Etiketler | "aurelio"

Bu aralar Aurelio gibiyim


Bir kaç yazı önce de kendimi Xavi gibi hissettiğimi söyleyen bir başlık altında tuşlamıştım klavyeyi. Fakat tamamen o gün oynadığım maça dair bir hissiyattı bu. Bu seferki böyle değil. Bu sefer hayata dair bir Aurelio’luk var bende. Birşeyler yazmama engel olan bir şeyler var sanki ve bu ne bulamıyorum. Kimi tahminlerim var beni tutan şeylere dair. Ama tam bulamıyorum bunun nedenini… Bulana kadar da yan pas yapmaktayım Aurelio gibi. Yazamıyorum yani gole gidemiyorum. Sürekli yan pas… Al ver, sağa bak, sola bak, öne bak… Baktın dolu, kimse boşa kaçmıyor, pas atacak kimse yok geri dön, yan pas ver. Sonra en çok topa dokunan adam ol, en çok isabetli pas atan adam ol… Şu anda aynen böyleyim… Du bakalım ne zaman bitecek bu durgunluk. Herhalde ne zaman yine yeni şeyler söyleyebildiğimi hissettiğim zamanda gaza basabileceğim.

Bu arada şu istatistikleri ölçme şeklini değiştirin allah aşkına. Sırf bu yüzden Aurelio gibi adamlar sükse yapıyor. O tarz adamlar beğeniliyor. Bakınız Mustafa Sarp! Türk futbolunun önündeki en büyük engel şu istatistikler…

Kategorisi GenelYorum (0)

“Kimse Barış’tan söz etmiyor”


baris-ozbekBarış’ı Werder Bremen istiyormuş. Çok hoş! Etrafımdaki bir çok kişi de bu transferin gerçekleşmesi için can atıyordur. Çünkü “kimse Barış’tan söz etmiyor“… Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Ne güzel programımızdın sen Futbol Ekstra


smiley-msncom-football-44024Televizyonların futbol programları işgali altında olduğu bir dönemde futbol programı olmayan bir futbol programı vardı CNNTurk’te .. Ortaokuldan beri izlediğim 90. Dakika programı bu yüzden ikinci plana düştü. Uzun bir süredir her pazartesi oturup izliyordum CNNTurk’ü. Zaman zaman ıskalıyordum topu ama bunun tekrarı vardı. Gece tekrarlarını yakalıyordum. Zaman zaman top ayağıma oturduğumda attığım golün tekrarını da izliyordum. Çift dikişi severim bilen bilir. Fakat ne hikmetse 3 hafta önce bir anda bitiverdi. Programı kaparken de Bağış Erten çok şık bir hareket yaparak “Bu programa şapka çıkarıyorum” diyerek çıkardı yıllardır programlarda çıkarmadığı şapkasını… Banu’suz France Football’u takip ederken yelkovanımız şaşkıın gezinecek sayfalarda.  Prpgram neden kapandı sorusunun cevabını ararken  “Kanalın tasarrufu” dedi Alp Özgen 4,5 yıllık Futbol Ekstra’nın son programında. Biz de yedik… Bekledim bakalım yerine nasıl bir program getirecekler diye. Başlayan program İlker Yasin’le “3. Devre” idi. Bu muydu yani? Bunun için miydi? Çok de seviniyordum İlker Yasin’i televizyonlarda az görüyorum diye. Ama bir de baktım ki ekranda o. İlk konukları ise Erman Toroğlu ve Fatih Terim’di. Çok özlemiştik ikisini de… Özellikle pazar gecesi ERman hocayla yattıktan sonra pazartesi gecesi onu çok özlemiştik.

Bu mudur yani.. Futbolun güzelleşmesi, gelişmesi için bu oyunu yorumlayanların da yenilenmesi gerekirsen biz döndük kürkçü dükkanına. Bugünkü konukları da Acun ve Hakan Şükür’dü. Yahu bıktım zaten Acun her gün evimde. Varlığımla yokluğumlu sorgulayıp duruyor. Halbuki “varlığım da yokluğum da yetmiyooor…” Ve zaten her attığımız golde de Hakan Şükür’üz.. Bu yüzlerini her gün görebileceğimiz, futbol hakkındaki düşüncelerini her zaman bilebildiğimiz adamları tekrar programda yine neden görmek isteyelim ki? Programın başlarında İlker Yasin Fenerbahçe’yi tartışırken Acun’a gidip Aurelio ve Tuncay’ın eksikliğini sordu. Yahu bunun cevabını artık kim merak ediyor? Aylardır aynı soru, aynı cevaplar zaten piyasada çoktan seçmeli olarak soruluyor. Hem atı alan “adalara” geçmiş, lig bitiyor, Marco haftasonu 90 dakika sahada kalıp Barcelona’yı son anda elinden kaçırıyor sen hala tüh gitmeseydi soruları soruyorsun… Neden ki? Bana ne katıyor ki, gidenin ardından ağlamak. Kime ne katıyor ki hala Aurelio’yu sorguluyoruz.

Halbu ki Futbol’un ekstraları var hep. Yazı, çizgi, sanat yönü var. Ben bu ekstralara ulaşıyordum bu güzelim programda. Vedat Özdemiroğlu’nun ne kadar da futbol delisi bir adam olduğunu öğreniyordum. Dilin kemiğinin olmadığını futbol sayesinde bir daha görüp Bağış’la her takımı desteklerken, Alp’le tango izleyip, Banu’yla fransa’dan şarap siparişi veriyorduk… Arada bir İbrahim Altınsay geliyordu, Beşiktaş’a, İngiliz futboluna bakış açılarımıza yeni şeyler katıyorduk. Feridun Düzağaç’ın kurduğu ilk 11’i ezberden sayamasam da  Simon & Garfunkel ile  M.F.Ö.’yü birbirleriyla olan muhteşem uyumu sebebiyle yanyana oynatmasını hiç unutmam. Program bitmeden her hafta yaptığı yarışmalara da bir çok kez katıldım ve payıma düşeni de aldım. Adidas spor kitimin çalınmayan kısmı hala mevcut ve aktif bir biçimde kullanımda. Soru da ezberimde: Şampiyonlar ligi kupasını kaldıran en genç oyuncu kimdir? Şıklar: Iker Casillas,Nwankwo Kanu,Patrick Kluivert, Clarence Seedorf. Cevabı ise mailimde yollarken aynen şöyle yollamışım. futbolekstra

Kanu, Kluivert, Seedorf hepsi 1976 doğumlu 94-95 sezonunda hepsi 19 yaşındayken kupayı kaldırmış Ajax. ama Seedorf nisan , Kluivert temmuz , Kanu da ağustos doğumlu olduğu için en gençleri Kanu imiş o zaman. Casillas da 19 yaşındayken kaldırmış kupayı ama 20 nisan doğumlu olduğu için bu şansı kaybediyor. Yani doğru cevap Nwankwo Kanu idi… Sırf kattığı bu bilgi için bile Futbol Ekstra’nın benim gönlümde çok farklı bir yeri var. Olmaya da devam edecek.. Futbolun gülen yüzü idi onlar. Bir programda kavga gürültü gerilim olduğunu hatırlamıyorum. Hep güldüler hep de güldürdüler. Gülmeden bitirdikleri bir program yoktu… Şimdi kim verecek yılın futbol oscarlarını hiç kayırma yapmadan gönlünden nası geçiyorsa ve tabi ki hakkını vererek? Bu ekibin bir arada farklı bir şeyler yapacağının inancındayım ve bekliyorum…

Kategorisi GenelYorum (0)

Başarı ölçüsü kupa kaldırmak mıdır?


Çok mu abesle iştigaldir bu yaptığım, çok piyasa bir hareket gibi gelse de, hatta bunlar reklam kokan hareketler olsa da naif bi sebeple bunu yaptığımı söylemek istiyorum…

Uzun zamandır bloga yazı yazamadık. (malum sınavlar,iş güç vs.) Ama blog blog gezerken beğeniyle okuduğum flyingdutchman‘in bir yorumuna aklım takıldı. “Aykut Kocaman’ın ne başarısı var kı bu adamı bu kadar büyütüyorsunuz? Bu adam iyiyse Hikmet Karaman,Samet Aybaba teknik direktörlükten anlamıyor olmalarına karşın Türkiye Kupası kaldırmış isimler. Onları yeriyorken, Aykut’un nesini övebiliyoruz? Başarısı nedir? Kupa sayısı ne ki Sepp Herberger muamelesi yapılıyor bu adama? “demiş…

1209

Bir göz attım, bu iki teknik adam kupa kaldırırken ellerinde hangi kadrolar varmış, kimleri eleyip bu başarıları elde etmişler. Kronolojik sıraya göre öncelik 2000-2001’de Gençlerbirliği ile kupayı kaldıran Samet Aybaba’nın.

Gençlerbirliği finale kadar ilerleyip kupayı kaldırdığı sezonda ilk turda ortalıktan yok olmuş Mobellaspor ile karşılaşmış. Ardından pek parlak bir döneminde olmayan Ç.Rize’yi CavCav’ın muhteşem üçlüsünün bir parçası olan Kona’nın iki golüyle geçmiş. Çeyrek finalde ise kendisinden bir sonraki yıl kupayı kaldıracak Kocaelispor’u yenerken Ümit Karan’ın inanılmaz performansı göze batıyor. O yıl Kocaeli’nin kadrosunda Kaan Dobra, Lazarov, Metin Mert, Yordanov gibi yabancıların yanında Nuri Çolak ve Cihan Haspolatlı gibi genç yetenekler de bulunuyordu.

3. Tur /GENÇLERBİRLİĞİ 7-1 MOBELLASPOR A.Ş. (Goller: PHIRI dk. 6, ÜMİT KARAN dk.13,31,38, ANDRE KONA dk. 58, TJANI BABANGIDA dk. 90)

4.Tur / ÇAYKUR RİZESPOR 1-2 GENÇLERBİRLİĞİ (Goller: ANDRE KONA 65.dk(P) ,72)

Çeyrek Final / GENÇLERBİRLİĞİ 4-2 KOCAELİSPOR (Goller:ÜMİT KARAN dk. 50,77,98, ANDRE KONA dk. 110)

56773Yarı Finalde tarihin en enteresan Beşiktaş ile karşılaşmış. Kadrosunda Fevzi Tuncay, Ali Eren, Bayram Bektaş ve İlhan Şahin’i barındıran Siyah Beyazlıların teknik direktörlüğünü yamulmuyorsam Nevio Scala yapıyordu. Gençlerbirliği ise önemli Nijeryalı oyunculardan biri olan Babangida, Thomas Zdebel ve Kone gibi kaliteli yabancıların yanında Ümit Karan, İsmail Güldüren, Tolga Doğantez gibi ileride büyük takım tecrübesi yaşayacak oyuncular kadrodaydı. Penaltılarda kazanılan yarı final maçında Beşiktaş’ın penaltı gollerini Ali Eren ve Mehmet Özdilek atmış. Ayhan’da maçta yedek soyunmuş. Gol geleceğin yıldızı Nihat’tan gelse de penaltılarla eleyebilmiş Beşiktaş’ı.

Yarı Final / BEŞİKTAŞ 1(2)-1(4) GENÇLERBİRLİĞİ (Goller: NİHAT KAHVECİ dk. 66, THOMAS ZDEBEL dk. 78)

Final maçına gelindiğinde artık kendine güveni tam bir Gençlerbirliği takımı Kayseri’de oynanan maçta geriye düşmesine karşın öne geçmeyi başarmış. Ümit Karan’ın yine başrolde olduğu maçta Andersson’un attığı golle beraberliği yakalayan Fenerbahçe’yi uzatmalara kadar durdurmayı başarmış. Penaltılarla kazanılan kupada Fenerbahçe’nin sayıca fazla teknik oyunculara sahip olmasına karşın tek penaltısını Milan Rapajc atmış.

Final / FENERBAHÇE 2(1)-2(4) GENÇLERBİRLİĞİ (Goller: SAMUEL JOHNSON dk. 6, KENNET ANDERSSON dk. 65, MARCEL MBAYO dk.13, ÜMİT KARAN dk. 54)

Fenerbahçe – 1.  RÜŞTÜ REÇBER, 3. OGÜN TEMİZKANOĞLU, 4. MUSTAFA DOĞAN, 6. ZORAN MIRKOVIC, 10. HAİM REVİVO, 11. ELVİR BALİÇ, 17. NICOLA LAZETIC, 18. ABDULLAH ERCAN, 19. KENNET ANDERSSON, 28. SAMUEL JOHNSON, 30. MERT MERİÇ

andre-konadir-umarimGençlerbirliği – 1. PATRİCK NYS, 2. PHIRI ALFRED,3. İSMAİL GÜLDÜREN,4. TOLGA DOĞANTEZ,7. MEHMET ŞİMŞEK,8. THOMAS ZDEBEL, 9. ÜMİT KARAN, 11. ANDRE KONA ,14. BEYHAN SÜMER,17. MARCEL MBAYO, 28. FERDİ TATLI

Aynı Gençlerbirliği takımı o sezonda ligi 46 puanla 10. sırada bitirmiş. 14 galibiyet 4 beraberlik 16 da yenilgi almış. Sonuç olarak, en tehlikeli Gençlerbirliği kadrolarından teknik direktörlüğünü yapan Samet Aybaba Türkiye Kupası’nın tek maçlı eleme sisteminden çok iyi yararlanmayı başarmışsa da aynı performansı ligde gösterememiş. Kupaya odaklanmış canım desek bile 5 maç oynamak için bir takımın başına mı geçti diye sormak gerekir.. Zaten sonrasında da istifa mı etmişti ne… ya da gönderilmişti… Bu muydu başarısı?

Sırada Kocaelispor’un başında Türkiye Kupası’nı 2001/02’de kaldıran Hikmet Karaman’ın bunu nasıl başarmış olduğu var…

3. Tur / KOCAELİSPOR 3-1 TÜRK TELEKOMSPOR  Goller:  (MİLAN TİMKO dk. 13, KWAME AYEW dk. 23,  SERDAR TOPRAKTEPE dk. 79)

4. Tur / KOCAELİSPOR 2-1GENÇLERBİRLİĞİ Goller: (NURİ ÇOLAK dk. 29, KWAME AYEWdk. 35)

Çeyrek Final / ERZURUMSPOR 0-1 KOCAELİSPOR Goller: (AYMAN ABDELAZİZ,dk. 110)

news_manset_resim_r1_hikmetkaraman001Yarı Final karşılaşmasında sezona teknik direktör olarak kimle başladığı meçhul olan Adanaspor’u konuk etmişler. TFF’nin sayfasında 2001-2004 arasında kimin teknik direktör olduğu konusunda bir bilgiye ulaşamadım ama bi ara Rıdvan vardı takımın başında belki de o dönem bu dönemdir. Neyse.. Kadrosunda Metin Mert, Lazarov, Cihan H., Orhan Ak, Ayman, Ayew, Kaan Dobra gibi Türkiye liglerinin en önemli yabancılarını kadrosunda bulunduran Kocaeli daha sonraları ulusal takıma kadar yükselme başarısı gösterecek Necati ve Volkan’lı Adanaspor’u zorlanarak geçebilmiş…

Yarı Final / KOCAELİSPOR 1-0 ADANASPOR Goller: (ZDRAVKO IVANOV LAZAROV,dk. 31)

“Ofensif” futbolun mimarı Arsene Wenger’in yakın arkadaşı olan Hikmet Karaman’ın oyun düşüncesini iyi bir şekilde yansıttığı bir maç gibi görünebilir eğer ki skora bakıp yorum getirirsek. Ama şöle bir hafızaları tazeleyelim bir bakalım maç nasıl geçmiş.. Kocaelispor maçın 44. dakikasında Cihan ile bir gol bulmuş, ikinci yarının hemen başındaysa “Deli” İbrahim ikinci sarı karttan oyun dışı kalmış. Ardından da ikinci golü bulunca yeşil-siyahlı ekibe bir rahatlık çökmüş… Hatırladığım kadarıyla da attıkları son iki golü de Beşiktaş’ın kaybedeceği bir şey olmadığı düşüncesiyle rakip kaleye lazarov_z_20051008_gh_railecek yüklendiği dakikalarda geride verdiği boşlukları değerlendirerek bulmuşlardı. Serdar’ın golü böleydi hatırladığımca.

Final / KOCAELİSPOR 4-0 BEŞİKTAŞ Goller: (CİHAN HASPOLATLI dk. 44, ZDRAVKO LAZAROV dk. 59, KAAN DOBRA dk. 82, SERDAR TOPRAKTEPE dk.83)

Kocaelispor – 77.  AHMET ŞAHİN, 2. FARUK SARMAN, 8. ORHAN AK, 5. NURİ ÇOLAK, 7. KAAN DOBRA, 10. ALEKSANDAR YORDANOV, 11. ZDRAVKO LAZAROV, 13. AHMET ARSLANER, 15. AYMAN ABDELAZİZ, 18. CİHAN HASPOLATLI, 33. CEM SİNAN VERGÜL

Beşiktaş – 1.  THOMAS MYHRE, 3. TAYFUR HAVUTCU, 4. AHMET YILDIRIM, 5. RONALDO GUIARO, 7. ZOUBAIER BAYA, 10. AHMET DURSUN, 17. TAMER TUNA, 18. ERMAN GÜRAÇAR, 19. İBRAHİM ÜZÜLMEZ, 20. TÜMER METİN, 26. İLHAN MANSIZ

Sonuç olarak Hikmet Karaman da teknik direktörlüğünü yapma fırsatı bulduğu bu başarılı kadroyu iyi yönetip kupayı kaldırma başarısı göstermiştir.Ligi ise Samet Aybaba’nın G.Birliği’si gibi ligi ilk 10’da bitirememiş. -15 averajla da o yıl lige veda eden Antalyaspor’dan bir sayı fazla bir gol averajı yapmış. Ayrıca 67 gol yiyip küme düşen Yozgatspor ve 61 gol yiyip yine küme düşen Antalyaspor’dan sonra 60 gol yiyerek ligin en çok gol yiyen takımı sıral1310amasında üçüncülüğü ele geçirmiş… Bu mudur başarılı Hikmet Karaman? O da mı 5 maç için Kocaelispor’un başına geçmiş yani? Kupayı aldıktan sonraki sezon Kocaelispor ligden düşerken temellerini atan Karaman, G.Birliği ve Beşiktaş’tan 5 yedikten sonra kovulmuş…

Sırada yine Samet Aybaba var. Bu sefer Trabzonspor ile kazandığı kupa yolunda neler yaptığını irdeleyelim…

2. Kademe / GAZİANTEP B.Ş. BLD.SPOR 2-4 TRABZONSPOR Goller: (FATİH TEKKE dk. 18,56 , MEHMET YILMAZ dk.30, SELAHATTİN KINALI dk.90)

3. Kademe / TRABZONSPOR 5-2 SIVASSPOR Goller: (MEHMET YILMAZ dk.9,68, FATİH TEKKE dk.12, HANS E.F.SOMERS dk.86, GÖKDENİZ KARADENİZ dk.63)

Çeyrek Final / TRABZONSPOR 7-1 ANKARASPOR Goller: (HANS E.F.SOMERS dk.11,MEHMET YILMAZ dk.14,20,63, ERMAN ÖZGÜR dk.24,44)

ts-3luYarı Finale gelene kadar tam 16 gol atan Trabzonspor, Malatya’yı da gole boğmuş. Özkaynaklarından yararlanmasını başaran bir kulüp olma özelliğine sahip takımın ilk golü günümüzde de kadroda bulunan Tayfun Cora’dan gelmiş. İlk yarı bitmeden atılan golle de skor avatajını ele geçirmenin rahatlığıyla başlanan ikinci yarının ortasında Tekke ile 3. gollerini atıp turu cebe indirmişler. Malatyaspor da o sıra güçlü bir ekibe sahipmiş. Tolga Seyhan, Mert Korkmaz, Hasan Özer, bir Denizlispor efsanesi Timuçin Beyazıt kadroda bulunan kaliteli Türk oyuncular. Yarı Finale gelene kadar da eledikleri arasında adam gibi takım diyebileceğimiz bir tek Galatasaray var.

Yarı Final / MALATYASPOR 0-3 TRABZONSPOR Goller: (TAYFUN CORA dk. 31, MEHMET YILMAZ dk. 42, FATİH TEKKE dk. 64)

O yıl son dörde hiç bir İstanbul takımı kalamamıştı. Buhran dönemlerini yaşayan büyük takımlardan Fenerbahçe daha 2. kademe maçında Konyaspor’a, Galatasaray çeyrek finalde Malatyaspor’a,  Beşiktaş da yine aynı turda efsaneleşen bir kadroya sahip Gençlerbirliği’ne, İlhan Mansız’ın üç gol attığı maçta uzatmalar sonrası 4-3 yenilmişti. Finale çıkıp Trabzonspor’un rakibi olan takım yarı finalde de Ç.Rizespor’u elemiş. Final karşılaşmasında ise yıldızlaşan Gökdeniz’in performansıyla kupayı uzanan Trabzonspor o seneyi 7. bitirmiş. Üstelik bu kadar gol silahı olmasına karşın o yıl lige veda eden Altay’dan 4 gol daha az atmışlar. Ertesi sezon Trabzonspor Şenol Güneş’le aşağıdaki kadro ile Şampiyonluğu kıl payı kaçırmıştı. Ertesi sezon Şenol Güneş’in varlığından bahsettiğimize göre Samet Aybaba yine beş maçlığına geldiği karadeniz ekibiyle yollarını ayırmış…

123452Final / GENÇLERBİRLİĞİ 1-3 TRABZONSPOR Goller: (Mehmet Yılmaz dk. 9, Gökdeniz Karadeniz dk. 31,70)

Gençlerbirliği – 99.GÖKHAN TOKGÖZ, 3. FİLİP DAEMS, 5. EL SAKA, 7. AHMED HASSAN, 8. THOMAS ZDEBEL, 14. ÜMİT BOZKURT, 17. OKAN KOÇ, 25. DENİZ BARIŞ, 26. BÜLENT KARAMAN, 30. SERKAN BALCI, 50. VEYSEL CİHAN

Trabzonspor23.  MICHAEL PETKOVIC, 18. TAYFUN CORA, 24. ERDİNÇ YAVUZ, 16. OUMAR DİENG, 13. EUL YOUNG LEE, 5. HÜSEYİN ÇİMŞİR, 15. MEHMET AURELIO, 8. HANS E.F.SOMERS, 61. GÖKDENİZ KARADENİZ, 9.FATİH TEKKE, 17. MEHMET YILMAZ

SONUÇ: Samet Aybaba ve Hikmet Karaman eğer gerçekten çok iyi teknik direktörler olmuş olsalardı kupayı kazandıkları gibi aynı sezonlarda ligi daha üst sıralarda bitirirlerdi ve gösterdikleri başarının ardından kovulmazlardı. Şu anda Hikmet Karaman işsiz. Samet Aybaba ise taze kan bahanesiyle rotasyon meraklısı yöneticiler sayesinde kendisine tekrar ve tekrar Gençlerbirliği pozisyonunda yer buldu. Takımın başına geçtiğinden beri de tek bir galibiyet bile elde edemedi.

Ellerinde Ümit Karan, Lazarov,Yordanov, Fatih Tekke,Gökdeniz, Aurelio, Mbayo, Kona, Thomas Zdebel gibi yıldızlara sahip olan bu takımlarla, Türkiye Kupası’ndaki tek maçlı eleme sistemiyle başarılı olmamak, kupa kazanamamak çok zordur. Yukarıda saydığımız (Aurelio dahil) yerel oyuncuların da türk futbolunun en önemli isimleri olduğunu hatırlatmak gerek. Biri Rusya şampiyonu, biri UEFA Kupası’nı yabancı bir takımla kaldıran ilk türk oyuncu, Aurelio Euro 2008’in önemli bir parçası, Ümit Karan ise ülkenin en iyi takımlardan birinin kaptanı en tecrübeli golcü, kimilerine göre ise en iyi forveti.

Aykut Kocaman’sa yakalayabildiği altın jenerasyon Mehmet Yozgatlı, Faruk Bayar, Ivalio Petkov,Yordanov, Uche vs. ile 2002-03 sezonuna Fenerbahçe galibiyetiyle başlamıştı. Galatasaray’a ve Beşiktaş’a ise yenilmemiş.  Türkiye news_manset_resim_lx_aykutkocaman003kupasında ise Ankaragücü,Antalya ve Gaziantep’i yenip yarı finale çıktıktan sonra finale çıkma şansını Trabzonspor’a yenilerek kaybetmiş. O dönem yaşadığı maddi zorluklar, duygusal buhranlar olmasaydı onun da, teknik direktörülüğünün ilk yıllarında bir Türkiye Kupası olabilirdi ve belki biz de kendisini daha iyi bir teknik direktör olarak nitelendirebilirdik sanırım.

Aykut Kocaman daha futbolcuyken takım çalıştırmaya başlayan bu iki teknik direktörün, -bence- hasbel kader bulundukları takımların altın jenerasyonlarına denk gelip kupa kazanmaları hiç de başarı sayılmaz. Çünkü başarı sürekli olandır. Bu iki adamın sürekli yaptığı tek şey ise takım değiştirmek başarılı oldukları tek konu bu.

Kategorisi GenelYorum (0)

Sadece bir tercüme…


Fenerbahçe’nin hakkında daha önce insidefutbol sayfası için yazdığım önizlenimimi tercüme edeceğim o kadar. (Ayrıca Bknz.)

Fenerbahçe

Dünya yıldızlarını transfer etme politikalarına devam ediyorlar. Ancak Ronaldinho 21 Milyon Avro ederken Güiza’ya 14 Milyon Avro vermek ne kadar mantıklı olabilir? Şampiyon İspanya’nın kadrosunda bulunan Güiza bu paraya değdiğini kanıtlaması için geçen sezonki 28 gollük La Liga performansına devam etmeli.

Geçtiğimiz yıl Galatasaray Kalli’yi teknik direktör yapınca yaşını eleştiren kesim şimdi 70 yaşındaki Aragones’i takımın başına getirdi. Fenerbahçe’ye en önemli başarılarını yaşatan Zico’yu göndermek garip bir seçim olarak gözükebilir anca Fenerbahçe’nin geleneği budur. Eğer sezon sonunda takımı lig şampiyonu yapamamışsan, ne yaparsan yap kapıyı gösterirler.

Aragones’in düşündüğü futbol yapısını İspanya Milli Takımı’nda uygulatması hiç de zor olmamıştı, çünkü çoğu futbolcu kulüp takımlarında aynı futbolu oynuyordu. Hızlı, ayağa ve rakip defansı delici ara paslarla oyunu oynamak zor olmadı bu yüzden. Ancak Fenerbahçe’nin son 5 senesi hep Alex De Souza’ya bağlı oldu. Takımdaki şüphesiz en iyi oyuncu olduğu için gelen her teknik direktör Alex’e göre taktiğini kurdu. Ama Aragones inatçı olarak bilinen bir kişi ve İspanya’da oynattığı oyunu Fenerbahçe’ye de oynatmaya çalışacak ki bu bence çok zor.

İspanya’nın en önemli bloğu orta sahası ve Marcos Senna’ydı. Aurelio kontratı yenilenmiş olsaydı Senna’nın görevini yapabilirdi. Ancak bonservis bedeli ödenmeden gitti ve hala da yerini doldurmaya çalışıyorlar. Senna’nın takıma katılma ihtimalı hala da varmış. Göreceğiz.

Eski Galatasaraylı Emre’yi transfer etmek bu yaz transfer döneminin en sansasyonel hareketi oldu. Çünkü Emre yurtdışında oynarken, dönerse sadece Galatsaray’da oynayacağını söylemişti ancak o da parayı seçti ki bu da Galatasaraylı hayranlarının tepkisini çekti.

İlk 11 olarak bakıldığında çok güçlü bir kadroları var ancak yedek kadrosu hiç de öyle gözükmüyor. Volkan’ın arkasında tecrübeli bir kaleci yok. Edu ve Lugano’nun da iyi alternatifleri yok. Bu oyunculardan biri sakatlansa veya kart cezalısı olsa Fenerbahçe büyük sorunlar yaşar.

Avrupa Şampiyonası’nın son dakika golcüsü Semih Şentürk takımın en önemli parçası olacak. Sarı Kanarya’nın şampiyonluğu onun performansına bağlı…

Kategorisi GenelYorum (0)

Euro 2008: View from Turkey


In qualification Turkey didn’t play so well against their rivals from the group. But apart from the game in Istanbul against Greece, the side did begin to show they have the ability to change the result of a game with great comebacks. This has been repeated and for us Turkey fans the three group games have been like deja-vu. (insidefutbol)

Against Portugal Fatih Terim tried to go down as a hero. He played an attacking line-up starting with Mevlut and Kazim on the wings and Gokhan Zan in the centre of the defence (I expressed my doubts about him in my preview of the squad). For the first 15 minutes Turkey couldn’t find that goal, although our attacks looked quick and dangerous. Even though the attacks of Ronaldo, Simao and Deco were stopped in the first half, the defence forgot about Pepe who was a huge threat from set-pieces. After the Portuguese goal, Kazim made a number of fouls which constantly gave the play back to Portugal. After going behind in this game it was all over.

Going into the game against Switzerland neither team could afford to lose. Fatih Terim learnt from his tactical mistakes in the first game and started with Arda and Gokdeniz on the wings. But, with the heavy rain, the tactics of both teams were washed down the drain. Switzerland found the goal due to adapting better and playing a long ball up field, that with Emre Asik and Volkan’s positional mistakes helped Turkey go behind.

Turkey learnt and began too to play with long balls, in order to play this way Terim brought on Semih to replace Gokdeniz and importantly, Mehmet Topal for Aurelio, to hold the midfield against the Swiss. These substitutions and the change in style helped Turkey to change the game and play around the Swiss 18 yard area.

Crosses coming from the wings allowed Turkey to get the important goal, and though the Swiss did find some goalscoring positions, Volkan was at his best to deny them. His save in the 83rd minute was particularly important and many Turkish fans believe this is the moment when destiny intervened. The rest is history as Turkey threatened more and more and eventually Arda, the young shining star from Galatasaray, got the goal in the 92nd minute. If he continues such displays you have to wonder whether Galatasaray will be able to hold onto him for much longer.

The final group game against the Czech Republic was a final game that deserved its name. If the scores were level then it would go to penalties and neither team really wanted that. Turkey struggled to cope with Jan Koller and the ball stuck to him up. Nothing passed the big man as he held the ball up, he was like a wall. His goal in the 34th minute was not a surprise.

After the first half we again saw Terim change the game. He brought on Sabri who offered much more of an attacking threat. Sabri swapped positions with Hamit. This confused the Czechs as Hamit charged forward at will. The opposition still throught he was a right-back. Through playing closely with Sabri and constantly swapping position, both players were able to attack more effectively. The participation of Kazim too, meant that Turkey were able to own the right wing.

Turkey’s domination of that wing helped the second goal arrive, with the help of Cech and the rain of course! But we should not forget the follow up work of Nihat. He was acting like all good poachers do and waiting for the mistake.

The Czechs were of course puzzled to lose their two goal lead and the incredible through ball from Hamit followed by an amazing finish from Nihat gave Turkey their third and sent the Czechs out.

Looking at the Croatian game, all Turkish fans know they obtained fantastic results against England in qualification. This play has been repeated against Germany, so we all know it was no flash in the pan.

With their players like Modric, Kranjcar and Corluka, they seem to have re-discovered something of the spirit they had in the 1998 World Cup, which brought them third place.

Both Turkey and Croatia will fight hard because both are trying to make a place for themselves between the traditional footballing giants. Croatia coach Slaven Bilic’s admission that he fears Turkey’s ability to play in an unsystematic way (swapping positions constantly) makes many in Turkey believe that they are one step closer to victory.
Turkish fans are sure that thanks to the comebacks against Switzerland and the Czech Republic, the team are sure to go into the game with so much confidence. The feeling is that even if Turkey went a goal behind, it is never over and the players always feel they can win.

Of course the decisions of the managers of each team will be crucial. For Turkey though, the position in which Hamit will play will be very important, and missing Servet for the match is a real blow. But I cannot help but think that the match will in fact be decided by the number 14’s of each team, that is to say Modric and Arda. One will continue their journey in the Euros to become a star, but even if one is left behind, we will not forget their excellent play.

Kategorisi GenelYorum (0)

“Atarsa benim oğlum atar” demişti Semih Şentürk’ün annesi!


Bir reklam yazarı, futbolu milli takım teknik direktöründen daha iyi bilebilir mi?  (MedyaKronik)

Bir ölüm kalım maçı oynandı dün gece Basel St. Jakob Park Stadı’nda. Kazanan taraf şampiyonaya devam etme umudunu son maça taşıyacaktı. “Kendisini hatırlatmaya” gelen ve bunun için de sahaya gerçek kimliğini koyması gerektiğini hatırlayan milli takımımız kazanandı. Bu galibiyetle de bizi 2006 Dünya Kupası’nın dışına iten İsviçre’yi, kendi evindeki “parti”den kapı dışarı etmiş olduk.

Avrupa Şampiyonası’na ilk kez katıldığımız 1996’dan beri sahip olduğumuz geleneği bozmamış ve ilk maçımızda Portekiz karşısından puansız ve golsüz ayrılmıştık. Bu mağlubiyetin endişe veren tarafı gol atıp ve puan toplayamamamız değil, futbolumuzu bile hatırlayamamızdı.

Milli takım rakipten çok koşsa da bir türlü bir icraat geliştirememişti Portekiz karşısında. En güzel yorum Fenerbahçe’nin eski yıldızı Van Hooijdonk’tan geldi. “Evet Türk Milli Takımı çok koştu. Aurelio kimi tutacağını ararken, Tuncay’da geriye gelip top almak için çok koştu.” Artık istatistiklere nitelik olarak değil de nicelik olarak bakılmasının zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.

Açılış maçında Çeklere yenilen İsviçre ile oynanan maç, final havasına bürünmüştü bu nedenle.

Neden kaybettik, nasıl kazandık?

Portekiz maçını kaybettik çünkü hazırlık süreci boyunca “4-3-3 oynayacağız” diyen Fatih Terim, takımı 4-1-3-1-1 dizilişinde sahaya sürdü. Kanatları çok kullanan ve en önemli gücü kanat futbolcuları olan Portekiz’e sökmeyecek tek diziliş idi bu . Çünkü orta üçlünün sağındaki ve solundaki oyuncular defansa dönük “vefasız” oyunlarıyla bilinen isimlerdi. Bu, defanstaki kanat savunucularını zor durumda bıraktı. Tek forvet oynamaması gerektiği vurgulanan Nihat Kahveci ortada oynatıldı ve varlık gösteremedi.

İsviçre maçını kazandık çünkü Fatih Terim, bu sefer doğru oyuncuları seçti. Doğru taktikle maça başlandı. Yağmurla birlikte saha şartları bozulana kadar da, sahadaki kadronun yanlış olduğunu gösteren bir durum yaşanmadı. Nihat, daha doğrusu Nihat’ın yine tek forvet oynatılması dışında. Terim bu yanlıştan da ikinci yarıda döndü. Mehmet Aurelio’nun yanına bir kesici oyuncu daha ekleyerek orta sahanın ortasını sağlama aldı. Arda ve Tuncay’ı kanatlara gönderdi. Semih’i oyuna alarak Nihat’ı. kaybolduğu santrfor bölgesinden Semih’in arkasına, serbest bölgeye taşıdı. Nitekim ilk golün ortası da Nihat’tan geldi.

İkinci golün, mutlaka ve mutlaka oynamasını savunduğumuz Arda’dan gelmesi de bir tesadüf değil. gol atması Tuncay’ın ters kanada ters ayağıyla aktardığı topun, topu ayağında iyi saklayıp çalım atabilen Arda’ya gelmesi golün gelişimindeki en mühim andı. Hollanda’nın İtalya karşısında kendi yarı alanından, hızlı ve yön değiştirerek çıktığı ve gollerini bulduğu atak organizasyonunu uygulayabilmemiz bu goldeki büyük etkenlerden biriydi. Bu gol şühpesiz ki Arda’nın kariyerini de inanılmaz bir şekilde etkileyecek.

Reklam yazarının tercihi

Bu noktada belki de Terim’in 180 dakikanın sadece son 45 dakikasında vazgeçmeyi başarabildiği inadını bir tarafa bırakıp, milli takım futbolcularının annelerine kulak vermek gerekiyor. “Oğlum diye söylemiyorum, atarsa benim oğlum atar” diyordu Semih’in annesi Rabiye Şentürk TTNET reklamında. Arda’nın annesi Yüksel Turan ise “Arda’cığım takımın beyni” repliğiyle sesleniyordu diğer annelere. Sanırım oğlu da, bu takımın beyni olabileceğini gösterdi.

Geriden gelip kazanmış olmamız, Çeklerle oynayacağımız “final” maçı için umut verici. Ancak Fatih Terim rotasyon yapacaksa, ki Tümer Metin ve Emre Belezoğlu’nun yokluğunda buna mecbur, futbolun doğrularından şaşmamalı, maceraya baş vurmamalı yani İsviçre maçının ikinci yarısındaki kadrodan verim almalı. İkna olmuyorsa, anneleri konuşturan reklam yazarını dinlemeli.

Kategorisi GenelYorum (0)

Sadece “Kendimizi hatırlatmak” değil


Milli takımın yeni futbol çabası, Türk futbolu için Euro 2008’de başarılı olmanın ötesinde önemli. Bu turnuva bir “artık Hakan Şükür’ü tartışmama” fırsatı.  (MedyaKronik)

Sadece saatler kaldı. Sekiz yıl aradan sonra Türk Milli Takımı, Avrupa şampiyonluğu için mücadele verecek. “Bu değil de, şu olsaydı” gibi yorumların artık bir anlamı yok. (Milli takım başarılı olamazsa elbette kadro tercihi de tartışılacak. Başarılı olursak, elbette, bu konu hatırlanmayacak.) Bu noktada, mevcut kadrodaki oyunculardan beklentilerimizi, tek tek değerlendirmek istiyorum.

Kalede Rüştü Reçber ve Volkan Demirel’in tercih edilmesi, elbette bu ikilinin uluslararası maç tecrübesinin fazlalığına dayanıyor. Ancak yine her ikisinin ortak özelliği, umulmadık hatalar yapabilmesi. Bunların en aza inmesini ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Rüştü, katıldığı ilk Dünya Kupası’nın bir çok yorumcuya göre en iyi kalecisi olmayı başarmış bir futbolcu. Volkan’ın Chelsea karşılaşmasındaki performansı da, kalede sorun yaşamayacağımız konusunda bizi umutlandıran bir başka neden. Trabzonspor’da iyi bir sezon geçiren Tolga Zengin’i büyük ihtimalle sahada göremeyeceğiz. Ancak bu isim de bizi olumsuz düşünmeye sevk etmiyor.

Endişe veren hat: Defans

Tartışmaya en müsait mevkiimiz defans. Sakatlığı ile korkutan ama 10 gün topa değmeden, sabırla tedavi olup geri dönen Servet Çetin, sadece azmiyle bile bu hatta en güvenilecek isim. Servet’e Çek Cumhuriyeti maçında çok iş düşecek. Forvet Jan Koller’i durdurabilecek bir oyuncu Servet. Kullandığımız korner atışlarında onun kafayla gol attığını görmek, eminim hiçbirimiz için sürpriz olmayacak.

Servet’in yanında ise Emre Güngör’ün oynaması taraftarıyım. Çünkü özellikle defansın göbeğindeki iki oyuncunun uyumu, savunma hattı için en önemli gereklilik. Bülent Korkmaz ve Alpay Özalan ikilisi, bu uyumun önemini bize gösteren en iyi örnek. Emre Galatasaray’da Servet’le kısa sürede harika bir ikili oluşturup Kamerunlu Song’u bile kesti. Milli takımdaki yerini de, Fenerbahçe maçlarında sergilediği oyunla hak etti.

Ama korkarım ki sahada Emre Güngör yerine, Gökhan Zan’ı göreceğiz. Sık sakatlanması nedeniyle “cam adam” lakabı takılan Zan, kulübü Beşiktaş’ta da endişeyle karşılanıyor. Nitekim Beşiktaş geçen onun mevkiine iki yabancı ve bir de Türk stoper transfer etti. Zan’ın, Uruguay maçında kaptırdığı topla kalemizde gole neden olması endişelerimi arttırıyor.

Savunmadaki dördüncü oyuncu Emre Aşık, mevkisinin en tecrübelisi. Euro 2000’de de Rüştü ile forma giyen iki oyuncudan biri. Nitekim onun sorunu da, çok iyi oynadığında bile kontrolsüz hareketlerle penaltıya ya da oyunda dışında kalmasına neden olabilmesi. Emre de Uruguay maçında bu tehlikeyi hissettirdi.

Hakan Balta sakatlanmamalı

Sol savunma kanadında Hakan Balta alternatifsiz görünüyor. Fatih Terim, üç hazırlık maçında da ilk 11’de onu oynattı. Hakan’ı Uğur Boral’a göre daha güçlü kılan tarafı, savunmada daha iyi olması. Slovakya maçındaki golleriyle atakta da verimli olabileceğini gösterdi. Sakatlanırsa, yerini doldurmak için en çok zorlanacağımız mevki.

Sağ tarafta ise Gökhan Gönül’ün sakatlığı, Süper Lig’in son düzlüğünde eski günlerine dönen Sabri Sarıoğlu’nu birinci tercih haline getirdi. Sabri, Slovakya maçındaki gol pasıyla kendisine güvenenleri selamladı. Hamit Altıntop’un daha çok orta sahaya destek vereceğini düşünürsek onun koridorunda da alternatif oyuncu sıkıntısına girebiliriz. Sabri sadece milli takım için değil, tribünde onu izleyen İtalyanları da düşünerek sinirlerine hakim olmalı.

Orta saha, iki yöne de hakim

Orta sahaya geldik. Burası en güvendiğimiz bölge. Mehmet Aurelio, Emre Belezoğlu ve Hamit Altıntop’tan oluşması beklenen orta üçlü, mevcutların en iyisi. Futbolda, iki yönlü ve efektif oynayabilen orta saha oyuncularının öneminin arttığı bu dönemde Emre ve Hamit bu ihtiyacı karşılıyor. Aurelio ise sağ ve sol kanat defans oyuncularının atağa çıktığı dakikalarda, defanstaki orta ikiliye vereceği destekle orta saha ve defans bloğunun kopmasını engellemeye çalışacak. Alternatifi Mehmet Topal da bu işin üstesinden gelebilecek kapasitede.

Çok tartışılan Emre, takım kaptanı olarak sahaya çıkacak. Kaptanlık bandı onu daha arzulu ve sakin oynamaya itiyor. Premier League’de kendine kattığı, çapraz uzun top atma özelliği ile takımı bir anda atağa kaldırabilir. Yine de bu bölgede Hamit, ataklarda en etkili olacak isim. Uzaktan şutları, ceza alanı çevresinde duvar pasları, ortaları, duran top becerisi ve sakinliği ile en güvenilen oyuncular arasında.

Ayhan Akman, son dönemlerdeki performansıyla iyi bir alternatif. Ama sadece alternatif. Çünkü topu yavaşlatıyor. Tümer Metin, 2006 Dünya Kupası elemelerindeki grup maçlarında ne kadar verimli olabileceğini gösterdi. Maçın gidişatına göre Emre Belezoğlu’yla değişebilir.

Nihat Kahveci ortada olmamalı

İleri üçlüdeki üç formanın yedi adayı var. Nihat Kahveci forması en garanti oyuncu. Onu bu üçlünün sağında oynatmak, ortada olmasından çok daha fazla şey katacaktır takıma. Ortada oynatılıp, verimli olamaması Nihat’ı kaybetmemize bile neden olabilir. Çünkü Nihat kaleye sırtı dönük oynamayı becerebilen bir oyuncu tipi değil. Önüne atılan hızlı toplarda adam eksiltip gol atabiliyor. Ayrıca serbest vuruşlarda gole en yakın oyuncumuz.

Üçlünün ortasında hedef adam olarak oynayabilecek tek isim Semih Şentürk. Büyük turnuva eksikliği ve sonradan oyuna girdiğinde daha verimli olması, onu bu bölgede ikinci sıraya itiyor. Solda Tuncay Şanlı’nın oynaması kesin. Sağın ise dört adayı var: Kazım Kazım, Mevlüt Erdinç, Arda Turan ve Gökdeniz Karadeniz. belirsizliği mevcut.

Hazırlık maçlarında forma şansını yeterince bulamayan Gökdeniz, hızlı oyunda takıma çok şeyler katabilecek bir oyuncu. Mevlüt ve Kazım, sadece bu mevkinin değil, tüm takımın en sürpriz isimleri. Hazırlık maçlarında bu formanın hakkını verebilecekleri gösterdiler. Neredeyse aynı tipteler: Hızlı, adam geçebilen ve sert şutları ile gol kovalayabilin. Rakiplerin bu ikiliyi daha az tanıyor olmaları bence avantaj. Belki de Fatih Terim iki oyuncuyu bu yüzden tercih etti.

Arda, öyle ya da böyle bu turnuvada oynayacak. Ona ne kadar güvensek de ilk 11’de girmesi kesin değil. Üst düzey bir turnuvaya ilk defa katılıyor olması ekliği olarak gözükebilir. Oysa Genç milli takımlarla Avrupa şampiyonluğu, dünya dördüncülüğü görmüş bir oyuncu. Yani aslında, hafife alınmayacak kadar tecrübeli.

Hakan Şükür “geleneği” sona erecek mi?

1990’dan beri, milli takımla ilgili hemen her tartışmanın Hakan Şükür’e çıktığı futbol vizyonumuz bu turnuvada genişleyecek mi? Ben öyle umuyorum. Kadro ve hazırlık maçları da beni doğruluyor. Ayağa, hızlı, alan daraltan, derinlemesine çapraz uzun paslarla kanat bindirmeleri bol, uzaktan şutları bol, havadan ileriye şişirmesi az, geride pas hatası az, defansif zaafı az, yan toplarda zaafı az bir milli takım var olmaya çalışıyor.

Bu anlaşışı, Manchester United ve Roma’nın oynadığı, yarım forvet özellikli üç ileri uç oyuncusuyla yapmaya çalışacak Fatih Terim. Bunları yapabilirsek Fatih Terim’in dediği gibi kendimizi hatırlatabiliriz. Ama bir de milli takım bu taktikle başarılı olamazsa, o zaman vay halimize! İşte o zaman takıma giremeyenler, hazırlık kampından döndürülenler, İsviçre maçında rakibi dövenler, basın tribününe yumruk kaldıranlar ve elbette Hakan Şükür hatırlanacak.

Kategorisi GenelYorum (0)

Rakip Chelsea


Bu sezon tüm Avrupa’yı şaşırtan Fenerbahçe, bu maçlarda da şaşırtmaya aday. (MedyaKronik/HaberVesaire/14.03.2008)

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’nde eşleştiği Chelsea ile bugüne kadar hiç karşılaşmadı. Kuruluşundan bu yana maçlarını 42,055 kapasiteli Stamford Bridge’de oynayan Chelsea, 2004-2005 sezonundan itibaren bu statta oynadığı 118 maçta -ikisi Liverpool, biri Barcelona’dan olmak üzere- sadece üç mağlubiyet aldı. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe’nin Londra’daki maçta işi çok zor. Az gol yeme özelliğine de sahip takım, bu yıl Premier Lig’de bu statta oynadığı maçlarda dokuz yedi. Şampiyonlar Ligi’nde grup maçlarında kendi evinde oynadığı maçlarda yediği tek gol ise Norveç ekibi Rosenborg’dan geldi. Avrupa’nın güçlü ekipleri içinde ismi çok geçmeyen bir takımdan gol yiyebilmesi, Fenerbahçe için bir umut olabilir. Fenerbahçe’nin umudunu arttıran ikinci bir neden ise, Chelsea’ye grup maçlarında gol atamayan hemen tüm takımların, bu sezon istikrarsız performans göstermesi.

Hızlı oynamak şart

Kalesinde Avrupa’nın en iyilerinden Petr Cech bulunan Chelsea’nin defasında John Terry, Ricardo Carvalho, Alex, Ashley Cole, Juliano Belletti gibi çok önemli oyuncular yer alıyor. Özellikle Terry ve Carvalho’nun uyumu takımın yediği gol sayısındaki en önemli etken. Hızlı ve oyun görüşü çok iyi olan bu ikili, birebir mücadelelerde sert ve etkili defanslarıyla rakip forvetleri yıldırıyor. Bu ikilinin karşısında ayakta kalkmak gerekecektir. Ya da akıllıca davranıp, ceza sahasına yakın bölgelerde serbest vuruş kazanılmalı. Bunu yapabilmenin ilk şartı ise hızlı oynayabilmek. En son, Vestel Manisa maçında hızlı atak yapabileceğini gösteren Fenerbahçe’nin karşısında bu sefer, 24 milyon sterlin ettiğine kendisi bile inanmayan Ganalı yıldız Michael Essien, John Obi Mikel ve son maçta Derby County’ye karşı takımının altı golünün dördünü atıp, bu sezonki en yüksek performansına ulaşan Frank Lampard var. Aurelio, Selçuk, Uğur Boral’lı orta sahanın bu isimler karşısında hataya düşmeleri çok ağır cezalandırılabilir.

Destekçi forvetlere dikkat

Forvet hattında Fildişi Sahilli, “Kara İnci”’ Didier Drogba, Ukraynalı Shevchenko ve eski bir Fenerbahçeli olan Nicolas Anelka var. Oynaması durumunda Drogba’nın karşısında ayakta dimdik durabilmek gerekecek. Dünyanın, fizik kuvvetini en iyi kullanan golcülerden Drogba, uzaktan, sert ve beklenmedik şutlarıyla Volkan’ı avlayabilir. Sevilla maçından sonra bunu deneyeceklerinden şüpheniz olmasın. Topla hareketli ve hızlı olan diğer iki forvet iiçin büyük boşluklar bırakmak da golle cezalandırılacaktır. Anelka’nın bu konuda neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Shevchenko’nun ise Fenerbahçe’ye karşı Milan’da oynadığı maçları hatırlamak yeterli. En tehlikeli atak organizasyonlarını kanatlardan, destekçi forvetleriyle geliştiren Chelsea’de Joe Cole, Salomon Kalou ve bu sezon iyi bir çıkış yakalayan Shaun Wright Phillips’e dikkat edilmeli. Gökhan Gönül ve Vederson’un Sevilla maçlarındaki performansları bu konuda bizi olumlu düşüncelere itiyor. Roberto Carlos oynarsa, sol kanatta daha güvenli durabilir Fenerbahçe. Ayrıca kanatlardan gelişecek hızlı ataklarda ön direğe kesilecek sert ortalarda, Edu’ya dikkat!Bu sezonki performansıyla tüm Avrupa’yı şaşırtan Fenerbahçe, bu maçlarda da şaşırtmaya aday. Ümitlenecek çok şeyleri var. Güzel ve ayağa top oynamaları takımın artısı iken yavaş oynamaları dezavantaj.

Beşiktaş’ın 2003’te Stamford Bridge’de Sergen’in attığı gollerle kazandığı maç, Chelsea’nin üzerinde hâlâ geçerli bir baskı oluşturma ihtimalini de göz ardı etmemek lazım. İlginç bir tesadüfle Chelsea de, tıpkı Sevilla gibi 1905’te kurulmuş. Fenerbahçe’nin bu yılda kurulup, Avrupa’da kupa kazanan ekiplere karşı bir üstünlük sağladığını düşünürsek, bu takımlarla aynı kadere sahip olan Chelsea’yi yenmek çok da uzakta görünmüyor. Bol şans Fenerbahçe.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, 2007/08, Chelsea, Dünyadan Futbol, Erkekler Şampiyonlar Ligi, Fenerbahçe, İnceleme, İngiltere Ligleri, Premier Lig, Şampiyonlar Ligi, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden FutbolYorum (0)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler