Archive | Spor Toto Süper Lig

Hak odaksız spor medyası

Beşiktaş’ta parasını alamayan sporcular haklarını hukuki yönden ararken, medya mağdur durumdaki sporcuları suçlayan nitelikte haberler yayınlıyor.

Yıldırım Demirören Beşiktaş’ın başına geçtiğinden beri kulübe maddi olarak yarattığı zarar gün geçtikçe arttı. Her başkanlık seçiminde de babasının koltuğuymuş gibi -artık babasının koltuğu demek de mümkün- mevkisine yapıştı ve “paramı verin başkanlık sizin olsun” tehditini savurmaktan da çekinmedi. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün başkanlık koltuğunu satın aldı ve kimsenin de gıkı çıkmadı.

Tam sayıyı bilmiyorum ama bugünlerde Beşiktaş’ın borcu 400 milyon TL’nin kapılarını tıklamakta. UEFA kriterleri de kapıda. Bu süreçte kulübün borçlandıkları arasında tabi ki sadece kurumlar veya Yıldırım Demirören yok. Futbolcular, basketbolcular, voleybolcular, hentbolcular, diğer sporcular, kulüp çalışanları, Ümraniye personeli vesaire. Hal böyleyken herkes alacaklarını tahsil etmek için hukuki yollara başvurmaya başladı.

Bu konudaki ilk haber, basketfaul.com sitesinde yer alan, takımın basketbol oyuncusu Bekir Yarangüme’nin başkanın makam otosuna yaptığı haciz işlemi oldu. Bu haberi çok okunan-yaygın medyada pek fazla göremedik. Daha sonra geldiklerinde omuzlarında taşınan ama bugünlerin belalı çetesinin üyesi Portekizli Hugo Almeida, FIFA’ya ihtar çekip parasını aldı. Ardından Holosko, Sivok ve Fernandes de aynı yöntemle paralarını aldı. Sonrasında ise Eurosport Türkiye kendi imzalı haberinde Fabian Ernst’in de aynı yöntemle parasını alma girişiminde bulunduğunu yazdı. Ve son olarak da Nihat Kahveci’nin aynı yöntemle alacaklarını tahsil etmek için girişimlerde bulunduğu haber TRTSpor ‘dan geldi. Ferrari, Del Bosque, Tigana, Zapotocny’yi saymadım bile.

Derdim futbolcuların paralarının alıp alamamalarından çok, spor medyasında bu haberlerin nasıl yazıldığı.

Görsel TRTSpor.com.tr adresinden alınmıştır.

Sabah.com.tr : Kadıköy’de, ezeli rakibi Fenerbahçe’ye yenilen Beşiktaş’a bir darbe de futbolcusu Almeida vurdu. Portekizli oyuncunun geçtiğimiz ay FIFA’ya başvurup “Ücretim zamanında ödenmiyor” diyerek ihtar yazısı gönderdiği ve Beşiktaş’ı şikayet ettiği öğrenildi.

Eurosport Türkiye : Yakaladığı çıkışın ardından son üç maçını kaybeden Beşiktaş’a Fabian Ernst’ten de kötü haber geldi. Maddi sıkıntılar ile mücadele etmek zorunda kalan siyah-beyazlılar’da orta sahanın dinamosu Alman futbolcu alacaklarını tahsil edemediği gerekçesiyle FIFA’ya başvurdu.

TRTSpor.com.tr: (Anasayfasındaki manşet) – Bir darbe de ondan - Udinese ve Ferrari’yle mahkemelik olan, futbolcularının alacaklarını ödeyemeyen Siyah-Beyazlılar’a son darbe Nihat Kahveci’den geldi. . İşte bu olumsuz şartlarda bir de Nihat Kahveci’nin geçmişten kalan alacakları nedeniyle mahkemeye başvurduğu ortaya çıktı. Yaklaşık 2 milyon 440 bin Euro alacağı bulunan yıldız futbolcunun icra takibi başlattığı, Beşiktaş cephesinin itiraz için 1 hafta süresinin bulunduğu kaydedildi.

Görüldüğü üzere tüm haberlerde hakkı olanı isteyen ve bu açıdan hukuki süreçlere başvuran futbolcuların, Beşiktaş’a darbe vurduğu yönünde yazılmış. Haberlerde kullanılan bu dile göre futbolcular Beşiktaş’ın bu zor günlerinde kulübüne böyle bir şeyi yapmamalılar çıkarımına varmak mümkün. (bknz. İşte bu olumsuz şartlarda bir de Nihat Kahveci’nin geçmişten kalan alacakları nedeniyle mahkemeye başvurduğu ortaya çıktı.-TRTSpor) Bu durumda şu soru akıllara geliyor: Beşiktaş Jimnastik Kulübü , geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi olan sözleşmeli futbolcusunun hakkı olan emeğinin karşılığı parayı sporcusuna vermeyerek, onun ailesine ve hayatına bir darbe vurmuyor mu? 

Yazılan bu haberlerde kullanılan dile göre hakkını aramak suçlu olmak manasına geliyor. Hele ki bu suçu Beşiktaş’a, Galatasaray’a karşı falan işlemek suçların en büyüğü haline getiriliyor. Fakat Türkiye spor medyası (bu genellemenin dışında kalanlara saygım sonsuz) İtalya, İspanya, İngiltere gibi liglerde sporcuların yaptığı hak arama eylemlerini öve öve bitiremeden sayfalarında, ekranlarında yer veriyor. Sonrasında da en oturaksız hayıflanma sorusu geliyor: “Bizim futbolcularımız neden sendikalaşmıyor? Biz de neden böyle bir eylem yapılmıyor?”

Bu ülkede spor medyası sporcuların hakkını aradığı haberleri bu şekilde, bu dille yayınladıkça sporcular sendikalaşamayacak. Çünkü bu şekilde medya sporcuyu kulübe düşman, dolayısıyla kulübüne aşık taraftarına da düşman konuma getiriyor. Halbuki tam tersini yapsa, mesela “Ernst hakkını arıyor” manşeti atsa ya da “Futbolcuların hak mücadelesi” dese bu konuda bir kamuoyu yaratıp belki de medyanın bu etkisiyle futbolcular daha kolay örgütlenebilecek. (Tabi ki bu konuda başka engeller de var ancak ben medya ayağını eleştirmekteyim bu yazımda.) Ama ülkemin medyası bu tür başlıkları atmak, bu tür eleştirileri için altındaki koltuğunu kaybedebileceği korkusunu da göğüslemek zorunda kalıyor. Ya da bu tür bir eleştiri yaptığında “Ne oldu, Vatan’dan istifamı ettin Güntekin?” sorusunun muhatabı olmak zorunda kalıyor. Ne zaman, yaygın medyada yukarıda verdiğim örnekler gibi başlıkları görmeye başlarız, ne zaman Vatan Gazetesi, Milliyet Gazetesi (ikisinin de sahibi Demirören olduğu ve konu da Beşiktaş’tan çıktığı için örnek verilmiştir. Yapmışlarsa da gözümden kaçmış.) spor servisleri bu tür hak haberlerini manşetten vermeye başlayabilir, o zaman yavaş yavaş sporcu sendikaları kurulabilir. Şirket-patron yandaşı spor gazeteciliği değil de, hak odaklı spor gazeteciliği talebimi de buradan duyurayım.

Bitişi de aşağıdaki fotoğrafla yapalım. Sloganı şöyle dönüştürelim:
Baba Hakkı yarattı. Demirören dağıttı. 

 

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Beşiktaş, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

Yeni ‘Güneş’: Tolga Zengin

Fatih Terim ona “Dasaev” diye sesleniyor; o ise, Şampiyonlar Ligi’nde kariyerinin en parlak günlerini yaşarken “Şenol Güneş olmayı” hayal ediyor. (HaberVesaire – 26.11.2011)

Şampiyonlar Ligi’nde beklenenin üzerinde başarı elde Trabzonspor, bir sonraki tura çıkma şansını koruyor. Çarşamba akşamı Avni Aker’de “maçın adamı” Arjantinli orta saha oyuncusu Gustavo Colman seçilse de, İnter’le yapılan iki karşılaşmada da kaleciTolga Zengin’in performansı da göz ardı edilemez.

Futbola Trabzon’un en eski kulüplerinden Trabzon İdmanocağı’nda başlayan Zengin, 10 Ekim 1983, Artvin, Hopa doğumlu. Kaleci olmasaydı öğretmen olmak istediğini söyleyen başarılı isim 15 yaşına geldiğinde şehrin Süper Lig’deki temsilcisi Trabzonspor tarafından keşfedilip kulübün altyapısına katıldı. Aynı yıl milli takım formasını ilk kez sırtına geçirdi ve  2006’ya dek 29 kez giydi. 12 Nisan 2006’da Azerbaycan’la yapılan özel maç için ilk kez Fatih Terim tarafından A takıma çağrıldı ve 90 dakika sahada kaldı.

İlk maçta dört gol

1998’de katıldığı Trabzonspor’un kalesini ise Süper Lig’de ilk kez 2 Ekim 2005’de Galatasaray karşısında, hem de Ali Sami Yen’de korudu. O karşılaşmada, çalkantılı bir süreçten geçen Karadeniz ekibinin başında sadece bir maçlığına görev yapan Orhan Çıkrıkçı vardı.  Ve Tolga Zengin kalesinde 4 gol birden görmüştü. Maçı tribünden izleyen biri olarak genç kaleci için, “Yarın manşetlerde yine genç bir kaleciyi harcayacağız” diye geçirmiştim içimden. Ancak Çıkrıkçı’nın yerine getirilen Vahid Halilhodzic de ona sezon sonuna dek 10 maçta forma verdi. Takımın birinci kalecisi değildi ancak takip eden iki sezonda da sık sık ilk 11’de yer buldu.

Kendi takımında istikralı şekilde forma bulmamasına rağmen Euro 2008 kadrosuna alınması tartışmalara yol açmıştı. Hepsi bir yana, 2008 grup elemelerinde hiç bir maçta kadroya alınmamıştı. (Eleme maçlarında Türkiye’nin kalesi Hakan Arıkan, Orkun Uşak, Serkan Kırıntılı, Volkan Demirel ve Rüştü Reçber’e emanet edilmişti.) Nitekim turnuva boyunca da görev şansı bulamadı. (Almanya ile oynanan yarı final maçında sakat oyuncularımızın da çok olması nedeniyle üçüncü oyuncu değişikliği gerektiğinde orta saha ya da forvet olarak oynatılması konuşulmuştu.) Peki yukarıda sayılan isimler dururken neden Tolga Zengin tercih edilmişti? Rüştü Reçber, 2007’deYeniŞafak’taki röportajında bu soruyu şöyle cevaplamıştı:

Rüştü Reçber: “Halefim Tolga”

“Kaleci olarak yerime Tolga’yı düşünüyorum. Genç ve yetenekli biri. Ümit ediyorum çok daha iyi yerlere gelecek.” Aynı haberde Rüştü, Fatih Terim’in Tolga hakkında araştırma yaptığı da belirtmişti.

Turnuva dönüşü de parlak değildi Tolga için: Birinci kaleci olarak başladığı 2008/09 sezonunda, sekiz maçta 11 gol gördü kalesinde. Tony Sylva’nın transferiyle oturmaya başladığı kulübeden ise uzun süre kurtulamayacaktı. Ta ki, ekibinin yıllar sonra şampiyonluk mücadelesi verdiği 2010/11 sezonunda, kendisinden sonra gelerek takımın kalesini teslim alan Onur Kıvrak sakatlanana kadar… Tolga, Şenol Güneş döneminde ve yıllar sonra gelen bu şansı iyi değerlendirdi.

Trabzonspor, Tolga’nın kalede olduğu Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk beş karşılaşmada 5 gol yedi. Bu sıradan bir istatistik gibi görülebilir. Ancak özellikle Inter’le oynanan iki maçtaki üstün performansı olmasa ne yenen gol sayısı bununla sınırlı kalır, ne de önemli bir başarı olarak nitelenen 5 puan toplanabilirdi.

Trabzon’da Şenol Güneş olmak 

Süper Lig kariyerine Galatasaray’dan 4 gol yiyerek başlayan Tolga, geldiği noktayı “Kötü bir başlangıç yaptım sonra çıkışa geçtim… Birden zirveye çıkmaktansa emin adımlarla çıkmak daha güzel” diye değerlendiriyor, Trabzon merkezli bir internet sitesine.

Fatih Terim’in ona eski Sovyet Rusya’nın efsane kalecisi Rinat Dasaev’in adıyla sesleniyordu. Bugün 28 yaşındaki Tolga, 2007’deki bir röpörtajda ise bu duruma alıştığını söylemişti. Dasaev, 70’lerin sonu ve 80’ler boyunca milli takım kalesini domine etmişti. Dasaev’in “akranı” Şenol Güneş ise, benzer bir başarıyı Türkiye hem de takımı adına gerçekleştirdi, ki onun ardından Trabzonspor formasını yıllar boyunca çıkarmayan bir kaleci gelmedi.

“Yeni Şenol Güneş”in en güncel adayı Tolga Zengin. Kendisi de hedefinin bu olduğunu doğruluyor.

İlk İnter maçının ardından adı Avrupa’nın önde gelen kulüpleriyle anılmıştı. Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’nde bir sonraki tura çıkması ve Tolga’nın formunu sürdürmesi bu olasılığı güçlendirebilir. Ancak Türkiye’de kalması halinde kendisine koyduğu bu “yerel” hedef de hiç az değil.

(VA/GT)

Kategorisi 1-Futbol, İnceleme, Spor Toto Süper Lig, Trabzonspor, Türkiyeden Futbol0 Yorum

En iyisi Trabzonspor

Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez katılan en iyi Türkiye takımı Trabzonspor. Devler liginde 1999/2000 sezonundan itibaren ilk iki maçında 4 puan alan takımların ise yüzde 72’si bir sonraki tura çıktı.

Volkan Ağır (HaberVesaire-30/09/2011)

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon ülkemiz futbolunu temsil eden Trabzonspor önceki gece Lille karşısında elde ettiği bir puanla B grubunda liderliğini sürdürdü. Bordo-Mavili ekip, ilk defa katıldığı Şampiyonlar Ligi grup aşamasındaki ilk iki maçının sonunda topladığı 4 puan ile Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katıldıkları ilk sezonlarındaki ilk iki maç performansını geride bıraktı.

Devler liginde Türkiye takımları

Eleme usulünde oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda gruplara ayrılması, puan toplama esasına dayanan lig usulünün getirilmesi ve turnuvanın bugünkü ismini alması 1992’de olmuştu. Takımların yarıştığı dünya futbolunun bu en önemli ligine katılan ilk takımımız 1993/94 sezonunda Galatasaray’dı. Sarı-kırmızılı ekip katıldığı ilk turnuvada Barcelona, Monaco ve Spartak Moskova’nın bulunduğu grupta ilk iki maç sonunda 2 puan kazanıp üçüncü sırada yer almıştı.

Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez 1996/97 sezonunda katıldı ve ilk iki maçının ardından 1 puanda kalıp üçüncü sırada yer edinebilmişti. Turnuvaya ilk kez 1997/98 sezonunda katılabilen Beşiktaş ilk iki maçının ardından 3 puan alsa da bu puan bir sonraki tur için yetersiz kalmıştı. Devler ligine ilk kez geçtiğimiz yıl giden Bursaspor ise ilk iki maçının ardından 0 puanla grubunun son sırasındaydı.

Ligdeki ilk sezonunda ilk iki maçında 4 puan toplayan Trabzonspor Türkiye takımları arasında “en iyi ilk sezon” performansını gösteren takım olmakla kalmadı, turnuva istatistikleri göz önüne alındığında bir sonraki tura çıkma şansını da oldukça arttırdı.

Kritik eşik aşıldı

Tarih, ilk iki maç sonunda alınan sonuçların Şampiyonlar Ligi’nde bir sonraki tura çıkma başarısını getirdiğini söylüyor. Grup maçları sonunda ilk iki sırada yer alan takımların bir üst tura yükselmesi kuralı 1999/2000 sezonunda getirilmişti. Ve o sezondan itibaren ilk iki maçında 4 puan toplayan 66 takımın 47’si (bir başka ifadeyle yüzde 72’si) bir sonraki tura çıktı. (İlk iki maçında 4 veya daha fazla puan kazanan takımların ikinci tura çıkma oranı ise yüzde 83.)

Galatasaray 2000/01 sezonunda ilk turu 3 puanla bitirse de bir sonraki tura çıkmıştı. Aynı yıl ikinci turda da ilk iki maçını 4 puanla bitirmiş ve çeyrek finalde Real Madrid ile mücadele etme hakkı elde etmişti. 2007/08 sezonuda ilk turu gruplu ikinci turu elemeli oynanan Şampiyonlar Ligi’nde yer alan Fenerbahçe ise Inter, CSKA Moskova ve PSV Eindhoven’ın bulunduğu grupta ilk iki hafta sonunda 4 puan kazanmış ve Chelsea ile karşılacağı çeyrek finale kadar yürümüştü.

Tecrübe değil matematik

Yıllarca Avrupa kupalarından her elendiğinde “Henüz yeterli tecrübemiz yok” ve benzeri avuntularla geçindi temsilcilerimiz. Takımın yeni kurulması, teknik direktörün takımı tanıma süreci, hatta ve hatta eylülde oynanan ilk şampiyonlar ligi maçının ardından “Henüz hazır değiliz” (ki “başka ne zaman hazır olacaklardı” diye sorası geliyor insanın) cümlelerini de sıkça duymuştuk. Fakat en tecrübeli zamanlarında katıldıklarında bile ilk iki maçlarında 4 puana ulaşamadıkları için, Galatasaray’ın 2001/02 sezonundaki istisnası dışında, bir sonraki tura geçemedi.

Turnuvanın “tecrübesiz” ekibi Trabzonspor’un ikinci tura çıkması değil, elenmesi sürpriz olarak değerlendirilmeli. (VA/GT)

 görsel: UEFA.com

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, İnceleme, Manşet, Trabzonspor, Türkiyeden Futbol0 Yorum

Niteliksiz nicelik süreksizdir

 

Bugün Galatasaray’ın maçını izledim. İlk 22 dakikasını kaçırdım fakat sonradan gördüm o 22 dakikayı izleseydim yazacak daha çok kötü şey bulurdum. Galatasaray gazabımdan iyi kurtuldu yani.

Eve girip televizyonu açar açmaz Eskişehir’in santra yaptığını gördüm. Ayağımın uğurlu geldiğini düşündüm ki çok da uğurlu değilmişim ki zira gol Gökhan Zan’dan gelmiş sevinirken bir de Galatasaray armasını öpmüş. Üzüldüm. Galatasaray’da bir süre daha kalmaya devam edebilir çünkü. Ah bir de Felipe Melo gol attı ki 2 haftadır Galatasaray’ın puan almasındaki neticeye katkı olarak destek vermesi niceliğe bağımlı taraftarın beklentilerine mükemmel bir karşılık veriyor.

Galatasaray’ın oyununa gelelim. Açık ve netim: Beğenmedim. Beğenilecek de bir bazı kısımlar var ama yetersiz yine de. Selçuk’un, Elmander’in, Riera’nın  ve Ujfalusi’nin formunu bulması takım için önemli bir artı. Fakat, bir takımın genel başarısı kişilerin performanslarının iyi olmasını beklemeye bağlanamaz. Bu yüzden bugünkü bireysel performansların iyi oluşu Galatasaray’ın çok iyi olduğu konusunda kimseyi yanılgıya düşürmesin.

Bugün Galatasaray’ın olumlu sinyal verdiği tek alan orta sahada yapılan baskının artmış olmasıydı. Bunun dışında yakalanan kontra atak fırsatlarının cömertçe harcanması takımdaki yetenek eksikliğinin sonucuydu. Engin Baytar çok iyiydi, Kazım çok çalıştı, Felipe Melo gol attı harikaydı falan lafları insanın kendisini avutması için söyleyebileceği büyük yalanlar.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Felipe Melo çok iyi futbolcu olsaydı, taraftarın sevgisini futboluyla kazanmaya bakardı. Fakat geldiğinden bu yana oyunundan çok tribünlere yaptığı yalakalıklarla gündemde. Yok pitbull sevinci, yok tribüne yaptığı coşturucu hareketler. Şu İBB maçında kırmızı kartı göreydi de ben o zaman görürdüm bugün şişirilen Felipe Melo’nun yerden yere vuruluşunu..

 

Bugün Galatasaray’ın bir tane, sapasağlam, akılla ve fikirle organize olarak geliştirilmiş kaç atağı var sormak isterim? Biri topu alıyor, biri de boşa kaçıp o topu alıyor. Ve bunun gol atmak, rakibi ekarte edilmek adına yapılışına şahit bir kaç kere olabildik. (şu anda tekrarını da izliyorum da maçın, Hasan Şaş’ın 16. dakikada Sabri’nin yaptığı orta sonrası verdiği sıkıntılı yüz ifadesi memnuniyetsizliğin göstergesi)

Galatasaray’ı izlemek için bir neden bir heyecan arıyorum bu aralar ama pek bulamıyorum. Engin Baytar’la, Kazım’la, Felipe Melo’yla, Gökhan Zan’la olmaz bu iş diyorum. Daha organize, ayağı iyi top yapan ve affetmeyen forvetlere sahip takımlar karşısında bu haliyle Galatasaray fark yiyebilir. Şaşmam. Şu anda bu takım Inter, Liverpool, Real Madrid maçlarının ilüzyonuyla yoluna devam ediyor. Trabzon maçını, Beşiktaş maçını bekleyelim sonra tekrar görüşürüz.

Ek olarak koşu istatistiklerine kafalarını takmış olanlara şunu hatırlatayım. Hiç bir maçta hiç bir futbolcu 11bin metre koşmuyor. 11bin metre kat ediyor. Yani 11bin metre yürüse de en çok koşan oyuncu o gözükecek. Bu yüzden takılmayın bu sayılara bu kadar. Özellikle bu istatistiğe. Diyeceğim şu ki, çok koşmak değil verimli koşmak daha mühimdir..

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

Türkiye futbol tribünlerinde şizofrenik durumlar

1 haftadır Fenerbahçe-Manisaspor maçındaki kadın taraftarlar üzerine yazamamış olmanın getirdiği huzursuzluk bir yana bu süre içerisinde durum üzerine gözlem yapma fırsatımın olması fena olmadı. Bir kaç kadın taraftarla konuyu konuştum. Maça giden taraftarların yazılarını okudum. Twitter mesajlarına baktım ki sosyolojik analizler düzülebilir haklarında. Köşe yazıları okumadım. Her köşe yazarını okumayı da sevmiyorum zaten. Köşeyi kapan kendini çok bir şey sanıyor bazen, hoş olmuyor. Keşke o köşeler yerine eli yüzü düzgün dünyadan haber kısımları olsa da.. neyse..

En azından RadyoVesaire’deki radyo programımızda dile getirebildim bir çok şeyi de biraz olsun rahatladım. Hem orada konuştuklarımı hem de daha sonradan üzerine düşündüklerimi, ürettiğim soru ve analizlerimi hatta ve hatta komplo teorilerimi buraya yazayım..

Hayat kurtaran eşitlikçi klişelerle başlayayım. Bir ceza olarak kadınların maça girebilmesi tamamen anlamsız ve aşağılayıcı bir durum. Bu karar çıktığında kimi bloglara girip baktığımda “Artık Annelerimiz de maç izleyebilecek” başlığı ile karşılaştım. Arkadaşımızın adı Harun. Eğer bloglarken bir rumuz kullanmıyorsa kendisi bir erkek. Başlığın altında kısa bir yazı var. O yazıda da bu sevincini şöyle açıklamış:

“Çünkü kadınlarımız stada giremiyor korkuyorlardı..hatta çocuklarınıda bu yüzden stada dahi yollamıyorlardı..benim halam 42 yaşında ve 42 yıldır fenerbahçeli olmasına rağmen ilk defa yarın stada gönlü rahat bir şekilde oğlunuda alıp gidecek..bu onu belkide futbola daha bağlı yapacak..futbol sevgisi arttıkça artacak..”

Bu blogger arkadaş TFF bu kararı alana kadar kendisi bir karar alıp 42 yıldır gönlü rahat bir şekilde maça gidemeyen halasını alıp bir kere maça götürme girişiminde bulunmuş mu kendisine sormak isterim? Eğer böyle bir girişimde bulunmamışsan halanın 42 yıldır maça gidememesi konusunda suçu biraz da kendinde ara. Senin olduğun bir alana halan giremiyorsa takkeyi önüne koy ve düşün lütfen. (kişiye yüklenme niyetim yok ama bu kişi somut bir örnek sunuyor ve eminim ki bu kişi ve kişinin halası bu konuda yalnız değiller. yani bu yazdıklarımı her takımdan herkes üstüne alınabilir)

Maç öncesi yapılan geyikleri eleştirmeyeceğim fazla, zira o geyikleri eleştirmek o söylemin sürekliliğini değiştirmeyecek. Maç sonrası yapılan geyikler de aynı şekilde. Fakat kadınların attığı twitler, açtığı pankartlar konusunda söyleyecek sözlerim çok. Hepsi bir şizofrenik duruma tekabül ediyor ve erkek egemen bilinçaltının ortaya fırladığı patlama anları.

“Erkekleri aratmayacağız” diyenler vardı maçtan önce.. Maç içinde de “Babalarının kızları, Fenerbahçe aşkını tribünde yaşatır” pankartı açan da. Ve bunları söyleyenleri övenimiz de çok oldu. O konuya sonra geleceğim de, bunları söyleyen ve destekleyen kadınlarımızın şunun farkında olmadıkları çok açık. “Seyircisiz maçlara kadınlar ve çocuklar bedava alınsın” kuralı kadınların erkekleri aratmamaları için değil, kadınların erkeklerin yaptıklarını yapmayacakları öngörüsüyle çıkartılmıştı. Ama kadınlarımız erkekleri aratmamakta ısrarlıydı.

Yukarıda bahsettiğim pankartı açan kadınların şizofren durumlarına ne demeli? Babalarının küfür edip etmediğini bilemem ama o gün, o kadınlar stadyumdalarsa babalarının Fenerbahçe aşkını yaşarken ağzından çıkardığı küfürler nedeniyle orada bulunabildiler. Ve inatla da bu aşkı devam ettirdiklerini göğüslerini gere gere yazmışlardı. Sağolsunlar 61. dakikada da bu aşkı devam ettirdiler.

Radyo programımızda Utku çok güzel bir soru sordu: “Annesiyle maça gidebilen o küçük çocuk annesine, babasının neden onlarla birlikte gelemediğini sorduğunda annesi çocuğuna ne cevap verecek? ‘Baban çok küfür ediyor ve sahaya yabancı maddeler atıyor evladım’ mı diyecek?” Küfür etmediği halde o maça giremeyecek erkeklerin suçu erkek olmak mı? Erkek olmak küfür etme potansiyelini arttırıyor mu?

“Futbol stadları erkeklerin alanlardır” geyiğine hiç girmeyeceğim. Ama futbol stadlarında erkek egemen söylem hakimdir dersek yeridir. Zira 43bini biletli geri kalanı da kapıların açılmasıyla stadı dolduran 55bin kadın ve çocuğun 61. dakikada ettiği erkek egemen söyleme giren küfürlü tezahüratı hepimiz duyduk. İşte değişmesi gereken şey buydu. Fakat bu durumda değişen bir şey olmadığı yine görüldü. Bu durumu gündeme getirmeyen medya kuruluşları ve bu kuruluşlarda çalışanların %95′i, bu durumu cezasız bırakan TFF, bu tezahüratı içeri sızmış olma ihtimali olup kadınları gaza getirmiş olabilecek bir kaç erkeğe yükleyen Spor Bakanı Suat Kılıç daha ilk denemede sınıfta kaldılar.

bu konuda daha da yazacaklarım var.. başka zamanlara ayıralım artık bunu da.. komplo teorilerimi de ilerleyen yazılara sakladım.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

Galatasaray ve göz boyamak

 

Tam zamanlı işe girdik, iki kelime yazamaz olduk şu sayfalara. Bir de radyo programında bazı şeyleri dile getirmenin getirdiği tembellikle iyice boşladık blogu. Neyse ki, Onur Seçkin gibi, güzel dostlarımız, takipçilerimiz var da yazı yazma motivasyonu yaratıp, gecenin bir saatinde uykuyu bir kenara bıraktırıyorlar.. Sağ olun, var olun şimdiden..

Galatasaraylılığımızdan ötürü iki maçını da tamamen izleme buldum Galatasaray’ın. İstanbul Büyükşehir Belediye Spor maçıyla bir girizgah yapalım.

İBB lige çıktığından bu yana, artan istikrarıyla ve kendinden daha yüksek maddi değere sahip takımları yenmesiyle başarılarını normalleştirmeyi başardı. Bunda en büyük pay tabi ki Abdullah Avcı’nın. Kendisiyle gıptayla takip edip, saygıla takdir ederken, sevgiyle öpüyorum.

Kimsenin elinde sihirli değnek yok

Fatih Terim’in her gelişi 96-2000 yılları arasındaki başarının geleceği beklentisini her zaman beraberinde getirdi. O kadar ki; o dönemdeki yetenekli jenerasyon ve Hagi’nin liderliği hep gözardı edilir oldu. Hatta o takımın yabancılarını çıkarıp yetenekli yerlilerle oluşturan A Milli Takım’ın başarıları da unutuldu. Ve Fatih Terim her gelişinde sanki elinde sihirli bir değnek varmış gibi karşılandı. İkinci gelişinde böyle bir yetisinin olmadığını kanıtlamasına karşın “Allah’ın hakkı üçtür” kontenjanından bir kez daha aynı beklentilere sahip çok Galatasaray’lı var. Bu Galatasaraylıları pohpohlayacak, gözlerini boyayacak, kimi köşe yazarları ve yorumcular hariç, medyamız da mevcudiyetini sürdürmekte. Fakat ne İBB ne de Samsunspor karşısında oynanan futbolun ahım şahım bir yanı yoktu.

Ligin ilk hafta mücadelesinde Fatih Terim bizi yine şaşırtmadı. Hazırlık döneminde mayasının tuttuğuna inandığı Sabri’li orta saha, Gökhan Zan’lı defans ilüzyonuna kendini kaptırınca İBB’nin galibiyetini kolaylaştırdı. Fiorentina, Hamburg ve Atletico Madrid serüveninde 100′den fazla, Çek Cumhuriyeti Milli Takımı’nda da 41 maçta Ujfalusi sağlamcı ve sert bir stoper profiliyle tanıttı kendisini. Tecrübesinin ve pozisyon bilgisinin getirisiyle zaman zaman da, hatta yokluk zamanlarında sağ bek oynayabilecek potansiyeli olan Çek oyuncuyu Gökhan Zan gibi facia bir stopere sahipken banko sağ bek başlatmanın çok büyük bir hata olduğunu geç de olsa maç içinde anlayabildi Terim. Zira ikinci yarı ideal defans dörtlüsüne geri dönüldü Yekta’nın ikinci yarıda orta sahaya monte edilmesiyle. Ama pahalıya patladı bu durum da.

“Galatasaray’a git. Fatih Terim’i tanırım. Çok iyi biriyle çalışacaksın” öğüdüyle Eboue’nin transferinde etkin bir rol oynayan Arsene Wenger’i bile şaşırtacak kararları vardı Fatih Terim’in. Kariyerini sağ bek olarak geliştirip, Bacary Sagna’nın gelmesiyle sağ kanat oynamaya başlayan ve daha önce sol açıkta oynadığına da şahitlik edenin kırmızı bültenle arandığı Eboue’den bir sol bek yaratma derdi kendini gösterdi İmparator’un. Malum hazırlık kampları ve maçları sayesinde. Eboue’nin ters ayaklı olmasından yaralanıp hazır Hasan Şaş da yardımcısıyken yeni bir Hasan Şaş yaratma çabasından mıdır bilinmez ama Eboue’nin sol açık oynaması nasıl bir etkisizlik yarattı takımda herkes gördü. Elinde o bölgede oynayabilecek genç yetenek Emre Çolak’ı değerlendirmekten neden korktu Fatih Terim şahsen anlam veremedim. Riere niye oynamadı gibi toplara girmeyeceğim. İlk maçta ilk 11′de oyanasa ve kötü performans gösterse bir de yenilgi gelince onu da asardık. (topa girdim topu kaptım kontradan golü de attım galiba..)

Muslera’nın hatasıyla gelen gole girip de laf ebeliği yapmayacağım. Taffarel’in de yan top zaafı vardı hatırlatalım. O Taffarel’in yeri doldurulamadı çoğu kişi için. Gelelim orta sahaya. Ne Melo, ne Selçuk , ne Ayhan ne de Yekta bu takımın beyni olacak oyun aklına sahip değil. Yetenekleri tartışılır, çünkü yetenek görecelidir bir yerde. O yeteneğe sahip tek isim Selçuk ve Yekta’da da biraz potansiyel var. Ama ikisi de Galatasaray’ı sırtlayıp götüremez. Felipe Melo bakkala bile götüremez. Hatta gözleri gören, cesur ve vicdanlı hakemlerin yönettiği maçlarda yarı yolda bırakır. Daha ilk maçında Mahmut Tekdemir’e arkadan attığı kafanın görül(e)memesi ve kırmızı kartın gösteril(e)memesi bir hafta sonra attığı golle iyice gözümüzü boyadı. O pozisyonu görebilece ve kartı gösterebilecek bir hakem olsaydı, Samsunspor maçında o golü atamayacaktı. Bu yüzden ben Melo’nun attığı gole sevinmiyorum Samsunspor maçında. Haksız bir goldü o..

 

Samsunspor maçının götürdükleri

Çaktırmadan Samsunspor maçına da geçiş yapmış oldum. İkinci maçta ideal defans dörtlüsüne dönüldü. Eboue ise ancak kıtlık zamanında oynatılıp verim alınabileceği orta sahada başladı maça. Solda Riera ilk kez göründü. Takımda Servet, Riera değişikliği vardı bir tek pozisyon değişiklerinin dışında. Elindeki kadronun ideale yakınıyla sahaya çıktı Galatasaray. Bir çok ismi olan ama benim Ali Sami Yen demeye devam edeceğim, kendi sahasında olmanın avantajıyla baskıyla başlanan oyunda başka türlü gelmesi zor olan bir golle öne geçildi. Melo’nun uzaktan denediğini bilmeyen. Yine de o gole sevinmedim ben. Sevimsiz de bir goldü zaten. Golün de rehavetiyle bal yapmayan arı vızıldamaya devam etti fakat Riera ve Kazım’ın kanat etkisizlikleri fazla bal toplamaya elverişli olmadı. Hadi Riera “takıma uyum” mavrasıyla es geçilebilir eleştirirken de Kazım’ın kanattaki etkisizliğini bir ben mi görüyorum. O kanatta oynaması gereken Pino iken, en azından Kazım’dan daha iyi bir alternatifken gönderilmesi çok anlamsızdı. Pino’nun yerine birinin alınmaması daha da kanıtladı 2 kere yazdığım Galatasaray’ın transfer politikasızlığını.

Samsun maçında ikinci yarının başlarında facia Gökhan Zan’ın 30 yaşından sonra aklına gelen defanstan topu oyuna sokma yeteneğini geliştirme çabası olumsuz sonuçlanınca “ilahi adalet”e inanan; Adnan Sezgin’le aralarında, Ziya Doğan-Ayman ilişkisi olduğuna inanmaya başladığım Mustafa Sarp’a hediye bir gol verildi. İşte bu dakikadan sonra Galatasaray’ın kadro vahameti daha da falza hortladı. Aynı ilk maçta olduğu gibi Engin Baytar ve Sercan’ın oyuna girerek takımın kurtarıcıları rolü üstlenmeleri beni hüzünlere sürükledi. Bu oyuncular madem kurtarıcılardı da Bursaspor ve Trabzonspor’da neden kadro dışı bırakıldı, üzerine düşünmek lazım.

 

Kapatmadan önceki paragrafımda biraz Elmander’i öveyim de yiğidin hakkı yiğide gitsin. Johan’ın attığı gole lafım yok. Lincoln’den beridir yaşanılan, Sabri’ninkilerle avunmak zorunda bırakıldığımız uzaktan şut eksiğimizi giderdi İsveçli. Bundan sonra ondan böyle daha çok gol görürüz. Ama Sercan verdiği pasa akıl dolu demek, genç oyuncunun topu ilk kontrol edemeyişini es geçmek olur. Sonrasında da elinde tek seçenek olarak kalan topuk pası opsiyonunu kullanması da şanslı olmasına verilebilir. Şansı Elmander gibi aç bir oyuncuyla oynaması. Elmander’e alkış gönderirken, Sercan’a bol çalışmalar diliyorum. Yoksa Bursaspor menşeili top kontrolü zayıf bir Hakan Şükür’e daha merhaba diyeceğiz.

Galatasaray’a öneriler

Samsunspor maçından alınan 3-1′lik galibiyet gereğinden fazla şişirildi. Şişirenler hem medya hem de taraftarlar oldu. “Vay Melo ne gol attı” , “vay Sercan’ın topuk pası neydi be” , “Riera gün geçtikçe oturur” , “bu takım şampiyon olur” gibi hülyalara dalmaya gerek yok. Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi transferde ne kadar hatalı davrandıklarını, “Ocak’a kadar bu forvet üçlüsü bizi idare eder” ve “Liderimizin takım içinden çıkmasını bekliyorum” açıklamalarıyla kabul ettiler. Ocak’a kadar bu takımın en az 5 maçta daha, beraberlik ya da mağlubiyetle, puan kaybetmesi muhtemeldir. Ocak’tan sonra ise bana göre orta sahada takıma liderlik yapabilecek, takımın temposunu ayarlayabilecek ve atak özellikleri gelişmiş Rosicky, Nasri, van der Vaart gibi bir oyuncu lazım. Harry Kewell kalsaydı, belki Misimovic kalsaydı, bu işi layıkıyla yerine getirebilirdi. Bu ismi Galatasaray transfer komitesi bulabilir demek isterdim gönül rahatlığıyla ama gidip Engin Baytar gibi bir oyuncuyu da alabilirler. Ayrıca eğer 4-3-3′te ısrar ediliyorsa sağ ve sol açığa da birer oyuncu gerekmetedir. Ağustos’un ortasında takımdan ayrılan Arda’nın ardından gelen parayla bu oyuncunun yerini kapatamamış olmak , üstüne de gittiği için Arda’ya yüklenmek bir yönetim zaafıdır.

Yönetimin ve Fatih Terim’in eldeki malzemeyle ocak ayına kadar maksimum verimi almak için duacı olması ve ocak ayında da, şampiyonluk yolunda süper derin kadroya sahip Beşiktaş ve Trabzonspor ile baş edebilmek için 3 bilemedin 5 oyuncuyla anlaşılması gerekir. Ocak ayına kadar da takım 4-4-2 dizilişiyle oynamalıdır ki ileri top götüremeyen bu etkisiz kanat organizasyonlarının zaafı ileride kalabalık oyuncu sayısıyla telafi edilebilsin. Yoksa Meleke’nin de dediği gibi “bu takım nasıl gol atacak?”

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, İnceleme, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

Galatasaray transferleri ve taraftarları üzerine bir kaç bir şey

 

Her şeyden önce 19 Haziran 2011′de Galatasaray’ın transfer politikasızlığı üzerine bir yazı yazmıştım. O günden beridir de hiçbir şeyin değişmediğine şahit olduk. Bir tek Eboue transferi yerinde diyebiliriz o kadar.

Ünal Aysal, başkanlık koltuğuna oturur otururmaz gerçekleşmeme ihtimali yüksek olan klişe vaatlerle başladı işe. 3 yıldız alacaktı. En geç temmuzun başında bitecekti güya bu transferler. Ama olmadı. Olmayacağı da çok belliydi. Olmaması da iyi oldu. Emeklilik dönemi için gelecek Forlan’a, Atletico Madrid’de meydanı boş bulup yıldızını parlatmak isteyecek Reyes’e ihtiyacı da yoktu zaten bu takımın. Üstelik forvet bölgesi ve yabancı sayısı kalabalık olan bir takımın hiç ihtiyacı değildi bu iki isim. Mesela Lucas Neill gibi geriden oyun kurabilme artısı olan bir oyuncunun gönderilip ve yerine bir ton bonservis ödenip Ujfalusi’nin de alınması o kadar gereksiz bir hamleydi. Sırf Atletico Madrid’den 3 oyuncu alacağım hırsı ve o 3 ismin arasında bulunduğu için geldi Ujfalusi bence.

Sonrasında yine gereksiz isimlerle iletişime geçildi. Gereksizliklerini kötü oyuncu olmaları nedeniyle değil, fiyat ve gelecekleri bölgedeki kalabalıklık nedeniyle söylediğim bu isimler Felipe Melo, Podolski ve bilimum ortaya atılan isimlerdir.. Sürekli ve tekrar tekrar Forlan isminin gündeme gelmesi, Forlan’ın transferinin zorlanması, Keita’nın tekrar gündeme gelmesi çok anlamsız işlerdi. Ve hepsi tek kapıya çıkıyordu: Galatasaray’ın belli bir transfer politikası yoktu. Olmadı da. Durup dururken hiç de gündemde olmayan Engin Baytar’ın transferi bunun göstergesidir. Trabzonspor yollarını ayırmak istemeseydi Engin Baytar alınırdı diyen var mı aranızda?

Bir dönem Muntari’nin takıma gelmesi gündeme geldi. Gereksiz ve anlamsız benzetmeler yapıldı bir anda Muntari’ye. Mustafa Sarp’ın siyah olanıymış, o-bu-şu varken ne gerekmiş, attan inip eşeğe binmekmiş Muntari’nin gelmesi falan. Unutmayın ki o beğenilmeyen Muntari Dünya Kupası 4.’sü Gana’nın en iyi oyuncusudur. Appiah yokken takımın lideridir. Gana da futbol ülkesi mi arkadaş diyerek burun kıvıranlar yurt dışında üst düzey liglerde kaç Ganalı var bir baksınlar isterim.. Bunun yanında kiralık olarak bir sene kalacak balon ötesi bir oyuncu olan Felipe Melo’nun seneye gitme ihtimali yüksekken, seneye de takımda kalması muhtemel bonservissiz gelecek Muntari çok iş yapardı bu takımda. Zokora ne ise Muntari de odur.. Inter’de Şampiyonlar Ligi Kupası’nı ben kaldırmadım, Muntari kaldırdı.

Riera transferini eleştiren kafayı da anlamıyorum. Evet yine Forlan,Podolski diyip Riera mı alınacaktı arkadaş denilebilir. Ama bu durum Galatasaray’ın transfer politikasızlığından ibarettir. Bu politikasızlık içerisinde Riera gibi Espanyol’dan bu yana oynadığı futbol ve ağırlıklı olarak uzaktan şutlarla attığı gollerle sevdiğim beğendiğim bir oyuncunun takıma katılması beni tatmin etti. Arda’nın yerine değil de farklı bir oyun taktiğine monte edileceğini düşünelim. Arda’nın yerine geldiğini düşünürsek o açık kapanmaz.

Riera’yı da , Muntari’yi de , Felipe Melo’yu da, Engin Baytar’ı da beğenmeyebilirsiniz, gelsin gelmesin diyebilirsiniz. Kariyeri sizi tatmin etmeyebilir. Bunlar olanaklı şeyler.. Ama transferleri eleştirirken ben “yeni stadımıza bu adamı izlemeye mi gideceğim?” şeklindeki yorumlar yapmayın. Ben o stada Galatasaray’ı izlemeye gidiyorum. Oyuncuları değil. Mustafa Sarp’ı da izlemeye gittik, Hagi’yi de izledik. O formayı sırf bu bakış açısı yüzünden potansiyel genç yetenekler giyemiyor. Sonra da altyapıdan oyuncu çıkmıyor deniyor.. Böyle çelişki olmaz.. Bu kadar da dağınık bir yazı olmaz.. Genel bir toparladık işte.. ve bıraktım dağınık kaldı..

 

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

Fenerbahçe şike yaptığını kabul etmiştir

Herkes şike konusu hakkında bir şeyler atıp tutuyor, yazıp duruyor. Bende yaptım bu dediklerimi az buçuğundan.. Sonuçta ne olup bittiğini bilemiyoruz ne yazık ki. Elalem News of the World’u canlı yayında sorguluyor, bizimkiler içeriden yalan yanlış belgeler sızdırıyor.. Düpedüz bir saçmalığın içerisinde devam ediyor bu şike soruşturması.

Doğruluğundan emin değilim ama Fenerbahçe etrafında başlatılan ve devam eden soruşturmanın adımlarını takip ettikçe Fenerbahçe’nin şike yaptığına inanıyor insan. Ben adımları takip ediyorum sadece ve vardığım nokta bu..

Fenerbahçe maçı öncesi Emenike’nin transfer söylentileri çıktı. Sakat olduğu için oynatılmayacağı falan söylendi. Sonrasında sezon biter bitmez Emenike Fenerbahçe’ye transfer oldu. Şike operasyonu başlar başlamaz ifadesine başvurulan ilk isimlerden biriydi Emenike. Bugün ise Spartak Moskova’nın yolunu tutmak üzere. Pürüzler giderilince Moskova’ya gidebilir hem de 10 milyon Euro’ya. Emenike’nin 7+2 Milyon Euro edip etmediği tartışması bir yana dursun, Fenerbahçe’nin oynatmadan satmak “zorunda” kaldığı Emenike transferi hakkında yapılan yorumlara bir bakalım.

Kimi diyor ki; Fenerbahçe düşme ihtimaline karşın elinden yabancıları çıkarmaya başladı. Düşerse maddi yükü çok olan yerli oyuncularının parasını veremeyecek. Bu transfer bu yüzden gerçekleşti. Bir de Fenerbahçe’nin hisseleri çok düştü, nakit sıkıntısı da var, nasıl olduysa Fenerium para basıyordu?, hazır parayı buldu sattı.

Transferin para için yapıldığı çok net. Zaten bir transfer para için yapılmıyorsa neden yapılır? Ama nakit elde etme nedeni “ya düşersek maddi durumumuz ne olur?” refleksiyle yapılmış bir B planı ise Fenerbahçe yönetimi düşme ihtimalini göz önünde bulunduruyorsa, böyle bir şeye olanak tanıyorsa şike yaptığını kabul etmiş bile çoktan. Bu çok açık ve nettir. Eğer ki biri birine bir itham da bulunuyorsa ve bunun karşısında dimdik durup, “Bunların hepsi yalan”  diyemiyorsa, ki Fenerbahçe hiçbir zaman çıkıp da şike yapmadık demedi, diyemedi, şike yaptığını kabul etmektir bu. Operasyon başlar başlamaz taraftar grupları “bizler şike yapmadık” demesine karşın FB yönetimi bekleyip duruma göre açıklama yaptığına göre yaptığı açıklamalarda da “biz şike yapmadık” diyemediğine göre şu anda Fenerbahçe düştükten sonra neler yaşanacağının planlarını yapmakta. İsim değişikliği dedikoduları da bunu göstermiyor mu?

İlk günlerden bu yana Kulüpler Birliği’nin desteğini almaya çalışan, hatta Bank Asya Kulüplerini bile etki altına alan, hatta taraftarı galeyana getiren yönetim bunların hepsini zaman kazanmak için yaptı belli ki. Şu açıklamasını da hiç unutamam Fenerbahçe’nin. “Yapılanlar kişileri etkiler. Fenerbahçe camiasını bağlamaz” (bunun gibi bir şeydi.) Yani Aziz Yıldırım şike yapmış olabilir ama Fenerbahçe’ye bir şey yapamazsınız demektir bu.. Ama o kişi kulüp başkanıysa ve kulübü etkileyen bir şey yapmışsa kişi de kulüp de gider..

Bana kalırsa şu yaşananlardan verdiğim kısa kesitlere bakınca Fenerbahçe şike yaptığını kabul etmiştir.

Kategorisi 1-Futbol, Fenerbahçe, Manşet, Türkiyeden Futbol0 Yorum

Fotospor FB taraftarının yanında

Mevzu hakkındaki yorumumu okumak için tıklayınız.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

Kronolojik olarak şike operasyonu(güncellenmekte)

Futbolda şike iddialarına yönelik bir çok ilde düzenlenen operasyonlar çerçevesinde, Türk futbolunun önemli isimleri gözaltına alındı. 3 Temmuz Pazar günü başlayan bu önemli operasyonda yaşanan gelişmeleri takipç etmek oldukça zor bir şey. Neyse ki benim gibi tek bir kişi tarafından yönetilmeyen sporx güzel bir özetle mevzunun kronolojisini yapmış.

Düzenlenen operasyonun ilk anından itibaren yaşanan ve yaşanacak tüm gelişmeleri bu haberimizden an be an takip edebilirsiniz.  Yeni gelişmeler oldukça da bu haber güncellenecektir… (güncellenme zamanı: 06.07.2011-04:46)

  • Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler, futbolda şike iddialarına ilişkin teknik takibin ardından İstanbul’da bazı evlere sabah saatlerinde operasyon düzenledi.
  • Gözaltına alınanların “organize suç örgütü kurmak, şike ve teşvik primi dağıtmak” suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı öğrenildi.
  • Şike soruşturmasının Eskişehirspor-Trabzonspor (0-0), Eskişehirspor-Fenerbahçe (1-3), Sivasspor-Fenerbahçe (3-4) maçlarını kapsadığı iddia edildi.
  • (09:00 – 3 Temmuz) Sabah saatlerinde Aziz Yıldırım’ın Üsküdar’daki evine giden polis ekiplerinin Aziz Yıldırım’ı gözaltına aldığı haberleri ajanslara düştü. Gözaltından önce Yıldırım’ın evinde arama yapıldığı öğrenildi. Yıldırım, evinde gözaltına alındıktan sonra polis aracına binidirildi.
  • (09-30 – 3 Temmuz) Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Spor Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu ve Eskişehirspor Sportif Direktörü Ümit Karan’ın da aralarında bulunduğu kişiler pazar günü sabahı gözaltına alınarak Vatan Caddesi’ndeki emniyete getirildi.
  • (09:30 – 3 Temmuz) İstanbul’da başlatılan operasyon çerçevesinde, sabah saatlerinde Fenerbahçe Spor Kulübünün Şükrü Saraçoğlu Stadı’ndaki başkanlık binasına gitti ve burada da uzun süreli arama yapıldı.
  • (09:30 – 3 Temmuz) Fenerbahçeli yönetici İlhan Ekşioğlu’na ait Antalya’nın Serik ilçesindeki Belek Turizm Merkezi’nde bulunan otelinde de yaklaşık 5 saat süren arama gerçekleştirildi.
  • (10:15 – 3 Temmuz) Bir çok ilde düzenlenen operasyonlar çerçevesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, futbolda şike iddialarına ilişkin başlatılan operasyon çerçevesinde, Ankara’da 4 kişiyi gözaltına aldı. Bu kişilerin bir menajer ile Gençlerbirliği kulübünde çalışan bazı kişiler olduğu bildirildi.
  • (10:15 – 3 Temmuz) Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz operasyonla ilgili olarak gözaltına alınan bir başka isim oldu.
  • (10:20 – 3 Temmuz) Şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, Gençlerbirliği futbolcusu Mahmut Boz, gözaltına alındı.
  • (10:55 – 3 Temmuz) Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Nevzat Şakar, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma çerçevesinde gözaltına alındığı yönündeki haberlerin doğru olmadığını açıkladı.
  • (11:00 – 3 Temmuz) Trabzon Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü ekipleri Trabzonspor Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nde de inceleme gerçekleştirdi.
  • (11:00 – 3 Temmuz) Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener ve Asbaşkan Nevzat Şakar’ın odalarında kapsamlı arama yapılması istenildi. Yapılan aramada, polislerin bir dizüstü bilgisayardaki bilgileri kopyalayarak İstanbul’a gönderdiği öğrenildi.
  • (11:03 – 3 Temmuz) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, futbolda şike iddialarına ilişkin başlatılan operasyon çerçevesinde, eski Diyarbakırspor Kulüp Başkanı Abdurrahman Yakut’u gözaltına aldı.
  • (11:45 – 3 Temmuz) Soruşturma kapsamında, Sivasspor kalecisi Korcan Çelikay’ın Bolu kampında gözaltına alındı ve İstanbul’a getirildi.
  • (11:45 – 3 Temmuz) Eş zamanlı gerçekleşen operasyonda Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun ile geçtiğimiz sezon Sivasspor’da oynayan ve Eskişehirspor’a transfer olan Mehmet Yıldız da gözaltına alındı.
  • (11:45 – 3 Temmuz) Sabah saatlerinde düzenlenen operasyon kapsamında Sivasspor Kulüp binası ve tesislerinde de arama yapıldı.
  • (11:50 – 3 Temmuz) İstanbul Polisi’nin yürüttüğü operasyon kapsamında İzmir’de gözaltına alınanların isimlerinin Adanaspor Teknik Direktörü Levent Eriş, yardımcısı Serdar Berkin, Altay Kulübü Genel Müdürü Erman Ertaş ve Tarık Özartan olduğu öğrenildi.
  • (11:50 – 3 Temmuz) Fenerbahçeli Futbolcu Emre Belözoğlu’nun daha önce mesajlaştığı kuzeni Volkan Bahçekapılı gözaltına alınanlar arasında yer aldığı bildirildi.
  • (11:55 – 3 Temmuz) Operasyon çerçevesinde Fenerbahçe’ye transfer olan  ve geçtiğimiz sezon Kardemir Karabükspor’da forma giyen Emanuel Emenike ile Eskişehirspor’da forma giyen Sezer Öztürk gözaltına alındı.
  • (12:05 – 3 Temmuz) Mersin’de, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, Mersin İdmanyurdu Kulübü Asbaşkanı Beşir Acar ve tribün lideri Murat Tanış gözaltına alındı.
  • (12:20 – 3 Temmuz) Bank Asya 1. Lig takımlarından Giresunspor Kulübü Başkanı Ömer Ülkü, eski genel kaptan Hakan Karaahmet ile Giresunspor taraftarlar Derneği Başkanı Özden Tütüncü gözaltına alındı.
  • (13:05 – 3 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, bazı yönetici ve futbolcuların gözaltına alınması ve kulüp binasının aranmasıyla ilgili olarak Fenerbahçe Kulübü’nden açıklama yapıldı.
  • (13:30 – 3 Temmuz) Futbol Federasyonu Profesyonel Futbolcu Tescil İşleri Müdürü Haldun Şenman’ın da gözaltına alındığı öğrenildi.
  • (14:00 – 3 Temmuz) Türkiye Futbol Federasyonu’ndan, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturmayla ilgili yapılan açıklamada “Sağlıklı bilgiler oluşur oluşmaz kamuoyunu aydınlatacak gerekli açıklamalar yapılacaktır” denildi.
  • (14:05 – 3 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın avukatı Rezzan Epözdemir, başkan Yıldırım’ın durumdan hoşnutsuz olduğunu, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili hiçbir şüphesinin olmadığını söyledi.
  • (14:05 – 3 Temmuz) Avukat Rezzan Epözdemir, gözaltına alınan Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu’nun da avukatı olduğunu ve Mosturoğlu ile de görüştüğünü, 3 yönetici ve kulüp mali işler müdürü Tamer Yelkovan’ın gözaltında olduğunu belirtti.
  • (14:10 – 3 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir ile yönetici Semih Özsoy da Emniyet Müdürlüğüne gelerek, avukatlardan son durumla ilgili bilgi aldılar.
  • (15:30 – 3 Temmuz) Soruşturma kapsamında, Gençlerbirliği’nin eski yardımcı antrenörlerinden Cengiz Demirel’in de gözaltına alındığı bildirildi. Ayrıca Almanya’da bulunan Gençlerbirliği futbolcularından Serkan Çalık’ın ifadesine başvurulmak için çağrıldığı öğrenildi.
  • (17:50 – 3 Temmuz) Altay Kulüp Müdürü Erman Ertaş, teknik direktör Levent Eriş, Fenerbahçeli futbolcu Emre Belözoğlu’nun yeğeni Volkan Bahçekapılı ile menajerler Tarık Özertem, Özden Arslan ile Serdar Berkin’in, İstanbul’a getirilmelerinin ardından Haseki Hastanesinde sağlık kontrolleri yaptırıldı. 6 kişi, sağlık kontrolleri sonrasında emniyete götürüldü.
  • (18:00 – 3 Temmuz) Bir grup Fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın futbolda şike iddialarına yönelik olarak İstanbul’da düzenlenen operasyon çerçevesinde göz altına alınmasını protesto etti.
  • (18:22 – 3 Temmuz) Giresunspor eski başkanı Olgun Peker’in, ”Organize suç örgütü oluşturarak, maçların skorlarını baskı ve tehdit ile etkilediği” gerekçesiyle o dönemde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz tarafından başlatıldığı bildirildi.
  • (19:40 -3 Temmuz) Eskişehirspor Kulübü Başkanı Halil Ünal, teknik direktör Bülent Uygun, sportif direktör Ümit Karan ile futbolculardan Mehmet Yıldız’ın sözleşmelerinin dondurulduğunu açıkladı.
  • (10:35 – 4 Temmuz) Futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildi.
  • (11:25 – 4 Temmuz) Bank Asya 1. Lig takımlarından Giresunspor basın sözcüsü Fatih S. ve gazeteciler C.S, A.Ş, M.Y, M.E, Giresunspor Taraftarlar Derneği üyeleri S.K, H.K ve S.E’nin evlerine sabah saatlerinde polis tarafından operasyon düzenlendi ve 8 kişi gözaltına alındı.
  • (11:46 – 4 Temmuz) Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Nurullah Edemen, bazı ulusal ve yerel medya organlarında futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alındığına ilişkin yayınlanan haberlerin yalan olduğunu söyledi.
  • (12:40 – 4 Temmuz) Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaklaşık 2 saat 15 dakika kalan Yıldırım, emniyete götürülürken gelişinin aksine hastanenin arka kapısında çıkarılarak polis aracına bindirildi.
  • (12:55 – 4 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu, bir araya gelerek futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma ile ilgili değerlendirme yaptı. Toplantının ardından, kulübün internet sitesinde süreç ile ilgili açıklamada bulunuldu.
  • (14:11 – 4 Temmuz) Giresun’da gözaltına alınan Giresunspor basın sözcüsü ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu 8 kişi ile daha sonra yakalanan 2 kişi, İstanbul’a götürüldü.
  • (14:45 – 4 Temmuz) Teknik direktör Yılmaz Vural ve futbolcu İbrahim Akın’ın ifadelerine başvurulacağı öğrenildi.
  • (15:44 – 4 Temmuz) Şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında Fenerbahçeli yönetici İlhan Ekşioğlu’nun da gözaltına alındığı bildirildi.
  • (17:00 – 4 Temmuz) Bazı bilgilere sahip olduğunu öne süren Karabük’teki bir gazetecinin, talebi doğrultusunda ifadesi alındı. Kentteki bir internet sitesinin imtiyaz sahibi ve sorumlu editörü Ergün B. (40), futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında bazı bilgilere sahip olduğunu ilgili makamlara ulaştırmasının ardından, Karabük İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesinde bilgisine başvuruldu.
  • (17:30 – 4 Temmuz) Fenerbahçe Spor Kulübü, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, yayın yasağı getirilmesini istedi.
  • (18:10 – 4 Temmuz) İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma hakkında, ”Soruşturma sürüyor, söylenecek herhangi bir şey yok” dedi.
  • (19:45 – 4 Temmuz) Sorgusu devam eden ve sabah saatlerinde hastaneye kaldırılan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın yeniden hastaneye götürüldüğü öğrenidli.
  • (09:30 – 5 Temmuz) Sorguları tamamlanan ve aralarında Mehmet Yıldız ile Olgun Peker’in de bulunduğu 15 kişi adliyeye sevkedildi.
  • (10:20 – 5 Temmuz) Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın ekibi ile birlikte bilgi almak için İstanbul Emniyet Müdürdüğü’ne gideceği öğrenildi.
  • (10:37 – 5 Temmuz) Fenerbahçe İkinci Başkanı Şekip Mosturoğlu, Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz ve Eskişehirspor Sportif Direktörü Ümit Karan’ın da aralarında bulunduğu 11 kişi sağlık kontrolünden geçirildi.
  • (11:15 – 5 Temmuz) Soruşturma kapsamında gözaltına alınan isimlerden Fenerbahçeli futbolcu Emmanuel Emenike ve Sezer Öztürk, Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Sivasspor’da kiralık olarak forma giyen kaleci Korcan Çelikay ve Fenerbahçe Altyapı Sorumlusu Cemil Turan kontrol için Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildi. Sağlık kontrolü işlemleri yapılan bu kişiler, yeniden emniyete götürüldü.
  • (12:00 – 5 Temmuz) Fenerbahçeli yönetici İlhan Ekşioğlu sağlık kontrolünden geçirildi.
  • (12:55 – 5 Temmuz) İlhan Ekşioğlu ve Fenerbahçeli futbolcu Emre Belözoğlu’nun yeğeni Volkan Bahçekapılı’nın aralarında da bulunduğu 9 kişi, kontrollerinden ardından emniyete götürüldü.
  • (13:15 – 5 Temmuz) Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesine getirilen Giresunspor Başkanı Ömer Ülkü, Diyarbakırspor Kulübü eski Başkanı Abdurrahman Yakut, Giresunspor eski Başkanı Olgun Peker ile Türkiye Futbol Federasyonu eski yöneticilerinden Haldun Şenman, futbolcu Mehmet Yıldız, Adanaspor Teknik Direktörü Levent Eriş, Talat Emre Koçak, Halil Köntek, Özcan Üstüntaş, Çoşkun Çalık, Hakan Karaahmet, Özden Tütüncü, Serdar Belçin, Murat Tanış ve Beşir Acar’ın sorgusuna başlandı.
  • (14:40 – 5 Temmuz) Futbol Federasyonu Mehmet Ali Aydınlar, şike iddiaları hakkında bilgi almak için adliyeye gitti.
  • (14:50 – 5 Temmuz) Şike soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan ancak sağlık durumu kötüye gittiği için hastaneye kaldırılan Aziz Yıldırım’ın anjiyo olmasına karar verildi.
  • (15:00 – 5 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü’nün yayın yasağı talebine cevap verildi. Sarı-lacivertlilerin bu isteği reddedildi.
  • (15:40 – 5 Temmuz) TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, adliyeden ayrıldıktan sonra Vatan Caddesi’nde Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’la görüştü.
  • (16:20 – 5 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a öğleden sonra anjiyo yapıldığı açıklandı.
  • (16:50 – 5 Temmuz) Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın gözaltında yaşadığı sağlık sorunlarının ardından Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu da sağlık sorunları sebebiyle hasteneye kaldırıldı.
  • (18:27 – 5 Temmuz) Fenerbahçe Kulübü’nün yöneticileri, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) yöneticileri ile biraraya geldi.
  • (18:40 – 5 Temmuz) Şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan Adanaspor Teknik Direktörü Levent Eriş, Sivasspor’dan Eskişehirspor’a transfer olan futbolcu Mehmet Yıldız, Halil Köntek ve Özcan Üstüntaş savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Öte yandan Giresunspor Başkanı Olgun Peker’in de aralarında bulunduğu 18 kişi ise tutuklama talebi ile mahkemeye sevk edildi.
  • (20:40- 5 Temmuz) Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, yaşanan olaylarla alakalı olarak kulüp başkanlarıyla görüşme kararı aldı.
  • (21:41-5 Temmuz) Fenerbahçeli futbolcu Emre Belezoğlu, Türkiye Futbol Fedrasyonu’nun İstinye’deki binasına giderek Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ile görüştü.
  • (21:46 – 5 Temmuz) Anadolu Ajansı’nun haberine göre Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) eski Başkanı Mahmut Özgener’in de ”şüpheli” olarak ifadesine başvurulacağı öğrenildi.

Kategorisi 1-Futbol, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol0 Yorum

Takip et // Follow

ibra etmiyoruz

Facebook Hayran Sayfası

RadyoEfektifpas

YASAKÇI ZİHNİYETLER DOSYA PAYLAŞIM SİTELERİNİ KAPADIĞI İÇİN BİR SÜRE BANT KAYITLARIMIZI BU SİTEDEN YAYINLAYAMAYACAĞIZ. EN KISA ZAMANDA BU SORUN ÇÖZÜLECEKTİR.

Kulübeden Gelen Sesler

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

Bülent Korkmaz – 3

Johan Cruyff

‘Salvador’ Guti

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Tribünün sesi

Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!