin kullanarak haber yapması. İki yüzlülük yapması. Bize bunu yutturma çabaları. Çok yavansınız, çok sığsınız. Yazın bunu da yazın!

Kategorisi Genel0 Yorum

Bana futbolu sevdiren maç

Bu maçı hatırlar mısınız? Pek sanmam. Herkes o aralar Almanya’ya, İtalya’ya, Bulgaristan’a, İngiltere’ye, Romanya’ya bakardı. Gerisi teferruattı. Fakat bu maç o turnuvanın en ilginç maçıdır. O turnuva Euro ’96’dır. Hani bizim de gidip sıfır çektiğimiz turnuva.

Günlerden 19 Temmuz 1996. Ben salonda televizyonun dibindeyim. Gol oldukça şaşırıyorum. En şaşırdığım gol de, onradan Fenerbahçe’ye gelecek ve İlker Yasin’in hiçbir zaman adını doğru söyleyemeyeceği Beschasthnyk’in ayağından gelmişti. Arif Erdem’in Manchester United’a attığı gol gibidir o gol. Pavel Kuka’nın attığı golün şahaneliği de uzaktan gelen pastandır. İki takımın altın jenerasyonlarıyla sahadaydı. O günkü oyuncular ulusal takımlarını 10-15 yıl boyunca taşıdılar. Zira o günün genç ismi Nedved futbolu yeni bıraktı. Ayrıca Çek Cumuhriyeti de EURO ’96’nın finalindeydi. Finali kaybetse de gönüllerin şampiyonuydu. Bana futbolu sevdiren ve asla pes etmemeyi öğreten maçlardan biridir. Hatırlayın, hatırlatın bu maçı. Şahanedir..

Çek Cumhuriyeti kadrosu

Maç detayı

Kategorisi Genel0 Yorum

Beni Galatasaraylı yapan maç

 

Küçüktüm, ufacıktım. O aralar enişte-baba arasında kimin takımını tutacağım konusunda tatlı bir rekabet vardı. Ben bir Beşiktaşlı oluyordum, bir de Galatasaraylı. O ara başka takımlı da olamazdım sanırım şampiyonluklara bakılınca… Fakat yaş artık 6 olmuştu(!) ve kendimce bir karar vermeliydim. O günlerden mi hissettim bilmem ama doğru kararı verdiğime inanıyorum. Hatta o günkü maça bakınca kadrodaki Suat, Hakan, Arif, Tugay, Bülent beşlisinin 2000’de de UEFA zaferinde de bulunduğunu hatırlıyor ve istikrarın önemini tekrar vurguluyorum.

Bu maçın kahramanları Arif Erdem, Kubilay Türkyılmaz ve tabi ki spiker Ümit Aktan’dır. Arif’in golünü bütün maykıllar gelse çıkaramaz ama Kubilay Türkyılmaz ismi Galatasaray tarihinde unutulmaz! Hadi buyrun o günü kahramanlarından dinleyelim.

 

Kategorisi Genel0 Yorum

Futbola yüksekten bakanlara

Etrafımda her zaman futbolla bu kadar ilgilenişime “yüksekten bakan” kişiler oluyor. Sinir oluyorum onlara. Sohbetlerimiz esnasında futboldan örnekler vererek açıklamalar getirmeme böyle yaklaşanların da sayısı çoktur. Anlamayanların sayısı da… Fakat anlamayanlara kızamam. Anlamaları için futbolun birazcık kıyısından geçmiş olmaları gerekir. Geçmemişlerse anlamıyor olmalarına laf edemem. Anlamaları için yardımcı da olurum. Fakat bu konuda beni en önemli şey insanların futbolun nelere kadir olduğunu bir kez olsun bile anlamaya çabalamadan sadece vandalizmle ilişkilendirip beni ve benzeri kişilere ayrımcılık yapmaları.

Futbol bir çok farklı olguyla birlikte yoğrulur, gelişir, değişir. Medyanın en çok sevdiği haber türü kavga-savaş-ölüm olduğu sürece tabi ki futbolun en çok görünen tarafı şiddet kültürü ile yakınlığı olacaktır. Bu da insanların futbolu “vandal bir oyun” olarak nitelemelerine yol açacaktır. Fakat bu oyunun tarihsel, siyasal, sanatsal, düşünsel yanları da bulunmaktadır. 150 yıla yakın bir süredir var olan milyonlarca insanın münsabete girdiği, hayatının değiştiği, ülke yönetimlerine yön veren bir oyuna “yüksekten bakmak” kendini yüksekte görmektir.

Bebeto ortadaki futbolcu

Hayatı anlamlandırma biçimi

Hayat, kişinin başrolünde oynadığı senaryosunun doğaçlama yazıldığı bir hikayedir. Her hikayenin senaryosu da aslında birbirine benzer. Fakat  her hikaye birbirinden çok farklı ana olaylar etrafında anlatılır, yaşanır. Benimki de futbol oldu. Çünkü hayatı anlama yöntemime, yaşama şeklime futbol yön verdi. Okulda, sokakta sosyalleşme aracıydı, ev ziyaretlerinde uslu durma nedenim. Çocukluğundan Kubilay Türkyılmaz’ın Manchester United’a attığı golleri, Brezilya’lı Bebeto’nun “beşik sevincini” , Bulgar Stoichkov’u , Rus Beschastnykh’i, Çek Pavel Kuka’yı hatırlayan birinden başka bir şey beklenebilir mi? Veya ders arası yapılan bir maçı kaybedince derse 5 dakika geç giren birinden…

Bazen hayatta bazı şeyleri açıklayamazsınız bilindik kelimelerle ya da olaylarla. Yaşadığım olayları, o anki hislerimi anlamaya-anlatmaya çalışırken futbolun yardımı çok büyük oldu. Bir galibiyetin ancak takım oyunuyla gelebileceğini anladığım zaman paylaşımcılığı benimseyip bencilliği attım üstümden. Eğer her şey aleyhime gözükse bile 90 dakika bitmeden hiçbir şeyin bitmeyeceğini öğrendiğim için sonuna kadar ayakta kaldım. Bir hata yaparsam golü kalemde göreceğimi bilerek çok kere düşündüm bir adım atmadan evvel. Kötü .. Cezayir asıllı Fransız kaleci Albert Camus *(http://en.wikipedia.org/wiki/Albert_Camus#Football) boşuna etmemiş, “Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum” sözünü. Futboldan öğrenilecek çok şey var. Öğrendiğimde sizlerle paylaşacağım buralardan. Tek istediğim siz de futboldan bir şeyler öğrenmeye çalışın. En azından futbol sevenleri yargılamadan anlattığını ve futbolu anlamaya çalışın.

Kategorisi Genel0 Yorum


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Nisan 2011
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler