Etiketler | "alex"

Umut Bulut’un Fenerbahçe’ye attığı 2. gol


Kategorisi 6-EfektifpasTVYorum (0)

3 puan koparanın elinde kaldı


 

Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. „Aman tanrım ne tempoydu“ klişesine kaptıracaklar bunlar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Bugünkü tempo orta sahasız takımlarla yapılır. İki takımın da orta sahasının pres yapayım derken alanlarını boş bırakışı topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabi ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş‘ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun ilk 25 dakikada Fenerbahçe’nin oynadığı baskılı ve etkili futbola reklam arası dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı Lacivertli takım son haftalardaki ilk 20-25 dakika baskısını bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de. Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Nerede Kalmıştık?


Ülke futbolu olarak ilerlememizi Anadolu’dan bir şampiyonun çıkmasına bağlıyorduk. Gelin görün ki üç aylık özlemin ardından çok şeyin değişmediğini gördük. Oysa ligin adını bile değiştirmiştik! Yeni adıyla Spor Toto Süper Lig, 2010/11 sezonunu seyircisiz iki maç, verilmeyen penaltı tartışmaları ile açtı. Haftanın “ toplu fotoğrafı” üç ay önce çektirdiğimiz son resme o kadar benziyordu ki, Sivas’taki açılış karşılaşması geçen sezonun rövanşı niteliğinde karşı karşıya getirdi Rijkaard ile Sivasspor antrenörü Hayati Soydaş’ı. Geçen sezon son anda lige tutunmayı başaran Sivasspor ise geçmişe sünger çekmiş bir görüntü verdi. Büyük güç kaybeden takımın orta sahasını şahlandıran emektar Ceyhun Eriş, ikinci gol öncesi verdiği pasla takımının güzel oyununu 3 puanla taçlandırmasında başrolü oynadı. Maça hızlı başlayan taraf Galatasaray’dı. Fakat klasik bir skoru koruyamama konçertosu izlettiler bize. Orta sahanın dermanını uzaklarda arayan sarı kırmızılı ekip, derdini çözebilecek oyuncuyu 15 yıl evvel kendi içinden çıkarmıştı bile. Ama Ceyhun Eriş’i değil, Mustafa Sarp’ı izletmeyi tercih ediyordu Polat ve Sezgin!

İngiliz takımları gibi semt geleneğine bağlı kalabilen yegane takımlarımızdan, geçen sezonun güzel futbol temsilcisi Kasımpaşa ve “Kafkas”lardan gelen Güney Amerika ekolü Gaziantepspor karşı karşıya geldi Kamil Ocak’ta. “En çok gol kralı barındıran„ ligimizin Arjantin ligi eski gol kralı Sosa da maçın golsüz bitmesine engel olamadı. Kasımpaşalı Varela ise çok canlar yakar ilerleyen haftalarda.

Gece maçında seyirci etkisi!

Gerek tribünü, gerek oyuncuları ve teknik kadrosuyla Beşiktaş’ın pilot takımı görüntüsü veren Eskişehir, kendi sahasındaki Gençlerbirliği karşılaşması ve elektrik kesintisiyle başladı lige. Her şeye karşın taraftarın cep telefonlarıyla stadyumu aydınlatma çabası yaz gecesi ateş böceği etkisi yarattı da seyircili maçın nimetlerinden yararlandık. Geçen yılın problem çocuğu Batuhan’a sahip çıkan Rıza Çalımbay, Jaycee ile de maraz çıkaran Youla’nın yerini doldurmuş. Adı bile taratar çekmeye yeter olan Pele ile güçlenen orta sahasıyla ikinci yarı iyice baskı kursa da gol kaydına erişemedi Eskişehir. Keza Bundesliga esintili G.Birliği ise kaybettiği oyuncusu Mustafa Pektemek’i mumla arayacak gibi görünüyor.


Süper ligimizin tek gerçek işçi takımı Karabükspor’ün, Amokachi ekolü forveti Emenike gol krallığı unvanına bu ligde de aday olduğunu gösterdi. Rumen futbolunda bir dönemin „“yeni Hagi„si“ Florin Cernat iki asistiyle göz doldurup takımının galibiyetinde önemli rol oynarken, rakip Manisa’nın golcüsü Kahe de sezonun ilk serbest vuruş golünü izletti bizlere.

Guti’den Alex’e selam

Yedi yılın ardından günlük değil, süreli bir ilişki yaşayacağımız güzel İzmir’e ligin futbol tekniği açısından yakışıklısı Beşiktaş konuk olmuştu. Bucaspor’sa “Uygun” bir felsefe lige ile arz-ı endam ederek kolay lokma olmayacağının sinyallerini verdi. Quaresma ve Guti’nin ilk resmi lig karşılaşmaları olması açısından ayrı bir önem taşıyan maçta Guti, Türkiye serüvenine asistle başlayarak Fenerbahçeli Alex’e selam gönderdi. Buca maçında gerçekten genç Necip tekmeye kafa sokan futbol ve forma aşkıyla Çarşı’nın yeni prensi oldu.

Alex deyince… Kadıköy’deki sessiz geceyi gol sesleri ile doldurdu Fenerbahçe. Lig öncesi bu kaos ortamından ancak böyle temize çıkabilirlerdi. Hafta içi yönetimin Niang restine, restle cevap veren Semih, attığı iki golle tüm fişleri kasasına sezonluk kredi olarak koydu. Takımın en çok “cıvıldayan“ (twitter, cıvıldamak demek) kanaryası Alex ise maç öncesi “Twitter’a yazdığı “Süper Lig tarihinde 100 gol, 100 asist” hedefine birer gol ve asist daha yaklaştı.

Ankaraspor’u sessizliğe gömen Ankaragücü de renkdaşı gibi sessiz ağırladı Trabzonspor’u. Ligin en genç teknik direktörü Ümit Özat da cezası nedeniyle tribünden izledi maçı. Slovak ağırlıklı Ankaragücü, futbolu Akdeniz kanı taşıyan Karadenizli’ye boyun eğdi. Önceki takımında 43 maçta 30 gol atıp gelen Teo, bu sezon ilk iki resmi maçında 5 gol atarak tribünle barıştı. Colman’ın iki golde de verdiği Xavivari arapasları ve Yattara’nın takıma dönüşü sezon boyunca seyredilesi bir Trabzon vaad ediyor.

Pazartesi maçları

Pazartesi maçlarına alıştırmak için Pavlov’un köpeği misali ağzımızı sulandıracak maçlar sundu TFF önümüze. Son şampiyon Bursaspor, reklamsız turuncu formasıyla mahallenin ağabeylerinin halı saha maçı varmış havası estirdi bize. Neyse ki oynadıkları tek pas oyunu Barcelona düzeyindeydi de, kimin kim olduğu belli oluyordu. Volkan, Sercan, Ozan İpek ve Nunez hızlı ve dikine atağa çıkarak Konyaspor’u çok rahatsız etti. Ligi üç puanla açan Timsahlar geçen yılın tesadüfi olmadığını gösterdi. Nunez bu sene kaç roveşata atar acaba? Konyaspor’da teknik direktör Ziya Doğan’dı. Ayman’ı gören oldu mu?

Günün son maçında iki hafta sonra İrlanda kökenli rock grubu U2’yi ağırlayacak Olimpiyat Stadı, ligin en renkli iki takımını bir araya getirdi. Dört yıldır kadrosunu koruyarak az takviyelerle ilerleyen istikrar abidesi İstanbul BŞB ve Kayserispor iyi futbol nasıl oynanır dersi verdi. Maçın ikinci yarısında Kayserili Andre Moritz’in iki kişiyi geçip sol ayağıyla verdiği trivela pası Quaresma’ya selam olsun. Pas sonrası gelen golde sarı kırmızılı takımın ön direk, arka direk koşularına da helal olsun. Ligin ilk haftasının son golü de bu maçta geldi. Kayserili Santana’nın dokunuşuyla haftanin gol sayısı 16’ya çıktı. Her golden sonra Kayserispor’un Gürcü hocası Şota’nın sevinci, ligin tüm yedek kulübelerini düşündürdüğünde 90’larda Türk futbol izleyicisi olmanın anlamına anlam kattı.

Lige, 2000’lerin gol açısından en kısır haftasıyla merhaba dedik. Ramazan’a denk geldi, “golcüler oruçlu„ savunmasını yapsak da bugünlerde takımlarımızda Türk golcüye rastlamak Marmara Denizi’nde yunus görmek gibi bir durum. Zira 16 golün 10’u yabancı golcülerden geldi. Önümüzdeki haftalarda bol gollü ve sponsorlu maçlar izlemek dileğiyle…

Spor Toto Süper Lig 2. Hafta Değerlendirme yazısı

Kategorisi GenelYorum (0)

Fenerbahçe-Galatasaray:Derbi yorumu (maç sonrası)


o_1160eede37d92946ff944016116eebfc1Maç öncesi yorumumu mecburiyetten kısaca yazmıştım. Kısa zamanda yazdıklarımın kısmen maçda yaşananlarla örtüşmesi hem sevindirdi hem de üzdü. Deivid’in kilit oyuncu olması, Emre Aşık’ın ise defanstaki kilit adam rolünü başka bir sahnede yerine getirmiş olması, doğru tercih Josico’nun iyi performans sergilemesi, Volkan’ın devam eden Arsenal performansı, Sarı-Lacivertli takımın Alex ve Emresiz sahaya çıkacak olmasının sahada koşan 11 Fenerbahçeli olacağını söylemem, Galatasaray’ın ileri dörtlüsünün Benfica maçındaki presini maçın ilk yarısında devam ettirip rakibi zorlaması, “ben demiştim” bölümünde değerlendirilecek gerçekleşenler.

Maç nasıl geçer geyiklerine daha başlayamadan ofsayt mı değil mi tartışmaları arasında kısmen şans,kısmen de akıl dolu bir gol buldu Galatasaray. Ümit’in kafasıyla verdiği pas pek bilinçli durmuyor ama Arda’nın attığı pas ofsayt olma ihtimalini hesap etmeden verilmiş olsa da akıl doluydu. Lincoln’de bitiricilik dersi verdi. Hazır bulmuşken kasım maçlarının rövanşını alır mıyız diye düşünmeye başladık ama maçın bir diğer kilit adamı olacağını tahmin ettiğim Ayhan’ın kale ağzından çıkardığı top kendine gel tadında, enseye şaplak modundaydı. Ancak bu durumu algılamakta zorluk çeken Galatasaray defansı, maçın yıldızlarından Selçuk Şahin’in sağ ayak dış denemesinde topu ağlarında gördü. Kimsenin Selçuk’u takip etmemesi sezon başından beri kornerlerde adam paylaşımı sorunu yaşayan Galatasaray’ın bu durumu çözmeye yönelik bir adım atmadığının göstergesi oldu. Maçtan çıkacak sonucu takımların ilk 10 dakikadaki performansı belirleyecek diye düşünmeye devam ederken maçta çabucak biri sayılmayan 3 golün olması derbilerin en ilginçlerinden birine şahit olacağımızın habercisiydi. (klişemsi cümlelerin hastasıyız!..) İlk 10 dakikada yaşananların maçın genel özetini nasıl yansıttığını biraz derinlemeTurkey Soccersine değinelim.
Galatasaray’ın ilk dakikalarda bulduğu gol, maçı istediklerine ve ilk golü atarsak istatistiklere göre kazanırız düşüncesinde olduklarını gösteriyordu. Benfica maçından sonra alınan övgülerle de kazanılan özgüven ve rahatlık Arda’nın ceza yayı üstünde o hareketleri yapabilmesinin sebebiydi. Fenerbahçe’nin golünden önce kazandığı kornerlerde yarattığı tehlikeler kolay yem olmayacaklarının sinyallerini vermişti. Bu ataklardan birinde de Ayhan topu kale ağzından çıkararak maçtaki tek artısını gerçekleştirdi. Selçuk’un golünde ise adam paylaşımındaki hata aylardır çözülemeyen eksiğimiz. Belki bireysel bir hata ama rakibin Fenerbahçe olduğunu düşünerek hareket etmek gerekli. Kimi maçta rakibinı boş bırakman golle sonuçlanmayabilir ama topa vuran kim olursa olsun rakibin Fenerbahçe olduğunu unutulmamalı.
Bence maçın en kritik dakikası yine ilk 10 dakikada yaşanan ve Galatasaray’ın maçtaki genel ruh halinin bir yansıması olduğunu düşündüğüm Lincoln’ün frikiği idi. Derbilerde atılmış en güzel golü görmüş olmanın heyecanıyla herkesi ayağa kaldıran gol, çift vuruş olduğu gerekçesiyle sayılmadı. Burada suçu hakeme atmak da mümkün eğer kolaycıysanız. Fakat buradaki en büyük hata Lincoln’ün dikkatsizliğidir. Hakem topa vurabileceğin bir yerden faule hükmetmişse ve eğer sen kaleye vurmayı kafana koymuşsan verilen kararın çift vuruş mu, tek vuruş mu olduğuna dikkat etmek zorundasın. Çünkü gördüldüğü üzere maçın gidişatını, takımının kaderini etkileyen bir pozisyonun yaşanmasına sebep olabiliyorsun. Lincoln’ün bu dikkatsiz, konsantrasyon eksikliği hakim, laubali ruh halinin tüm takıma yansıdığının düşüncesindeyim. Yoksa Baros ve Nonda’nın topa kritik dakikalarda elle müdahale etmesinin, yenilen üçüncü golde Galatasaray’ın ceza alanında 6 Fenerbahçeli varken bir Galatasaraylı’nın olmasının başka bir açıklması yok! Bu adamları birileri çıkıp uyarmalı. Baros daha önce de topu önüne eliyle alarak sarı kart görmüştü. Şimdi de bu yüzden sarı kart sınırında!
Galatasaray’ın ilk yarıda Fenerbahçe’ye göre daha atak bir oyun sergilediğini söyleyebiliriz ama Fenerbahçe’nin Arsenal maçındaki defansif oyununu devam ettirmesi Galatasaray’ı zorladı. Galatasaray kanatlardan gelmeye çalışırken o bölgeye çok iyi toplanıp alanı daraltan Fenerbahçe’nin bu planını bozmanın en kolay yolu oyunun yönünü terse çevirmekti. Ancak bunu yapması beklenen Ayhan bu maçlık al gülüm ver gülüm (klişeleri seviyoruz!..) oyunu tercih edip, Lincoln de ceza alanına gömülünce topu diğer kanada taşıma şansını bulamadı Galatasaray. Böyle olunca da atak yolları tıkandı ve ikinci golü bulmak için teşebbüste bile bulunamadılar. Galatasaray da Fenerbahçe’nin alan daraltma planını uygulamak istese de, topu hızlıca ters kanada taşımayı başaran Sarı-Lacivertli ekip böylece daha kolay rahatsız etti rakip kaleyi. Kendi yarı alanının sol tarafından alıp sağ kanada aktarılan paslarla Fenerbahçe biraz da şansıyla ikinci golü bulunca çok rahatladı. İkinci gol için suçlanacak birini aramaya gerek yok. O top Emre’yi aşsa Güiza’nın önüne düşecekti. De Sanctis’in o topu çıkarma ihtimali veya “okçu”nun o golü kaçırma ihtimali elbette vardı. Ama olasılıklar üzerine konuşmak bir tek istatistikte işe yarar. Fenerbahçe maçlarının talihsiz adamı Emre Aşık bu golden sonra da belini doğrultamadı. Yenilen ikinci golden sonra Galatasaray’ın bir penaltısının verilmediğini belirtmeli. Selçuk’un altıpasta kafa topunda kambura yattığını söylemek gerek. Ümit Karan o pozisyondaki itirazında haklı. Ama yenilginin sebebi tabi ki bu değil. (Hakem hataları ile alakalı ayrıntılı yazı için durma tıkla!)
o_e63067a66d91bcbc6c5a6388d0e00c6e İkinci yarının başında gelen gol maçın bitiş düdüğünü çaldı. De Sanctis’in baraj yaptırmamasını eleştirenlere “Barthez baraj yaptırdı da ne oldu?” demek istiyorum. Böyle şutlarda topun nereye gideceğini topun vurulduğu 35. metreden görerek pozisyon almak isteyen kaleci sayısı çok. Yamulmuyorsam Van Hoijdonk’a da baraj yaptırmayan bir kaleci vardı. (Mondragon?) De Sanctis ile Roberto Carlos, o şutun ilk topta gol olup olmayacağına bahse girse kazanan İtalyan olacaktı. Çok da kolay olmayan bir topu çıkarmayı başardı. Asıl hatalı olduğu yer topu çeldiği bölge. O topu aldı direğin kenarından altıpasa doğru Lugano’nun önüne tokatladı. Hadi şutu atan Carlos olduğu için topu çeleceği yönü hesaplayamadığını varsayalım ama ceza alanına giren 6 Fenerbahçeli’yi takip etmemek nasıl bir rahatlıktır! nasıl bir koyvermişlik, umursamazlık, laubaliliktir!!! O dakikada bıraktı işte maçı Galatasaray.

İkinci yarıya bir gol daha yiyerek başlamak tüm planları suya düşürdü haliyle. İlk yarıdaki oyun umut vermişti. Ama derbilerin ruhunu çok iyi bilen Ümit Karan’ın oyundan çıkmasıyla Galatasaray’ın rakip derfansla dövüşen gücü yok oldu. Yine Ümit gibi savaşçı oyun yapısına sahip Baros’un çıkması aynı etkiyi yaratmadı çünkü sağ kanada hapsedildi. Bana kalırsa akıllı bir oyunla Baros, hızıyla o kanatta daha verimli kullanılabilirdi. Tottenham’daki Robbie Keane tadında bir oyun sergilettirilebilirdi. İkinci yarıya Baros-Kewell değişikliği ile başlamak yeterli olurdu. Ama Nonda, Lincoln, Kewell gibi sakatlanmama korkusuyla Ümit kadar boğuşmayan oyuncuların sayısı arttığı için ceza alanını zorlayamadı sarı-kırmızılı takım. Oyuna ikinci yarı giren Kewell da topla bu yüzden 60. dakikada buluşabildi. Onun da ne yazık ki tek hareketi kullandığı serbest vuruştu.

Skor farkı 2 olunca Galatasaraylı oyuncuların sinirleri hemen bozuldu. Arda’nın bazı pozisyonlarda gereksiz itirazları, Ayhan’ın Volkan’ın sakatlığından sonra Carlos’un önünde prese devam etmesi centilmenliğe sığmayan bir hareketti. Benfica’daki güzel oyunuyla kilit  bir rol oynamasını beklediğim Ayhan, tam tersi bir şekilde çirkef oyunuyla takımının sinirlerini gererek kilti bir rol üstlendi.

Skora bakarak Fenerbahçe’nin ezici bir oyun oynadığını ve bu galibiyetle artık bileğinin bükülmeyeceğini düşünmek yanıltıcı olur. Çünkü Fenerbahçe gollerini planlanmış veya atağın gidişatına göre harika organizasyonlarla bulmadı. Galatasaray’ın hatalarını çok iyi değerlendirdiler. Ve daha istekli, özgüvenli bir oyunla haklı bir galibiyet aldılar. Oyun olarak Arsenal maçındaki defansif dirençlerinin üstüne koyarak oynadılar. Josico ve Deivid’in ilk 11’de oyuna başlaması Londra’daki oyuna atak gücünün eklenmesini sağladı. Aragones’in bu değişikliği (Londra’da bir puanı kazanan bir takım vardı), Skibbe’nin “kazanan 11’i değiştirmeme tezini” çok iyi çürüttü. Akıllı, verimli, ne yaptığını bilerek oynayan Fenerbahçe’yi tebrik etmek gerek. Önlerinde zor bir dönemeç var. Eskiden Alexsiz varlık gösteremeyen Fenerbahçe onsuz da ezeli rakibini yenmeyi başarmış olması Aragones’i zorlu bir tercihe, Galatsaray yönetimini de Skibbe konusunda zor bir karar sürükleyecek…

Kategorisi GenelYorum (0)

Güiza’dan gol beklemek


Fenerbahçe’nin 14 milyon euro verip aldığı bu oyuncu gol sayısı olarak hala kimseyi tatmin edemedi. Kaçırdıkları attıkların fazla olan olan ispanyol forvet aslında iyi bir bitirici olmadığını ancak takımı için iyi bir savaşçı olduğunu gösterdi bu süreç içerisinde…

Kariyer olarak ilk defa şampiyonluklara alışmış büyük bir takımın bünyesine giren Güiza’nın geçmişinde çatısı altına girebildiği en büyük kulüp Barcelona olsa da, katalan ekibin B takımından yukarı çıkamamış. A takıma çıkma şansını ise muhtemelen takımın yıldızlar karmasına bürünen yapısından dolayı yakalayamadı.

Kadrosunda bulunup çift haneli maç ve gol sayısını eş zamanlı yakaladığı ilk takım Ciudad Murcia olmuş. 2 yıl içerisinde 81 maçta 36 gol atarak %50’ye yakın bir gol ortalamasını yakalamış bu takımda. Sonra Getafe’de de 2 yıl içinde 61 maçta 20 gole ulaşmış. Asıl patlamasını ise 1 yıl oynamasına karşın Real Mallorca’da yapıyor hepimizin bildiği gibi. Ligde çıktığı 37 maçta penaltıdan gol atmadan takımına toplam 27 sayı kazandırdı. Bu performansıyla da şampiyon olması işten bile olmayan İspanya’nın EURO 2008 kadrosuna girmeyi haketmişti. Şampiyona’da da tek gole imza attı.

Şimdi Fenerbahçe’nin formasını terleten Güiza’yı daha yakından izliyoruz. Her maçında gözümüz onun üstünde.  Her hareketi, her pası, her şutu eleştirilmekte. En çok da aldığı parayı hak ediyor mu tartışması yapıldı, yapılıyor. Kolay değil tabi ki 14 milyon Euro’nun hakkını vermek. Şimdiden en az 10 gol atmış olması gerekiyordu insanları tatmin etmiş olması için. Hele ki ezeli rakibinin son transferi Milan Baros 11 maçta 9 gol atmışsa…

İkisini karşılaştırmaya yönelmeyeceğim bile ki ikisi de kendini kanıtlamış farklı tipte golcüler. Mesela Güiza’nın bir sezonda 27 gol atmış olması golcü olduğunu göstermiyor bence. Top rakipteyken takım defansını ileri uçtan başlatması oyun düşüncesinin bir parçası. Rakibe baskı yapmayı bırakmıyor ve her zaman oyunun içinde. Dalıp başka diyarlara gitmiyor. Çapraza boş koşular yapıp rakip defansı üstüne çekerek topla giden arkadaşının önünü açması aslında bir forvet oyuncusunda olması gereken en önemli özellik. Bu bile asist sayılabilir. “Al da at” dercesine bir “gol yatağı” açıyor takımdaşına. Asistçi yönü de bir hayli ortaya çıktı Fenerbahçe’de.  Son 123 maçında 16 asist yapan “okçu” sarı-lacivertli ekipte 7 asiste çoktan ulaşmış.

En büyük eksikliği ise son vuruşlarda yaşıyor. Arsenal karşılaşmasında Alex’in 5 kez aynı pası vermiş olmasına karşın ancak birini gole çevirebildi. Ayrıca Almunia ile karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda nasıl goller kaçırdığına şahit olduk. Bu kaçan goller bana birini hatırlatıyor. Bu benzetmeyi beğenmeyenler çıkacaktır tabi ki ama sadece oyun tarzı olarak Hakan Şükür’e benziyor. Aynı koşuları yapıp aynı pasları atıyorlar. Aynı golleri kaçırıp, aynı gollere imza atıyorlar. Hakan Şükür de gol atmaktan çok gol attıran bir yapıya sahipti. Bu açıdan Güiza’dan gol beklemek, Hakan Şükür’den gol beklemeye eşdeğer…

Kategorisi GenelYorum (0)

Rakip Chelsea


Bu sezon tüm Avrupa’yı şaşırtan Fenerbahçe, bu maçlarda da şaşırtmaya aday. (MedyaKronik/HaberVesaire/14.03.2008)

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’nde eşleştiği Chelsea ile bugüne kadar hiç karşılaşmadı. Kuruluşundan bu yana maçlarını 42,055 kapasiteli Stamford Bridge’de oynayan Chelsea, 2004-2005 sezonundan itibaren bu statta oynadığı 118 maçta -ikisi Liverpool, biri Barcelona’dan olmak üzere- sadece üç mağlubiyet aldı. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe’nin Londra’daki maçta işi çok zor. Az gol yeme özelliğine de sahip takım, bu yıl Premier Lig’de bu statta oynadığı maçlarda dokuz yedi. Şampiyonlar Ligi’nde grup maçlarında kendi evinde oynadığı maçlarda yediği tek gol ise Norveç ekibi Rosenborg’dan geldi. Avrupa’nın güçlü ekipleri içinde ismi çok geçmeyen bir takımdan gol yiyebilmesi, Fenerbahçe için bir umut olabilir. Fenerbahçe’nin umudunu arttıran ikinci bir neden ise, Chelsea’ye grup maçlarında gol atamayan hemen tüm takımların, bu sezon istikrarsız performans göstermesi.

Hızlı oynamak şart

Kalesinde Avrupa’nın en iyilerinden Petr Cech bulunan Chelsea’nin defasında John Terry, Ricardo Carvalho, Alex, Ashley Cole, Juliano Belletti gibi çok önemli oyuncular yer alıyor. Özellikle Terry ve Carvalho’nun uyumu takımın yediği gol sayısındaki en önemli etken. Hızlı ve oyun görüşü çok iyi olan bu ikili, birebir mücadelelerde sert ve etkili defanslarıyla rakip forvetleri yıldırıyor. Bu ikilinin karşısında ayakta kalkmak gerekecektir. Ya da akıllıca davranıp, ceza sahasına yakın bölgelerde serbest vuruş kazanılmalı. Bunu yapabilmenin ilk şartı ise hızlı oynayabilmek. En son, Vestel Manisa maçında hızlı atak yapabileceğini gösteren Fenerbahçe’nin karşısında bu sefer, 24 milyon sterlin ettiğine kendisi bile inanmayan Ganalı yıldız Michael Essien, John Obi Mikel ve son maçta Derby County’ye karşı takımının altı golünün dördünü atıp, bu sezonki en yüksek performansına ulaşan Frank Lampard var. Aurelio, Selçuk, Uğur Boral’lı orta sahanın bu isimler karşısında hataya düşmeleri çok ağır cezalandırılabilir.

Destekçi forvetlere dikkat

Forvet hattında Fildişi Sahilli, “Kara İnci”’ Didier Drogba, Ukraynalı Shevchenko ve eski bir Fenerbahçeli olan Nicolas Anelka var. Oynaması durumunda Drogba’nın karşısında ayakta dimdik durabilmek gerekecek. Dünyanın, fizik kuvvetini en iyi kullanan golcülerden Drogba, uzaktan, sert ve beklenmedik şutlarıyla Volkan’ı avlayabilir. Sevilla maçından sonra bunu deneyeceklerinden şüpheniz olmasın. Topla hareketli ve hızlı olan diğer iki forvet iiçin büyük boşluklar bırakmak da golle cezalandırılacaktır. Anelka’nın bu konuda neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Shevchenko’nun ise Fenerbahçe’ye karşı Milan’da oynadığı maçları hatırlamak yeterli. En tehlikeli atak organizasyonlarını kanatlardan, destekçi forvetleriyle geliştiren Chelsea’de Joe Cole, Salomon Kalou ve bu sezon iyi bir çıkış yakalayan Shaun Wright Phillips’e dikkat edilmeli. Gökhan Gönül ve Vederson’un Sevilla maçlarındaki performansları bu konuda bizi olumlu düşüncelere itiyor. Roberto Carlos oynarsa, sol kanatta daha güvenli durabilir Fenerbahçe. Ayrıca kanatlardan gelişecek hızlı ataklarda ön direğe kesilecek sert ortalarda, Edu’ya dikkat!Bu sezonki performansıyla tüm Avrupa’yı şaşırtan Fenerbahçe, bu maçlarda da şaşırtmaya aday. Ümitlenecek çok şeyleri var. Güzel ve ayağa top oynamaları takımın artısı iken yavaş oynamaları dezavantaj.

Beşiktaş’ın 2003’te Stamford Bridge’de Sergen’in attığı gollerle kazandığı maç, Chelsea’nin üzerinde hâlâ geçerli bir baskı oluşturma ihtimalini de göz ardı etmemek lazım. İlginç bir tesadüfle Chelsea de, tıpkı Sevilla gibi 1905’te kurulmuş. Fenerbahçe’nin bu yılda kurulup, Avrupa’da kupa kazanan ekiplere karşı bir üstünlük sağladığını düşünürsek, bu takımlarla aynı kadere sahip olan Chelsea’yi yenmek çok da uzakta görünmüyor. Bol şans Fenerbahçe.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 2007/08, Chelsea, Dünyadan Futbol, Erkekler Şampiyonlar Ligi, Fenerbahçe, İnceleme, İngiltere Ligleri, Premier Lig, Şampiyonlar Ligi, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden FutbolYorum (0)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler