Archive | İnceleme

Yeni ‘Güneş’: Tolga Zengin

Fatih Terim ona “Dasaev” diye sesleniyor; o ise, Şampiyonlar Ligi’nde kariyerinin en parlak günlerini yaşarken “Şenol Güneş olmayı” hayal ediyor. (HaberVesaire – 26.11.2011)

Şampiyonlar Ligi’nde beklenenin üzerinde başarı elde Trabzonspor, bir sonraki tura çıkma şansını koruyor. Çarşamba akşamı Avni Aker’de “maçın adamı” Arjantinli orta saha oyuncusu Gustavo Colman seçilse de, İnter’le yapılan iki karşılaşmada da kaleciTolga Zengin’in performansı da göz ardı edilemez.

Futbola Trabzon’un en eski kulüplerinden Trabzon İdmanocağı’nda başlayan Zengin, 10 Ekim 1983, Artvin, Hopa doğumlu. Kaleci olmasaydı öğretmen olmak istediğini söyleyen başarılı isim 15 yaşına geldiğinde şehrin Süper Lig’deki temsilcisi Trabzonspor tarafından keşfedilip kulübün altyapısına katıldı. Aynı yıl milli takım formasını ilk kez sırtına geçirdi ve  2006’ya dek 29 kez giydi. 12 Nisan 2006’da Azerbaycan’la yapılan özel maç için ilk kez Fatih Terim tarafından A takıma çağrıldı ve 90 dakika sahada kaldı.

İlk maçta dört gol

1998’de katıldığı Trabzonspor’un kalesini ise Süper Lig’de ilk kez 2 Ekim 2005’de Galatasaray karşısında, hem de Ali Sami Yen’de korudu. O karşılaşmada, çalkantılı bir süreçten geçen Karadeniz ekibinin başında sadece bir maçlığına görev yapan Orhan Çıkrıkçı vardı.  Ve Tolga Zengin kalesinde 4 gol birden görmüştü. Maçı tribünden izleyen biri olarak genç kaleci için, “Yarın manşetlerde yine genç bir kaleciyi harcayacağız” diye geçirmiştim içimden. Ancak Çıkrıkçı’nın yerine getirilen Vahid Halilhodzic de ona sezon sonuna dek 10 maçta forma verdi. Takımın birinci kalecisi değildi ancak takip eden iki sezonda da sık sık ilk 11’de yer buldu.

Kendi takımında istikralı şekilde forma bulmamasına rağmen Euro 2008 kadrosuna alınması tartışmalara yol açmıştı. Hepsi bir yana, 2008 grup elemelerinde hiç bir maçta kadroya alınmamıştı. (Eleme maçlarında Türkiye’nin kalesi Hakan Arıkan, Orkun Uşak, Serkan Kırıntılı, Volkan Demirel ve Rüştü Reçber’e emanet edilmişti.) Nitekim turnuva boyunca da görev şansı bulamadı. (Almanya ile oynanan yarı final maçında sakat oyuncularımızın da çok olması nedeniyle üçüncü oyuncu değişikliği gerektiğinde orta saha ya da forvet olarak oynatılması konuşulmuştu.) Peki yukarıda sayılan isimler dururken neden Tolga Zengin tercih edilmişti? Rüştü Reçber, 2007’deYeniŞafak’taki röportajında bu soruyu şöyle cevaplamıştı:

Rüştü Reçber: “Halefim Tolga”

“Kaleci olarak yerime Tolga’yı düşünüyorum. Genç ve yetenekli biri. Ümit ediyorum çok daha iyi yerlere gelecek.” Aynı haberde Rüştü, Fatih Terim’in Tolga hakkında araştırma yaptığı da belirtmişti.

Turnuva dönüşü de parlak değildi Tolga için: Birinci kaleci olarak başladığı 2008/09 sezonunda, sekiz maçta 11 gol gördü kalesinde. Tony Sylva’nın transferiyle oturmaya başladığı kulübeden ise uzun süre kurtulamayacaktı. Ta ki, ekibinin yıllar sonra şampiyonluk mücadelesi verdiği 2010/11 sezonunda, kendisinden sonra gelerek takımın kalesini teslim alan Onur Kıvrak sakatlanana kadar… Tolga, Şenol Güneş döneminde ve yıllar sonra gelen bu şansı iyi değerlendirdi.

Trabzonspor, Tolga’nın kalede olduğu Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk beş karşılaşmada 5 gol yedi. Bu sıradan bir istatistik gibi görülebilir. Ancak özellikle Inter’le oynanan iki maçtaki üstün performansı olmasa ne yenen gol sayısı bununla sınırlı kalır, ne de önemli bir başarı olarak nitelenen 5 puan toplanabilirdi.

Trabzon’da Şenol Güneş olmak 

Süper Lig kariyerine Galatasaray’dan 4 gol yiyerek başlayan Tolga, geldiği noktayı “Kötü bir başlangıç yaptım sonra çıkışa geçtim… Birden zirveye çıkmaktansa emin adımlarla çıkmak daha güzel” diye değerlendiriyor, Trabzon merkezli bir internet sitesine.

Fatih Terim’in ona eski Sovyet Rusya’nın efsane kalecisi Rinat Dasaev’in adıyla sesleniyordu. Bugün 28 yaşındaki Tolga, 2007’deki bir röpörtajda ise bu duruma alıştığını söylemişti. Dasaev, 70’lerin sonu ve 80’ler boyunca milli takım kalesini domine etmişti. Dasaev’in “akranı” Şenol Güneş ise, benzer bir başarıyı Türkiye hem de takımı adına gerçekleştirdi, ki onun ardından Trabzonspor formasını yıllar boyunca çıkarmayan bir kaleci gelmedi.

“Yeni Şenol Güneş”in en güncel adayı Tolga Zengin. Kendisi de hedefinin bu olduğunu doğruluyor.

İlk İnter maçının ardından adı Avrupa’nın önde gelen kulüpleriyle anılmıştı. Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’nde bir sonraki tura çıkması ve Tolga’nın formunu sürdürmesi bu olasılığı güçlendirebilir. Ancak Türkiye’de kalması halinde kendisine koyduğu bu “yerel” hedef de hiç az değil.

(VA/GT)

Kategorisi 1-Futbol, İnceleme, Spor Toto Süper Lig, Trabzonspor, Türkiyeden Futbol0 Yorum

Ligimizin kalitesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Süper Lig’in tepesindeki takımların puan kayıpları Türkiye’deki futbolun kalitesiz olduğunu gösterir mi?
(HaberVesaire) 

Spor Toto Süper Lig’de geride kalan haftalar, oynanan futbolun kalitesizliği üzerine bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Puan tablosunda 20 puanı geçen tek takımın bulunmasının üzerinden ligin kalitesiz olduğunu söylemek kimi yorumculara göre doğru kimisine göre yanlış.

Şike soruşturması nedeniyle ertlenen ve bir ay geç başlayan Süper Lig’de oynanan futbol bir çok yorumcuyu ve izleyiciyi memnun etmiyor. Saha zeminlerinin kötülüğü, oyuncuların futbol yeteneği açısından yetersiz olduğu düşüncelerinin yanı sıra sıkıştırılmak zorunda kalan fikstür de bu kalitesizliğin etkenleri arasında gösteriliyor. Dokuz hafta sonra lig sıralamasında takımların puanlarının birbirine yakın oluşu da bu kalitesizliğin somut bir sonucu olarak öne sürülüyor.

Ligin kalitesi takımların topladığı puanlarla açıklanabilir mi? Bu soruyu ve sık maç oynamanın kaliteye etkisini üç yorumcudan cevaplamasını istedik.

Maç başı puana göre kalite 

Bugüne kadar 10 maç oynayan Fenerbahçe maç başına 2,1 puan, Galatasaray ve Manisaspor 1,8 ve Orduspor 1,7 puan topladı. Dokuz maç oynayan İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Beşiktaş 1,7 puan, Trabzonspor ise 1,6 puan aldı. Alp Ulagay’ın önerisine göre maç maçına toplanan bu puanlar ligin kalite standartlarının yükseğe yakın olduğunu gösteriyor.

Benzer istatistiği şu anda dünyanın en kaliteli ligi olarak gösterilen İspanya La Liga’ya uyguladığımızda 10 hafta sonunda ilk altıda yer alan takımlar Real Madrid (2,5), Barcelona (2,4), Levante (2,3), Valencia (2,1), Sevilla (1,7) ve Malaga (1,6) şeklinde sıralanıyor. İngiltere’de ise 10 hafta sonunda sıralama Manchester City (2,8), Manchester United (2,3), Newcastle United (2,2), Chelsea (1,9), Tottenham (2,1) ve Liverpool (1,8) şeklinde.

Son yıllardaki atağıyla, özellikle de seyir zevki olarak, İtalya Serie A’yı geride bırakan Almanya 1. Ligi’nde ise 11 hafta sonunda durum şöyle: Bayern Münih (2,2) , Schalke 04 (1,9), Borussia Dortmund, Werder Bremen ve Mönchengladbach (1,8), Stuttgart (1,6).

Futbolcuların yorumları da ligimizde kalite düzeyinin yüksek olduğunu işaret ediyor. Şu anda “süperliği” tartışılan ligimizin en kariyerli oyuncularından Trabzonsporlu Didier Zokara 3 Ekim’de verdiği bir ropörtajda aynen şöyle diyor:

“İngiltere ve İspanya liglerini bu tartışmada hep bir kenara koyarım. Ama geri kalan ligler içerisinde, Türkiye Ligi’ni Almanya Ligi ile aynı klasmanda sayabilirim. Fransa Ligi’nin Türkiye’den daha düşük bir düzeyde ve cazibe içinde oynandığını söyleyebilirim.” 

Beşiktaş’ta forma giyen yıldız isim Guti ise “Gelen futbolculardan sonra ligin kalitesi de her geçen gün artıyor. Türk futbolcusunun da kalitesi artıyor. İlerleyen zamanlarda Türk futbolu da Avrupa’daki çok önemli liglerin arasında olacaktır” sözleriyle bu konuyu farklı bir yönden yorumlarken tartışmaları arttırıyor.

Yorumcuların yaklaşımı, futbolcuların görüşü ile birleştiğinde sonuç olarak ligimizin kalite standartının yüksek bir seviyede olduğunu söylememiz mümkün. Ancak seyirci sayısı ve maçların yayınlandığı ülke sayısının bu “kaliteye” orantılı olarak artmaması hala alacak yolumuz olduğunu gösteriyor. Yayıncı kuruluş, Türkiye Futbol Federasyonu ve bilet fiyatlarını belirleyen kulüpler de kendilerini düşen görevleri titizlikle yaparlarsa seyir zevki yüksek ve marka değeri artma eğilimi göstermeye başlayacak bir lige daha hızlı kavuşabiliriz.

Alp Ulagay (Hürriyet) : “Takımların arası açılmış ise o lig kalitesizdir” 

Ben bir ligin kalitesini ölçmek için takımların hafta başına aldığı ortalama puana bakıyorum. Ligin üstündekiler ortalama 2 puan, altındakiler 1 puan almış mı? Benim kriterim bu. Bir takım 10 haftanın ardından hafta başına 2 puan almışsa çok iyi. Alttaki takımların haftalık puan ortalaması 1’in altındaysa o takım ve lig kötüdür.Takımlar arasındaki puan açıklığı çoksa bu o ligin kalitesizliğini gösterir.

İspanya La Liga’da dipteki bir çok takımın ortalaması 1 puanı bile bulmuyor. Bu da tam olarak çekişmenin yüksek olduğunu gösterir. Sık maç yapmak daha önce bu tempoya alışkın olmayan bir ligin kalitesini etkileyebilir. İngiltere aşağı yukarı 50 yıldır böyle bir tempoda oynuyor. Ama bir sorun gözükmüyor. Türkiye’de ise bu kadar sık tempoya alışık mıyız? Çok değiliz sanırım. Lig başındaki takvimde yaşanan bozulma sonrası fiziki yüklenmelerin yetersiz kalmış olması da buna etken olabilir.

Hilmi Türkay (Cumhuriyet) : “Puan tablosuyla kalitesizlik kanıtlanmaz” 
Puan tablosu ligin kalitesiz olduğunu kanıtlamaz. Yeni takımların gelmesi lige ayrı bir renk kattı. Hepsi olağanüstü oynuyorlar. Orduspor geçen haftayı üçüncü sırada tamamladı. Şu anda da ilk beşin ensesinde altıncı sıradalar. Ayrıca Samsunspor ve Mersin İdman Yurdu da kıran kırana maçlar çıkartıyorlar.Çok sık maça çıkmak gibi bir durumla daha önce karşılaşmamıştık. Biraz da olsa kaliteyi düşürüyor. Sakatlıklar, yorgunluklar oluyor. Tribünler de ekonomik nedenlerle yeterince dolamıyor. Eğer böyle devam edilecekse de buna alışmalıyız. Fenerbahçe’nin performansı bende hayret uyandırdı. Mersin İdman Yurdu, Fenerbahçe ve Sivasspor’un küme düşeceği konuşuluyor. Bu çoktan kesinleştiyse, ki öyle yazılıyor, ben bundan sonra Fenerbahçe’yi yazmayacağım demiştim. Ama tam tersine oldu, camia birleşti. Kafalar karışıkken ne olacağı belli değilken futbolcuların bu oyunu takdire şayan.

Ali Ece (TRT, Tivibu) : “Kalite olsaydı Avrupa maçlarına yansırdı”
Ligin kalitesiz olduğunu anlamak için puan tablosuna bakmaya gerek yok. Kalite olsaydı bu kalite takımlarımızın Avrupa maçlarında performanslarına yansırdı. Kalitenin arttığı dönemde Avrupa’da başarılı olduk. Gerçekten kalitesi artan bir lig varsa o da Almanya’dır. Son 141 maçtır Bayern Münih’in hem içeride hem de dışarıdaki maçlarında bilet tükeniyor. Geçen sezon küme düşen Eintracht Frankfurt ortalama 47 bin 365 kişiye oynadı. Bir ligin kalitesi ayrıca izlendiği kadardır. Bizde ise maçlar dolmuyor. Çünkü bilet fiyatları toplumun ekonomik gerçeklerine uygun değil. Fiyatlar oynanan futbola göre kazık.İki günde bir maç olağan sebeplerden ötürü yapılsaydı anlaşılabilirdi.

Herkes ilk açıklanan tarihe göre lige hazırlandı ama geç başlandı. Bu da yorgunluk ve sakatlıklara sebep oluyor. Marka değeri gerçekten yüksek liglerde ağustostan mayısa kadar her maçın tarihi belli olur ve hiç değişmez.

Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nin oynandığı günler lig maçı koymak, hele derbi koymak, hem oyunun asıl sahibi taraftara büyük haksızlık hem de UEFA talimatlarına aykırı. 2010’da UEFA kendisine üye tüm federasyonlara bu günlere lig maçı koymama talimatı yolladı, herkes de kabul etti. İşlerine geldiğinde UEFA arkasına saklanıyorlar, işlerine gelmediğinde UEFA’nın arkasından dolaşmaya çalışıyorlar. Sık maç olmalı ama olağan şartlar içinde bu durum değişmeli. Fikstür ne zaman açıklandıysa sonrasında değişiklik olmamalı. Böylece de herkes kendini ona göre hazırlar. Böyle olmazsa durumlar farklılaşır, bilgisayarda “mavi ekranla” karşılaşırız.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, İnceleme0 Yorum

En iyisi Trabzonspor

Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez katılan en iyi Türkiye takımı Trabzonspor. Devler liginde 1999/2000 sezonundan itibaren ilk iki maçında 4 puan alan takımların ise yüzde 72’si bir sonraki tura çıktı.

Volkan Ağır (HaberVesaire-30/09/2011)

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon ülkemiz futbolunu temsil eden Trabzonspor önceki gece Lille karşısında elde ettiği bir puanla B grubunda liderliğini sürdürdü. Bordo-Mavili ekip, ilk defa katıldığı Şampiyonlar Ligi grup aşamasındaki ilk iki maçının sonunda topladığı 4 puan ile Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katıldıkları ilk sezonlarındaki ilk iki maç performansını geride bıraktı.

Devler liginde Türkiye takımları

Eleme usulünde oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda gruplara ayrılması, puan toplama esasına dayanan lig usulünün getirilmesi ve turnuvanın bugünkü ismini alması 1992’de olmuştu. Takımların yarıştığı dünya futbolunun bu en önemli ligine katılan ilk takımımız 1993/94 sezonunda Galatasaray’dı. Sarı-kırmızılı ekip katıldığı ilk turnuvada Barcelona, Monaco ve Spartak Moskova’nın bulunduğu grupta ilk iki maç sonunda 2 puan kazanıp üçüncü sırada yer almıştı.

Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez 1996/97 sezonunda katıldı ve ilk iki maçının ardından 1 puanda kalıp üçüncü sırada yer edinebilmişti. Turnuvaya ilk kez 1997/98 sezonunda katılabilen Beşiktaş ilk iki maçının ardından 3 puan alsa da bu puan bir sonraki tur için yetersiz kalmıştı. Devler ligine ilk kez geçtiğimiz yıl giden Bursaspor ise ilk iki maçının ardından 0 puanla grubunun son sırasındaydı.

Ligdeki ilk sezonunda ilk iki maçında 4 puan toplayan Trabzonspor Türkiye takımları arasında “en iyi ilk sezon” performansını gösteren takım olmakla kalmadı, turnuva istatistikleri göz önüne alındığında bir sonraki tura çıkma şansını da oldukça arttırdı.

Kritik eşik aşıldı

Tarih, ilk iki maç sonunda alınan sonuçların Şampiyonlar Ligi’nde bir sonraki tura çıkma başarısını getirdiğini söylüyor. Grup maçları sonunda ilk iki sırada yer alan takımların bir üst tura yükselmesi kuralı 1999/2000 sezonunda getirilmişti. Ve o sezondan itibaren ilk iki maçında 4 puan toplayan 66 takımın 47’si (bir başka ifadeyle yüzde 72’si) bir sonraki tura çıktı. (İlk iki maçında 4 veya daha fazla puan kazanan takımların ikinci tura çıkma oranı ise yüzde 83.)

Galatasaray 2000/01 sezonunda ilk turu 3 puanla bitirse de bir sonraki tura çıkmıştı. Aynı yıl ikinci turda da ilk iki maçını 4 puanla bitirmiş ve çeyrek finalde Real Madrid ile mücadele etme hakkı elde etmişti. 2007/08 sezonuda ilk turu gruplu ikinci turu elemeli oynanan Şampiyonlar Ligi’nde yer alan Fenerbahçe ise Inter, CSKA Moskova ve PSV Eindhoven’ın bulunduğu grupta ilk iki hafta sonunda 4 puan kazanmış ve Chelsea ile karşılacağı çeyrek finale kadar yürümüştü.

Tecrübe değil matematik

Yıllarca Avrupa kupalarından her elendiğinde “Henüz yeterli tecrübemiz yok” ve benzeri avuntularla geçindi temsilcilerimiz. Takımın yeni kurulması, teknik direktörün takımı tanıma süreci, hatta ve hatta eylülde oynanan ilk şampiyonlar ligi maçının ardından “Henüz hazır değiliz” (ki “başka ne zaman hazır olacaklardı” diye sorası geliyor insanın) cümlelerini de sıkça duymuştuk. Fakat en tecrübeli zamanlarında katıldıklarında bile ilk iki maçlarında 4 puana ulaşamadıkları için, Galatasaray’ın 2001/02 sezonundaki istisnası dışında, bir sonraki tura geçemedi.

Turnuvanın “tecrübesiz” ekibi Trabzonspor’un ikinci tura çıkması değil, elenmesi sürpriz olarak değerlendirilmeli. (VA/GT)

 görsel: UEFA.com

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, İnceleme, Manşet, Trabzonspor, Türkiyeden Futbol0 Yorum

Galatasaray ve göz boyamak

 

Tam zamanlı işe girdik, iki kelime yazamaz olduk şu sayfalara. Bir de radyo programında bazı şeyleri dile getirmenin getirdiği tembellikle iyice boşladık blogu. Neyse ki, Onur Seçkin gibi, güzel dostlarımız, takipçilerimiz var da yazı yazma motivasyonu yaratıp, gecenin bir saatinde uykuyu bir kenara bıraktırıyorlar.. Sağ olun, var olun şimdiden..

Galatasaraylılığımızdan ötürü iki maçını da tamamen izleme buldum Galatasaray’ın. İstanbul Büyükşehir Belediye Spor maçıyla bir girizgah yapalım.

İBB lige çıktığından bu yana, artan istikrarıyla ve kendinden daha yüksek maddi değere sahip takımları yenmesiyle başarılarını normalleştirmeyi başardı. Bunda en büyük pay tabi ki Abdullah Avcı’nın. Kendisiyle gıptayla takip edip, saygıla takdir ederken, sevgiyle öpüyorum.

Kimsenin elinde sihirli değnek yok

Fatih Terim’in her gelişi 96-2000 yılları arasındaki başarının geleceği beklentisini her zaman beraberinde getirdi. O kadar ki; o dönemdeki yetenekli jenerasyon ve Hagi’nin liderliği hep gözardı edilir oldu. Hatta o takımın yabancılarını çıkarıp yetenekli yerlilerle oluşturan A Milli Takım’ın başarıları da unutuldu. Ve Fatih Terim her gelişinde sanki elinde sihirli bir değnek varmış gibi karşılandı. İkinci gelişinde böyle bir yetisinin olmadığını kanıtlamasına karşın “Allah’ın hakkı üçtür” kontenjanından bir kez daha aynı beklentilere sahip çok Galatasaray’lı var. Bu Galatasaraylıları pohpohlayacak, gözlerini boyayacak, kimi köşe yazarları ve yorumcular hariç, medyamız da mevcudiyetini sürdürmekte. Fakat ne İBB ne de Samsunspor karşısında oynanan futbolun ahım şahım bir yanı yoktu.

Ligin ilk hafta mücadelesinde Fatih Terim bizi yine şaşırtmadı. Hazırlık döneminde mayasının tuttuğuna inandığı Sabri’li orta saha, Gökhan Zan’lı defans ilüzyonuna kendini kaptırınca İBB’nin galibiyetini kolaylaştırdı. Fiorentina, Hamburg ve Atletico Madrid serüveninde 100′den fazla, Çek Cumhuriyeti Milli Takımı’nda da 41 maçta Ujfalusi sağlamcı ve sert bir stoper profiliyle tanıttı kendisini. Tecrübesinin ve pozisyon bilgisinin getirisiyle zaman zaman da, hatta yokluk zamanlarında sağ bek oynayabilecek potansiyeli olan Çek oyuncuyu Gökhan Zan gibi facia bir stopere sahipken banko sağ bek başlatmanın çok büyük bir hata olduğunu geç de olsa maç içinde anlayabildi Terim. Zira ikinci yarı ideal defans dörtlüsüne geri dönüldü Yekta’nın ikinci yarıda orta sahaya monte edilmesiyle. Ama pahalıya patladı bu durum da.

“Galatasaray’a git. Fatih Terim’i tanırım. Çok iyi biriyle çalışacaksın” öğüdüyle Eboue’nin transferinde etkin bir rol oynayan Arsene Wenger’i bile şaşırtacak kararları vardı Fatih Terim’in. Kariyerini sağ bek olarak geliştirip, Bacary Sagna’nın gelmesiyle sağ kanat oynamaya başlayan ve daha önce sol açıkta oynadığına da şahitlik edenin kırmızı bültenle arandığı Eboue’den bir sol bek yaratma derdi kendini gösterdi İmparator’un. Malum hazırlık kampları ve maçları sayesinde. Eboue’nin ters ayaklı olmasından yaralanıp hazır Hasan Şaş da yardımcısıyken yeni bir Hasan Şaş yaratma çabasından mıdır bilinmez ama Eboue’nin sol açık oynaması nasıl bir etkisizlik yarattı takımda herkes gördü. Elinde o bölgede oynayabilecek genç yetenek Emre Çolak’ı değerlendirmekten neden korktu Fatih Terim şahsen anlam veremedim. Riere niye oynamadı gibi toplara girmeyeceğim. İlk maçta ilk 11′de oyanasa ve kötü performans gösterse bir de yenilgi gelince onu da asardık. (topa girdim topu kaptım kontradan golü de attım galiba..)

Muslera’nın hatasıyla gelen gole girip de laf ebeliği yapmayacağım. Taffarel’in de yan top zaafı vardı hatırlatalım. O Taffarel’in yeri doldurulamadı çoğu kişi için. Gelelim orta sahaya. Ne Melo, ne Selçuk , ne Ayhan ne de Yekta bu takımın beyni olacak oyun aklına sahip değil. Yetenekleri tartışılır, çünkü yetenek görecelidir bir yerde. O yeteneğe sahip tek isim Selçuk ve Yekta’da da biraz potansiyel var. Ama ikisi de Galatasaray’ı sırtlayıp götüremez. Felipe Melo bakkala bile götüremez. Hatta gözleri gören, cesur ve vicdanlı hakemlerin yönettiği maçlarda yarı yolda bırakır. Daha ilk maçında Mahmut Tekdemir’e arkadan attığı kafanın görül(e)memesi ve kırmızı kartın gösteril(e)memesi bir hafta sonra attığı golle iyice gözümüzü boyadı. O pozisyonu görebilece ve kartı gösterebilecek bir hakem olsaydı, Samsunspor maçında o golü atamayacaktı. Bu yüzden ben Melo’nun attığı gole sevinmiyorum Samsunspor maçında. Haksız bir goldü o..

 

Samsunspor maçının götürdükleri

Çaktırmadan Samsunspor maçına da geçiş yapmış oldum. İkinci maçta ideal defans dörtlüsüne dönüldü. Eboue ise ancak kıtlık zamanında oynatılıp verim alınabileceği orta sahada başladı maça. Solda Riera ilk kez göründü. Takımda Servet, Riera değişikliği vardı bir tek pozisyon değişiklerinin dışında. Elindeki kadronun ideale yakınıyla sahaya çıktı Galatasaray. Bir çok ismi olan ama benim Ali Sami Yen demeye devam edeceğim, kendi sahasında olmanın avantajıyla baskıyla başlanan oyunda başka türlü gelmesi zor olan bir golle öne geçildi. Melo’nun uzaktan denediğini bilmeyen. Yine de o gole sevinmedim ben. Sevimsiz de bir goldü zaten. Golün de rehavetiyle bal yapmayan arı vızıldamaya devam etti fakat Riera ve Kazım’ın kanat etkisizlikleri fazla bal toplamaya elverişli olmadı. Hadi Riera “takıma uyum” mavrasıyla es geçilebilir eleştirirken de Kazım’ın kanattaki etkisizliğini bir ben mi görüyorum. O kanatta oynaması gereken Pino iken, en azından Kazım’dan daha iyi bir alternatifken gönderilmesi çok anlamsızdı. Pino’nun yerine birinin alınmaması daha da kanıtladı 2 kere yazdığım Galatasaray’ın transfer politikasızlığını.

Samsun maçında ikinci yarının başlarında facia Gökhan Zan’ın 30 yaşından sonra aklına gelen defanstan topu oyuna sokma yeteneğini geliştirme çabası olumsuz sonuçlanınca “ilahi adalet”e inanan; Adnan Sezgin’le aralarında, Ziya Doğan-Ayman ilişkisi olduğuna inanmaya başladığım Mustafa Sarp’a hediye bir gol verildi. İşte bu dakikadan sonra Galatasaray’ın kadro vahameti daha da falza hortladı. Aynı ilk maçta olduğu gibi Engin Baytar ve Sercan’ın oyuna girerek takımın kurtarıcıları rolü üstlenmeleri beni hüzünlere sürükledi. Bu oyuncular madem kurtarıcılardı da Bursaspor ve Trabzonspor’da neden kadro dışı bırakıldı, üzerine düşünmek lazım.

 

Kapatmadan önceki paragrafımda biraz Elmander’i öveyim de yiğidin hakkı yiğide gitsin. Johan’ın attığı gole lafım yok. Lincoln’den beridir yaşanılan, Sabri’ninkilerle avunmak zorunda bırakıldığımız uzaktan şut eksiğimizi giderdi İsveçli. Bundan sonra ondan böyle daha çok gol görürüz. Ama Sercan verdiği pasa akıl dolu demek, genç oyuncunun topu ilk kontrol edemeyişini es geçmek olur. Sonrasında da elinde tek seçenek olarak kalan topuk pası opsiyonunu kullanması da şanslı olmasına verilebilir. Şansı Elmander gibi aç bir oyuncuyla oynaması. Elmander’e alkış gönderirken, Sercan’a bol çalışmalar diliyorum. Yoksa Bursaspor menşeili top kontrolü zayıf bir Hakan Şükür’e daha merhaba diyeceğiz.

Galatasaray’a öneriler

Samsunspor maçından alınan 3-1′lik galibiyet gereğinden fazla şişirildi. Şişirenler hem medya hem de taraftarlar oldu. “Vay Melo ne gol attı” , “vay Sercan’ın topuk pası neydi be” , “Riera gün geçtikçe oturur” , “bu takım şampiyon olur” gibi hülyalara dalmaya gerek yok. Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi transferde ne kadar hatalı davrandıklarını, “Ocak’a kadar bu forvet üçlüsü bizi idare eder” ve “Liderimizin takım içinden çıkmasını bekliyorum” açıklamalarıyla kabul ettiler. Ocak’a kadar bu takımın en az 5 maçta daha, beraberlik ya da mağlubiyetle, puan kaybetmesi muhtemeldir. Ocak’tan sonra ise bana göre orta sahada takıma liderlik yapabilecek, takımın temposunu ayarlayabilecek ve atak özellikleri gelişmiş Rosicky, Nasri, van der Vaart gibi bir oyuncu lazım. Harry Kewell kalsaydı, belki Misimovic kalsaydı, bu işi layıkıyla yerine getirebilirdi. Bu ismi Galatasaray transfer komitesi bulabilir demek isterdim gönül rahatlığıyla ama gidip Engin Baytar gibi bir oyuncuyu da alabilirler. Ayrıca eğer 4-3-3′te ısrar ediliyorsa sağ ve sol açığa da birer oyuncu gerekmetedir. Ağustos’un ortasında takımdan ayrılan Arda’nın ardından gelen parayla bu oyuncunun yerini kapatamamış olmak , üstüne de gittiği için Arda’ya yüklenmek bir yönetim zaafıdır.

Yönetimin ve Fatih Terim’in eldeki malzemeyle ocak ayına kadar maksimum verimi almak için duacı olması ve ocak ayında da, şampiyonluk yolunda süper derin kadroya sahip Beşiktaş ve Trabzonspor ile baş edebilmek için 3 bilemedin 5 oyuncuyla anlaşılması gerekir. Ocak ayına kadar da takım 4-4-2 dizilişiyle oynamalıdır ki ileri top götüremeyen bu etkisiz kanat organizasyonlarının zaafı ileride kalabalık oyuncu sayısıyla telafi edilebilsin. Yoksa Meleke’nin de dediği gibi “bu takım nasıl gol atacak?”

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, İnceleme, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, Yorumlar0 Yorum

En iyilerin takımı: Liverpool

RadyoVesaire’den yaptığımız Efektifpas Radyo Programında İngiltere Premier Ligi değerlendirmesi yaptığımız programa Ali Ece’yle telefon bağlantısı yapmıştık. Liverpool yorumlarını almak için tabi ki.. (sırf ve ne yazık ki bir tek o programın bant kaydı yok.. üzgünüz..)

Transferlerden bahsederken transferlerden 3 çok önemli ismin ortak özelliğinden bahsetti. Charlie Adam, Blackpool’da geçen sezon gösterdiği performansla Premier Lig’de 2010-2011 sezonun en iyi oyuncusu adayı hakkını kazandı. Adaylar arasında Gareth Bale, Samir Nasri, Scott Parker, Carlos Tevez, Rafael van der Vaart ve Nemanja Vidic gibi oyuncular vardı. Bu isimlerin arasından sıyrılmak haliyle kolay değildi fakat bu onu yine de Blackpool’un en iyisi yapmaktadır.

Bir diğer isim eski Jordan Henderson’sa son 2 sezon Sunderland’deki performansıyla Premier Ligin iyi genç oyuncusu seçildi. Bugünkü Bolton Wanderers maçında da golünü attı Charlie Adam gibi.

Stewart Downing ise önce Tuncay etkisiyle sürekli takip etme durumunda kaldığımız Middlesborough’da, 2007-08 sezonunda kulübün en başarılı oyuncusu ödülünü aldı. 2009′da kulübü küme düşünce Aston Villa’ya transferini takımının en iyisi olarak gerçekleştirdi. Yaz transfer sezonunda Liverpool’a transferini de Aston Villa’nın sezonun en iyi oyuncusu olarak gerçekleştirdi.

Takımın geneline baktığımızda ise takımda böyle oyuncuların çokluğunu görebiliriz.

Glen Johnson - Portsmouth Fc sezonun en iyi oyuncusu – 2008/09
Raul Meireles – ESPN Profesyonel Futbolcular Derneği Taraftarların belirlediği sezonun en iyi oyuncusu 2010/11
Daniel Agger – Danimarka Futbol Federasyonu’nun verdiği Yılın en iyi Danimarkalı oyuncusu – 2007
Luis Suarez – Yılın en iyi Hollandalı futbolcusu – 2009/10
- Ajax takımında yılın en iyi futbolcusu – 2009/10
Andy Carroll – Profesyonel Futbolcular Derneği Yılın 11′i – 2009/10
Christian Poulsen –  Danimarka Futbol Federasyonu’nun verdiği Yılın en iyi Danimarkalı oyuncusu – 2005 ve 2006
- Danimarka Futbol Federasyonu’nun verdiği Yılın en iyi Danimarkalı genç oyuncusu – 2001
Martin Skertel –  Yılın en iyi Slovak futbolcusu 2007 ve 2008

Jamie Carragher ve Steven Gerrard’ı saymıyorum bile..

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Dünyadan Futbol, İnceleme, İngiltere Ligleri, Liverpool, Premier Lig0 Yorum

Lotta Schelin’den duble

Ne kadar Zlatan Ibrahimovic’e benzetseler de bu iki golle yıldız oyuncu Thierry Henry’ye selam çakmıştır… Rakip de Arsenal olunca benzetme cuk oturdu sanki…

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 6-EfektifpasTV, Dünyadan Futbol, İnceleme0 Yorum

İsveç 2-0 Meksika – Gol Lotta Schelin

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 6-EfektifpasTV, Dünyadan Futbol, İnceleme0 Yorum

İsveç 3-1 Brezilya – son gol Schelin’den

26 Nisan 2009′da Brezilya ve İsveç kadın milli takımları arasında oynanan maçı, İsveç 14 dakikada bulduğu 3 golle kazanmıştı.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 6-EfektifpasTV, Dünyadan Futbol, İnceleme0 Yorum

Hope Solo ve Lotta Schelin ile ropörtaj

Kadınlarda Amerika Milli Takımının kalecisi Hope Solo ve İsveç Milli Takımının yıldızı Lotta Schelin… Göteborg’dan eski iki takım arkadaşı… Bu yıl oynanacak kadınlar dünya kupasında grup aşamasında birbirlerine rakip olacaklar. Ev hallerinden, sahadaki oyunlarına dair fikirler edinebileceğimiz video ile onları biraz daha yakından tanıyalım…

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 2011-Almanya, 6-EfektifpasTV, A Takım, Dünyadan Futbol, İnceleme, Kadınlar Dünya Kupası, Uluslararası Turnuvalar0 Yorum

Biyonik Golcü – Lotta Schelin

Almanya’da başlayacak Kadınlar Dünya Kupası öncesi blogda yaşanan şenliği farketmişsinizdir. Bu şenlikli durum şampiyona bittikten sonra kalıcı olacak umarım. Şenliğe şağ-şağ (artık nasıl yazılıyorsa =)) katmak gerek. Bu nedenle de şampiyona öncesi elimin-bilgimin yettiği kadarıyla turnuvada izlenmesi dikkat edilmesi gereken isimlerden bahsedeceğim. Önceliğim İsveçli Lotta Schelin’e…

İsveçli yıldız futbolcunun tam adı Charlotta Eva Schelin. İsveç’in Trangsund mevkiinde 27 Şubat 1984 günü dünyaya gelen futbolcunun adı HHğelin (gırtlaklı oluyo H) diye okunuyor (kendi ağzından aldığımız bilgi böyle). Lotta futbol hayatına futbolcu olan ablası Camilla ile birlikte Kallered SK’da başladı. İkisi bir arada Mölnlycke IF’te de forma giydi. Top peşinde koşmaya tam zamanlı olarak başlamadan evvel atletizm, masa tenisi ve snowboard ile de uğraşan Lotta omuriliğinde yaşadığı sakatlık nedeniyle spor yapmaya bir süre ara verdi.

Uzun bir süre fizik tedavi görüp tekrar gücünü kazandıktan sonra 17 yaşında Danimarka Kadınlar Ligi’nde Landvetter FC ile, şimdiki adıyla Kopparbergs/Göteborg FC ile , ilk maçına çıktı. 2001 yılında forma giymeye başladığı takımında ligde henüz 17 yaşındayken 19 maçta attığı 8 golle dikkatleri üstüne çekti. 2002 yılının ağustos ayında tekrar sakatlanan Schelin bu sefer 1,5 yıl boyunca sahalardan uzak kaldı ve ancak 2003 yılının haziran ayında sahalara dönebildi. Bu da aynı yıl İsveç’in ABD’de 2. olduğu Kadınlar Dünya Kupası’nı kaçırmasını beraberinde getirdi. İsveç’te ligler nisan ayında başladığı için 2002 yılında  8 maçta 3 gol attı. Yine ligler ekimde bittiği için de 2003 yılında da oynayabildiği 11 lig maçında 10 gol, 2 kupa maçında da 2 gol attı ve sakatlıkların performansına engel olamadığını kanıtladı.

Milli takım hocasının da ilgi alanına girmekte zorlanmayan Schelin 2004 yılında 16 Mart’ta ilk kez  A takım formasını giydi. Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunlarının kadrosunda ve aynı yıl Portekiz’de gerçekleşen Algavre Kupası (uluslararası bir kupadır) kadrosunda kendine yer buldu. Fakat sakatlık belası yine peşini bırakmadı Schelin’in. Bu sefer dizinden ve kasığından uzun süreli sakatlıklar yaşadı.

Sakatlıkların peşini bırakmaması sanki Lotta’yı daha da hırslandırır gibiydi. 2005 yılında kulübüyle çıktığı 33 maçta 22 gol, ertesi sene de yine kulübüyle çıktığı 37 maçta 31 gol 4 asist yaptı. Aynı yıl yapılan Algavre Kupası’nda Milli takımı İsveç 3.’lüğü elde ederken en önemli isim yine o idi. Schelin 2006 yılındaki performansıyla ülkesinde ‘elmas top’ ödülünü kazandı henüz 22 yaşındayken.  Ve ligin en iyi forveti ödülü de ona gitti. Başarılı futbolcu 2007 yılındaki kadınlar dünya şampiyonasında da milli takımının kadrosundaydı.

Aynı yıl ligde oynadığı 22 maçta 26 gol atması, toplamda ise kulüp bazında 30 maçta 29 gole ulaşması artık onu transfer pazarında en ön sıraya taşıdı. Amerikaya transfer söylentileri arasında 2008 yılında 8 maçta 3 gol atan 27 yaşındaki golcü, Fransa Ligi’nde oynamaya karar verdi ve yıllık 1 milyon isveç kronu (160bin dolar) karşılığında Olympique Lyon’a transfer oldu.

Fransız takımıyla üstüste 3 yıl şampiyonluk yaşayan Schelin Wikipedia’ya göre 43 maçta 37 gol atarak takımına önemli bir katkı yaptı. Bunun daha fazla olması muhtemeldir. En son olarak da UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi Finali’nde Turbine Potsdam ile karşılaşan O.Lyon’un önemli ismi takımının kupayı kaldırmasında başrolü oynadı. Şampiyonlar Ligi’nde 9 maçta 9 gol atarak gol krallığında 2. sırada yer aldı.

Kariyeri başarılar ve gollerle dolu Schelin önümüzdeki pazar günü başlayacak Kadınlar Dünya Kupası’nda da takımının en önemli kozu olacak. Hem kadınlar futbolundaki boy ortalamasına göre uzun olan boyu, hem de oyun tarzı olarak vatandaşı Zlatan Inrahimovic’e benzetiliyor Lotta. Haksız bir benzetme de değil. Ancak karakter olarak Zlatan kadar burnu yükseklerde biri değil yıldız oyuncu. İzlemeden geçmeyin Lotta’yı… (video)

Kazandığı Başarılar

  • 56 kez İsveç Milli Takımında forma giydi
  • İsveç Milli Takımında 22 gol attı.
  • 2004 yılında İsveç’in en iyi çıkış yapan futbolcusu
  • 2006′da İsveç’in en iyi kadın futbolcusu ödüllerinden Elmas Top’u kazandı. Yılın en iyi futbolcusu seçildi. İsveç Premier Ligi’nde şampiyonluk elde etti. Ligde en değerli oyuncu ödülüne layık görüldü.
  • 2007 FIFA Kadınlar Dünya Kupası’nda forma giydi.
  • 2007 İsveç Kadınlar Ligi’nde 26 gol attı.
  • 2008 Olimpiyat Oyunları’nda İsveç Milli Takımı forması giydi.

 

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 2011-Almanya, A Takım, Dünyadan Futbol, İnceleme, Kadınlar Dünya Kupası, Uluslararası Turnuvalar0 Yorum

Takip et // Follow

ibra etmiyoruz

Facebook Hayran Sayfası

RadyoEfektifpas

YASAKÇI ZİHNİYETLER DOSYA PAYLAŞIM SİTELERİNİ KAPADIĞI İÇİN BİR SÜRE BANT KAYITLARIMIZI BU SİTEDEN YAYINLAYAMAYACAĞIZ. EN KISA ZAMANDA BU SORUN ÇÖZÜLECEKTİR.

Kulübeden Gelen Sesler

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

Bülent Korkmaz – 3

Johan Cruyff

‘Salvador’ Guti

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Tribünün sesi

Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!