Etiketler | "Aziz Yıldırım"

Fenerbahçe şike yaptığını kabul etmiştir


Herkes şike konusu hakkında bir şeyler atıp tutuyor, yazıp duruyor. Bende yaptım bu dediklerimi az buçuğundan.. Sonuçta ne olup bittiğini bilemiyoruz ne yazık ki. Elalem News of the World’u canlı yayında sorguluyor, bizimkiler içeriden yalan yanlış belgeler sızdırıyor.. Düpedüz bir saçmalığın içerisinde devam ediyor bu şike soruşturması.

Doğruluğundan emin değilim ama Fenerbahçe etrafında başlatılan ve devam eden soruşturmanın adımlarını takip ettikçe Fenerbahçe’nin şike yaptığına inanıyor insan. Ben adımları takip ediyorum sadece ve vardığım nokta bu..

Fenerbahçe maçı öncesi Emenike’nin transfer söylentileri çıktı. Sakat olduğu için oynatılmayacağı falan söylendi. Sonrasında sezon biter bitmez Emenike Fenerbahçe’ye transfer oldu. Şike operasyonu başlar başlamaz ifadesine başvurulan ilk isimlerden biriydi Emenike. Bugün ise Spartak Moskova’nın yolunu tutmak üzere. Pürüzler giderilince Moskova’ya gidebilir hem de 10 milyon Euro’ya. Emenike’nin 7+2 Milyon Euro edip etmediği tartışması bir yana dursun, Fenerbahçe’nin oynatmadan satmak “zorunda” kaldığı Emenike transferi hakkında yapılan yorumlara bir bakalım.

Kimi diyor ki; Fenerbahçe düşme ihtimaline karşın elinden yabancıları çıkarmaya başladı. Düşerse maddi yükü çok olan yerli oyuncularının parasını veremeyecek. Bu transfer bu yüzden gerçekleşti. Bir de Fenerbahçe’nin hisseleri çok düştü, nakit sıkıntısı da var, nasıl olduysa Fenerium para basıyordu?, hazır parayı buldu sattı.

Transferin para için yapıldığı çok net. Zaten bir transfer para için yapılmıyorsa neden yapılır? Ama nakit elde etme nedeni “ya düşersek maddi durumumuz ne olur?” refleksiyle yapılmış bir B planı ise Fenerbahçe yönetimi düşme ihtimalini göz önünde bulunduruyorsa, böyle bir şeye olanak tanıyorsa şike yaptığını kabul etmiş bile çoktan. Bu çok açık ve nettir. Eğer ki biri birine bir itham da bulunuyorsa ve bunun karşısında dimdik durup, “Bunların hepsi yalan”  diyemiyorsa, ki Fenerbahçe hiçbir zaman çıkıp da şike yapmadık demedi, diyemedi, şike yaptığını kabul etmektir bu. Operasyon başlar başlamaz taraftar grupları “bizler şike yapmadık” demesine karşın FB yönetimi bekleyip duruma göre açıklama yaptığına göre yaptığı açıklamalarda da “biz şike yapmadık” diyemediğine göre şu anda Fenerbahçe düştükten sonra neler yaşanacağının planlarını yapmakta. İsim değişikliği dedikoduları da bunu göstermiyor mu?

İlk günlerden bu yana Kulüpler Birliği’nin desteğini almaya çalışan, hatta Bank Asya Kulüplerini bile etki altına alan, hatta taraftarı galeyana getiren yönetim bunların hepsini zaman kazanmak için yaptı belli ki. Şu açıklamasını da hiç unutamam Fenerbahçe’nin. “Yapılanlar kişileri etkiler. Fenerbahçe camiasını bağlamaz” (bunun gibi bir şeydi.) Yani Aziz Yıldırım şike yapmış olabilir ama Fenerbahçe’ye bir şey yapamazsınız demektir bu.. Ama o kişi kulüp başkanıysa ve kulübü etkileyen bir şey yapmışsa kişi de kulüp de gider..

Bana kalırsa şu yaşananlardan verdiğim kısa kesitlere bakınca Fenerbahçe şike yaptığını kabul etmiştir.

Kategorisi 1-Futbol, Fenerbahçe, Manşet, Türkiyeden FutbolYorum (0)

Fotospor FB taraftarının yanında


Mevzu hakkındaki yorumumu okumak için tıklayınız.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Zararı gören hepimiziz


En sonunda spor gündemimiz değişti. Tabi ki gene olumlu yönde haberlerle değil. Olumsuz ve Türkiye futbolunu çok derinden sarsabilecek bir şike skandalıyla.

Bugün yaşananlar aslında uzun yıllardır herkesin dile getirdiği “Kesin şike var bu maçta. Yüzde yüz ama kanıtlayamazlar ki, kim yapmıyor ki şike?!” gibi laflarını duymaktan bıkan federasyon ve emniyetin “hadi lan elele verelim kanıtlayalım artık şu şike girişimini” hamlesidir bence. Futbolu takip eden etmeyen herkes adım gibi eminim ki olay kanıtlansa da kanıtlanmasa da şundan emin, yani emindir heralde,”Şike kesin vardır“. Aynı cümle içinde hem kesinlik, hem olasılık belirten bir cümleyle ifade edilen duygular yıllardır futbolu takip eden 7′ den 70’e herkes tarafından söylenegeldi.

“Kanıtlanana kadar suçlu masumdur” tezi malesef bizde pek geçerli değil. Bizde olayı gazete manşetlerine yansıdığında gören okuyucuların büyük bir kısmı, “Hamdi lan olum Fenerbahçe şike yapmış, Yıldırım da bütün şikecilerin başıymış. Ben demiştim zaten kesin şike vardır , bak varmış işte diye’’ gene kesinlik ve olasılık belirtilen cümlelerle tepkisini verir. Cümleyi de masallardaki efsane takısı olan “–miş,-mış” la bitirip mevzuya yeni bir anlam kazandırır.

Belki hakikaten ortada büyük bir şike organizasyonu ve bir çok maçın kaderini etkileyen teşvik pirimleri ve aklınıza gelebilecek her türlü pislik var. Yani neticeye ulaşmak için haticeyi bir güzel besleyen bir kaç adam, örgüt vs. Basından takip ettiğimiz kadarıyla da  olaylar bu sefer gerçekten çok ciddi. Fakat henüz daha kesin sonuçlar gelmeden, kimse kimseyi yargılamamalı. Çünkü eğer bu olay kesinleşirse sadece bahsi geçen kulüpler ve şahıslar değil, etkilenen gene Türkiye futbolu, yani biz, yani hepimiz olacağız.

konuk yazar: emre ünal

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, Konuk YazarYorum (0)

Burada tek A-dam var!


7 Temmuz’da Sabah Gazetesi’nin haberi

kaptanları Alex ve Emre‘yi çok sert biçimde uyaran Yıldırım“Zico’yu istemediniz gönderdim, Aragones’i istemediniz gönderdim. Fransa gol kralı 1.4 milyon avroya oynarken siz burada 3 milyondan aşağı oynamıyorsunuz” dediği ve konuşamsı sırasından yumruğunu masaya vurduğu ve kapıları tekmelediği belirtildi.
Aziz Yıldırım‘ın bu futbolculara ayrıca; “Adam gibi oynamayacaksanız Galatasaray dâhil istediğiniz takıma gidebilirsiz. 2 sene sonra borçları bitirip bırakacağım görevi bu sürede şampiyonluk istiyorum” dediği öğrenildi.

Yıldırım‘ın sinirinden nasibini alan isimlerden birisi deLugano oldu. Başkan, Lugano‘ya; “Kafa karıştırma. İstiyorsan gidebilirsin. Kalacaksan da adam gibi kal ve yürekten oyna. Gitmek istersen seni tutmayız” dedi.–

8 Temmuz’da Habertürk Gazetesi’nin haberi

–Alex de Souza’nın 6 sezonluk F.Bahçe macerası bitiyor mu?

Şu anda Sarı-Lacivertli camia bu sorunun yanıtını arıyor. Önceki gün Aykut Kocaman’ın raporu sonrasında başkan Aziz Yıldırım’ın Brezilyalı yıldızı ve arkadaşlarını kulübe kadar çağırıp fırçalaması iplerin kopmasına neden oldu. Alex’in Fenerbahçe’yi kafasında bitirdiği, ayrılmasının an meselesi olduğu ve bunun için de yönetime, “Alacaklarımdan feragat edeyim. Bu sıkıntıyı kaldıramam. Bırakın ülkeme döneyim” dediği öğrenildi.

YÖNETİM ‘KAL’ DEMEYECEK
Bir anda yaşanan bu şok gelişmelerin ardından başkan Aziz Yıldırım ve yöneticilerde sessiz bir bekleyiş başladı. Özellikle Alex’in yaşanan bu gerilim sonrasında Fenerbahçe ile yollarını ayırma aşamasında olması sonrasında neler olacağı merak konusu.

Ancak Sarı-Lacivertli yönetimin Brezilyalı yıldızın ayrılma isteği karşısında sürpriz bir şekilde “Kal” demeyeceği öğrenildi. Başkan Aziz Yıldırım ve kurmaylarının kaptan Alex ile yolları ayırma konusunda fikir birliğine vardığı belirtildi.—

———————————————–

Diyor ki Aziz Yıldırım,”Alex, falan tanımam! Bu takımın her şeyi benim! Ya benim dediğim olur ya da gidersin!” Yıldırım baktı ki takım içinde ipler Alex’in eline geçmiş, iktidar el değiştirmiş, hemen el koymuş. Aslında ve zaten kendisi vermiş o ipleri “Zico’yu istemediniz gönderdim” cümlesinden anladığımızca… Alex suyunu çıkarmasın, kendini bir şey sanmasın diye fırçayı kaymış! Gözü dönmüş ve Aziz Yıldırım, çokça kez koltuğunu sağlama alan Alex’i bir anda silmeye hazır konuma gelmiş… Diyor ki burada tek A-dam var. O da A-Z-İ-Z… Alex falan değil. Basarım parayı yeni Alex’ler alırım kafasında Aziz Yıldırım. Yaşasın Totaliter rejim! Fenerbahçe taraftarı, pardon taraftar da kalmadı ki bu takımda… Fenerbahçe seyircisi siz uyuyun daha olur mu?

He bu arada Emre de fırçayı yemiş… ““Adam gibi oynamayacaksanız Galatasaray dâhil istediğiniz takıma gidebilirsiz.” lafı gelmiş Emre’ye… Emre’nin adam gibi oynadığı dönem Galatasaray’da oynadığı yıllardı… Hatırlatayım…

Kategorisi GenelYorum (0)

Baklavalar Adnan Polat’tan!


polatSabah’ın ilk ışıkları değil belki ama öğrenci bir kişi olarak saat 9.30’da işte olmak sabahın ilk saatleri demektir. Kalkıp geldik işe. Gazetleri okudum bir bir. Sonra sıra ajans takibine geldi. Klasik rutinler bunlar. Ntvspor’da başlayan Fuat Akdağ ve Mehmet Demirkol’un 11.30-12.30 arasında yaptığı “gülmenin yasak olduğu” Spor Servisi programı da artık bir rutin olarak yerini aldığından onu da açtık izliyoruz. Fuat Akdağ arada bir laf etti ki şaştım gerçekten. Adnan Polat’a yeni uygulamasından dolayı teşekkürlerini sunuyordu. Sezon başı ve ortası kamplarda çok klişe bir durum olan taraftar-basın-baklava-futbolcu ilişkisi tersine dönmüştü. Bu sefer ilişkinin sıralaması Galatasaray Yönetimi-baklava-basın olarak yer değiştirmişti. Öğle saatlerine doğru İmam Çağdaş imzalı baklavalar bizim servise de ulaşmıştı. Yemeğin üzerine gelen baklavalar ilaç gibi gelmişti. Adnan Polat’ın yaptığı bu uygulamayı nefis “tatlı” buldum. İnanılmaz bir hareket. Kulübü herkesten büyük görüp, ego şişirmektense, birliktelik ve hiyerarşiyi ortadan kaldıran bir mesaj veriyordu. Belki de transferlerin hiçbirini tutturamayan basın mensuplarına “siz bizim transferleri konuşmayın. buyrun tatlımızdan alın üstüne de soğuk bir su için.” demeye getirmek istedi. Bilemeyiz. =) Darısı Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören başta olmak üzere diğer kulüp başkanlarımızın başına…

Kategorisi GenelYorum (0)

Fenerbahçe’de genç futbolcu olmak…


Sene 2003’tü yanılmıyorsam. Abim Viyana’da okurken onun yanına gitmiştik annemle. O gün ya daha dışarı çıkmamış evde yemek yiyorduk ya da o gece dışarı çıkmayacaktık zaten… Uydu yayını sağolsun ya Kanal D, ya da Show Tv’den ümitler avrupa şampiyonası maçını izliyordum Sami Yen’de oynanan Türkiye ve Almanya arasındaki… Kadro efsane tabi ki… Tuncay,Kemal Aslan, Selçuk Şahin, Serkan Balcı, Servet Çetin, Mahmut Hanefi ve kalede de Recep… O dönemde kadrodaki oyuncuları kapma yarışına girişmişti üç büyük takım… En çok da Galatasaray’ın şu mükemmel kadrodan işe yarar hiç bir adam alamayışına üzülmüştüm. Tam aldık derken kaçırılan Tuncay’ı kaçırdık. Sırf Kemal Aslan yüzünden Gaziantepspor’u az seçmedim CM’de. Ardından Selçuk’u alırız, Serkan’ı alırız derken hepsi Fener’in yolunu tuttu. Neyse ki o kadroda bulunanlardan Sabri altyapısından çıkmıştı G.Saray’ımın da teselli olmuştu bana-bize..

137538O senelerin üzerinden çok geçmedi, hepsi şimdi Türk futbolunun lokomotif oyuncuları oldular. Ne yazık ki Fenerbahçe’ye transfer olanlar dışında.. Bir Tuncay bir de Servet vardı 2003 ümitlerinden F.Bahçe’ye transfer olup Euro 2008 kadrosunda da bulunan. Ve ne gariptir ki ikisi de Fenerbahçe’de değildi artık..

Kemal Aslan Kocaelispor’da dibe vurmuş,Serkan Balcı kendisini Serkan yapan hocasıyla yeni bir çıkış arayışında. Selçuk ise geldiğinden beri taraftarın sevgilisi olamadı. Recep de Fener’in kalesine geçip başarılı performans sergilese de 2008 yazında Aziz Yıldırım’dan veto yiyip Hacettepe’ye gitti. Kısacası şu güzelim Ümit Ulusal Takım kadrosu Fenerbahçe’ye geçince eridi gitti.. Onların Fener’e katkısı oldukça çoktu, fakat Fener’in onlara katkısı neredeyse sıfır oldu.. İki istisna dışında. Servet ve Tuncay…

Fenerbahçe izlediği transfer politikası gerçekten gıpta edilecek durumdaydı. Bu politikaya da devam ediyorlar. Uğur Boral, Kazım,Gökhan Gönül geldi bir-iki sezon evvel. İlhan Parlak da Ümit Ulusal takımda aldığı gol krallıklarıyla göz kamaştırmıştı. Kayseri’de sonradan girip attığı goller de cabası. Ve hemen ardından Fenerbahçe’ye geldi. Son olarak da Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı’yı kattılar kadrolarına..

Uğur Boral, Tuncay varken hiç bir zaman yeterli bir alternatif olarak düşünülmedi. Kazım’ın Aragones’ten yediği tokat kalmadı. Gökhan Gönül de eminim ki kendisinden daha iyisi olsaydı ilk 11’de olamayacaktı. Bu saydığım oyuncular şu anda “bence” zorunluluktan ilk 11’de forma giyebiliyorlar. “Yok canım sende” diyenlere sormak isterim, o zaman İlhan Parlak neden bu takımda en azından ikinci yarılarda ya da son 15 dakikada forma şansı bulamıyor?

151557Ben ne yazık ki bugüne dek Fener’in kadrosuna katılan genç Türk oyuncuların harcandığını, değerinin verilmediğine şahit oldum. Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı da kadroya katıldığından bu yana oynanan Bursa ve Tokat maçlarında ilk 18’e bile alınmadı Aragones tarafından. Zaten ben transfer istemiyorum diye bas bas bağırdı adam. Takım yeni yeni oturmuş bir de yeni oyuncuları takıma monte etmekle uğraşırsa biliyor ki zaman kaybedecek üstüne bir de puan kaybedecek. Şampiyonluk yarışından iyice kopacak. Bu iki ismi çok sık ne kadroya alacak, ne de sonradan oyuna sokacak kırmızı kart,sakatlık gibi istisnalar dışında. Gökhan’ın yine biraz şansı var ancak Abdülkadir’in pek şansı olduğunu düşünmüyorum antremanlarda kendini ispatlayamadığı sürece..

Teknik direktörün istemediği transferleri yaptı Aziz. Yine kendi bildiğini okudu. Yine gençlerin geleceğini şimdiden çöpe attı. Ya da gençler kendi geleceğini çöpe attı Manchester City isterken, Fenerbahçe’ye gelerek…

Kategorisi GenelYorum (0)

Yıldırım Waging Divisive Fenerbahçe Battle


In Turkey, it is often hard to watch a game in a stadium from the seat which you bought the ticket for (except in specific numbered stands). The reason for this is that often the seat or section your ticket shows has already been occupied by the “fan group” of that particular club. Members of these fan groups believe they have the right to take your place simply because they arrived at the ground earlier than you. These fan groups also believe they have added power because many are supported directly by the clubs, who give them free tickets and often pay for them to attend away matches. (insidefutbol)

Earlier this season, the Genc Fenerbahceliler (GFB – Young Supporters of Fenerbahce), a group with very close ties to Fenerbahce president Aziz Yıldırım, came into dispute with the club. The problem was that GFB were demanding season tickets be issued to them in the area of the ground where they group together.

Since 2001, GFB have always grouped behind the goal at one end of the ground, however, season tickets are not available for that section, so any Fenerbahce fans have the right to sit there. This gave GFB a problem, since they are constantly struggling to find tickets together in their chosen stand. GFB met with Aziz Yıldırım and asked for season tickets, in their favourite stand, just for them. The president of Fenerbahce refused.

GFB decided soon after to buy season tickets, together, for another stand. As soon as Aziz Yıldırım realised what GFB were attempting to do he stopped the sale of season tickets for the entire stand. What was behind Aziz Yıldırım’s wish to stop GFB buying up all the season tickets in a specific area? The reason given is that GFB sell products with Fenerbahce’s logo and name on. The Fenerbahce president is one of the most forward thinking presidents in the whole of Turkey where commerical matters are concerned, and he has said he feels that GFB harms the identity of Fenerbahce by selling products like scarves and hats with GFB’s name and logo on them. Yıldırım believes that every Fenerbahce fan should only have official Fenerbahce products, otherwise the identity of the club will be harmed.

It is a well-known fact in Turkey that Aziz Yıldırım and GFB have a close relationship. Aziz Yıldırım confirmed as much by stating recently: “In the past circumstances needed this.” The president surely knows what he is talking about because when he resigned some time ago, he ordered GFB to commence propaganda efforts to “persuade” him to change his decision. GFB have played an important role in other events too, such as in 2001 when they were largely credited with forcing Mustafa Denizli from his job as manager. Aziz Yıldırım has further backed the group in the past by giving them 3,000 tickets to allow GFB to become the most dominant fan group amongst Fenerbahce supporters.

Season ticket crisis

According to Ferhat Eren, the leader of GFB, the season ticket crisis, as it is now known, began on the 30th July 2008, with the game against MTK Budapest: “Before the season we had a meeting with Aziz Yıldırım. We said that we are coming to all the games to support our team. But we are struggling to find tickets in the same areas. And there is no season ticket sale where we watch our games. We asked him to prepare season tickets only for us, to be paid for by us. But he didn’t accept it, without any reason. And then we decided to buy tickets for the Maraton up-side Block E [the stand parallel to the throw-in line].”

According to Ferhat Eren’s claims, Aziz Yıldırım cancelled the sales of season tickets in that area when he heard GFB had started to buy them. And instead, he added, Yıldırım gave the tickets from that block to sponsors.

People punished even if they didn’t enter the stadium

Since the Champions League qualifier against Partizan Belgrade, GFB have been protesting against the Fenerbahce board. Ferhat Eren again has an opinion as to how Aziz Yıldırım is trying to take on the club’s main fan group. In regards to the MTK Budapest game he had this to say: “Seats that are close to where we sit are handed out to people who are brought in by Aziz Yıldırım. And they have started to shout at us and challenge us. Our group shouldn’t reply to them, but even after we tried to move away from them some fights have taken place.”

Ferhat Eren’s most interesting claim is about the people who have been punished after these fights, even if they were not involved in the incidents. “One of the ten people who were later punished was in the stand at the back of the goal. Two of them did not even attend the game. The leader of the group was in the corridor. Even after these people had proven that they were not involved in the incidents, Aziz Yıldırım achieved the purpose of his scenario. Ten people have been punished with a one year ban from the stadium and ordered to pay 1,117 YTL. And we ask ourselves: Why was the footage from the security cameras in the ground not used for the investigation?”

The only one identity is Fenerbahçe

From the banners displayed at Fenerbahce home games it is easy to see that the board of the club and its supporters are in crisis. The most unforgettable banner appeared on the 27th August at the Partizan Belgrade game, saying “There is only one identitiy: Fenerbahce”.

Aziz Yıldırım himself commented on this banner in an issue of Fenerbahce’s official club magazine in October 2008: “Our fight is against the fan who tries to accumulate support and show that they are the authority. And we will continue to fight no matter who is against us. Whoever tries to use opportunities for their advantage as with such things [the banner] is cheering against us, and not with us.” But the question is – who is “us”?

There is no sultanate at Fenerbahce

After the banner incidents the board of Fenerbahce banned fans from hanging banners at the ground. The stated reason given by the board was that the fan groups should not write their name on the banner. This, they argued, harms the “Fenerbahce identity“. After fan groups let the board know in no uncertain terms about their outrage, the board reversed their decision, but said any fan group text should be small. Even this didn’t last long…

In the sixth week of the Super Lig, before the game against Kayserispor (which Fenerbahce lost 4-1), the ban was cancelled by the board. The result was very interesting because the board then sent faxes to invite all the fan groups supporting Fenerbahce calling on them to support their team. Yet all of the banners displayed from then said: “We will support you every time.” The GFB leader says that this was organised by Aziz Yıldırım.

At the same game GFB unfurled a banner which acted as an answer to all the other banners on display. The banner stated: “Everybody should know that there is no sultanate at Fenerbahce. Fenerbahce is a republic.”

GFB’s leader Ferhat Eren said that the group, along with all other fan groups, thought about organising a boycott of the stadium. However, in the end, he felt it would not make a huge difference in a ground with a 50,000 capacity.

Of course, the president of Fenerbahce has the right to prevent groups which annoy and pester ordinary fans simply trying to support their team from coming to the stadium. But this should not be done by hiring cameramen to follow and spy on the fan groups. Also, preventing the fan groups from attending the games goes against the very spirit of a democracy and republic, which Turkey is.

GFB need to be questioned too though, because they gave legitimacy to Aziz Yıldırım and his leadership in the past.

Identity is on the scarf!

During his time in charge as president, Aziz Yıldırım has pushed Fenerbahce forward with the building of new facilities, improving the economics of the club, marketing the club properly, and of course, with the most modern stadium in Turkey, the 50,000 capacity Şükrü Saracoğlu.

But Aziz Yıldırım has, some would say, failed the test of democracy. Aziz Yıldırım has worked to remove his critics from the board, and now, is also working to remove them from the stands. No dissent of his regime will be allowed it seems.

The president has succeeded in so much, but in his attempt to change the culture on the stands he is moving forward in an outdated way. Aziz Yıldırım’s new motto (just as the banner) is: “There is only one identity: Fenerbahce.” One reason for the club’s success has been its supporters and Aziz Yıldırım is risking his relationship with them by seeming to look down on them and enforce his authority so blatantly. This kind of thinking puts Aziz Yıldırım into a ridiculous position. Is a GFB member not a Fenerbahce fan? Or can they only be considered a Fenerbahce fan when they buy their scarf from the club’s chain of superstores, Fenerium?

Kategorisi GenelYorum (0)

UEFA’da Son Perde Kadıköy’de…


uefa_1972İlk olarak 1972 yılında ingiliz ekip Tottenham‘ın kazandığı UEFA Kupası’nın final karşılaşmaları 1998 yılına dek çift ayaklı ve final mücadelesi veren takımların stadlarında oynanıyordu. Fakat maçlardan çıkan kısır sonuçlar UEFA’nın karar değişikliğine gitmesine yol açtı. Heyecanı arttırmak için final maçlarının tek maçlı oynanmasına ve karşılaşmaların da tarafsız bir sahada oynanması gerektiği kararlaştırıldı.

Paris’teki, ‘Parc de Princes‘ stadında yapılan ilk tek ayaklı UEFA Finalleri’nde bugüne kadar Galatasaray‘ın UEFA Kupasını kaldırdığı Parken (Kopenhag), Jose Alvelade (Lizbon), Westfalen (Dortmund) stadları ev sahipliği yapmıştı. Son durak Fatih Tekke‘nin UEFA Kupası’nı kaldırdığı Manchester City’nin Stadı olan ‘City of Manchester‘dı. Şimdi sahne İstanbul Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın.

Slovenya’nın Ljubljana kentinde 2006 yılında yapılan kurulda UEFA Kupası’nın 2008 ve 2009 yılları finallerinin ev sahipliği için, Arena Hamburg (Almanya), City of Manchester Stadium (İngiltere), National Stadium (Bükreş, Romanya), Ramat-Gan Stadı (Tel-Aviv, İsrail) stadlarıyla yarışan Şükrü Saracoğlu Stadı, güçlü adayları arasından sıyrılmayı başarmıştı.
b_b9e534582e15af297569b385442a8008
Stadın yapım aşamasında Aziz Yıldırım’a “Çok güzel bir stat oluyor. Burayı bitirin, güzel bir final alın” sözü veren Şenes Erzik‘in büyük baskısıyla oylama yapılmadan bu hakkı kazanan İstanbul, böylece 4 yıl içerisinde iki büyük organizasyona böylesine kısa aralıklarla ev sahipliği yapan nadir şehirlerden biri oldu.

Şampiyonlar Ligi’nin İstanbul’da organize edilmesinin ardından bu tür organizasyonları başarıyla kaldırabileceğini gösteren Türk Futbolu ına önemli bir adım olacak bu organizasyon’un logo ve bilet tasarımının tanıtımı 2 Aralık’ta Kadıköy Süreyya Operası’nda yapıldı.

İstanbul’un tarihi mirasının ve modern yüzünün, geleneksel mozaik tekniğinin modern bir uygulamasıyla bir araya getirildiği logoda Osmanlı ve Bizans motifleri ile futbol ve stadyum ikonları yer alıyor. İstanbul’un haritası şeklinde mozaik desenle hazırlanan logoda finalin oynanacağı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı da figürüyle ayrıca belirtiliyor.

06102005stat009Aziz Yıldırım’ın büyük çabalarıyla yapılan Şükrü Saracoğlu Stadı 50.509 kişilik kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük stadyumların biri olmasa da, görünüm, konfor, maç izlenebilirliği açısından birinci sırada bulunuyor. Ev sahibi ve rakip takım odalarında 14’er duş bulunan stadyum’a akredite olabilecel basın mensubu sayısı ise 240. 155 kişilik basın tribünü’nün hepsi masalı ve hepsinde güç kaynağı mevcut ve bu tribünden kablosuz ağ erişimi mümkün.

Toplamda 60 çıkış kapısının olduğu Şükrü Saracoğlu Stadı’nda 68 turnike bulunuyor ve dakikada stadı terkeden seyirci sayısı 952. Otopark sorunu olmayan stadyumun alt kısmında 1500 aracın park edebileceği alan bulunuyor.

Final Biletleri
Final biletleri 5 Aralık Cuma günü saat 12.00’den itibaren Futbol Federasyonu’nun internet sitesi www.tff.org’dan satışa sunulacak. Biletlerin fiyatları 75, 100 ve 130 avro olarak belirlendi. Talep toplama yöntemiyle yapılacak satışta, başvuru sayısı ayrılan bilet sayısından fazla olduğu takdirde 29 Ocak 2009’da noter huzurunda kura çekimiyle bilet almaya hak kazanan kişiler belirlenecek. Biletler için başvuru 23 Ocak 2009 saat 12.00’da sona erecek.

Kategorisi GenelYorum (0)

Tek kimlik Aziz Yıldırım


(SantralHaber) Türkiye’de stadyumda numaralı tribün dışında bilet aldığınız yerden maç izlemek neredeyse imkânsızdır. Çünkü satın aldığınız koltuk bir taraftar grubu veya sizden önce geldiği için yerinize oturma hakkını kendinde bulan kişilerce kapılmıştır ya da bilet sahibini oturduğu yerden kaldırmaya çalışan taraftar grupları vardır. Bu gruplar, özellikle büyük kulüp yöneticilerinin para, bedava bilet ya da deplasman masrafları karşılığında takımlarını desteklemesi için stada topladığı taraftardan oluşur.

Bu gruplardan, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yakınlığıyla bilinen Genç Fenerbahçeliler (GFB) içinde bulunduğumuz sezonun başında kulüp yönetimi ile sorunlar yaşadı. Çatışmanın nedeni bu grubun kulüpten ücretsiz kombine ve bilet talep etmeleri, talep karşılanmayınca kendi paralarıyla aldıkları kombinelerin ise kulüp tarafından iptal edilmesi ve Ggfbenç Fenerbahçelilerin üzerinde kendi isimlerini ve logolarını taşıyan ürünleri kullanmalarına engel olunmak istenmesiydi.

İki taraf, konu hakkında sadece kendi web sitelerinde konuştu. Taraftar grubu www.gencfb.org adresinde, kulüp ise www.fenerbahce.org adresinde açıklama yapmakla yetindi. Doğrusu medya da, bu konuyu yeterince kaşımadı.

Aziz Yıldırım’ın daha önce Genç Fenerbahçelilerle yakın bir temas içinde olduğu bir sır değil. Aziz başkan da bu durumu “O zaman şartlar öyle gerektiriyordu” diyerek doğruluyor.
Nitekim Genç Fenerbahçeliler, 2001’deki ilk istifasının ardından Aziz Yıldırım’ın, kendi lehine ve istifa etmesini istediği Mustafa Denizli’nin aleyhine tezahürat yaptırdığını, hoşlanmadığı grupları engellemesi için kendilerine direktif verdiğini, takımın kötü gidişatından sonra stadyumda oluşacak tepkiyi azaltmak kendilerine için 3 bin bilet verdiği iddiasında.

Kombine krizi

Yaşananları ilk ağızdan öğrenmek için temasa geçtiğimiz Genç Fenerbahçelilerin önde gelen isimlerinden Ferhat Eren, taraflar arasındaki gerginlik 30 Temmuz 2008’de Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanan MTK Budapeşte maçında su yüzüne çıksa da gerçekte 2008-2009 futbol sezonuna ait kombine kart satışlarının başladığı nisan ayına kadar dayandığını söylüyor:

“Sezon öncesi Aziz Yıldırım ile bir görüşme yaptık. Bütün maçlara geldiğimizi ve her maç öncesi aynı yerden bilet bulmakta zorluk yaşadığımızı belirttik. Her zaman oturduğumuz Migros tarafındaki kale arkası tribününde, grubumuz için karşılıksız kombine kart verilmesi talebinde bulunduk. Ancak gerekçesiz bir şekilde kabul edilmedi. Bunun üzerine grup olarak Maraton Üst Tribünü E Blok’tan kombine almaya karar verdik.”

GFB’nin girişimini öğrenen Yıldırım, Ferhat Eren iddiasına göre hem kombine hem de günlük bilet satışlarını, GFB etrafındakilere rahatsızlık verdiği gerekçesiyle durdurmuş. Eren, o bölümündeki biletlerin sponsorlara dağıtıldığı dile getiriyor.

“Stadyumda olmayanlara bile ceza kesildi”

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi üçüncü ön eleme turunda oynadığı FK Partizan karşılaşmasından itibaren yönetimi protesto ettiklerini söyleyen Eren, MTK Budapeşte maçında yaşananların ise Aziz Yıldırım’ın yarattığı bir senaryo olduğunu söylüyor: “Bizim oturduğumuz tribüne yakın olan boş yerlerin biletlerini kendisine yakın kişilere dağıtarak, ‘Burayı Migros tribününe çeviremezsiniz’ söylemleriyle bizi kışkırtmalarını istedi. Karşılık vermemeliydik ama ne kadar ayırmaya çalışsak da bir takım sürtüşmeler oldu”.

Eren’in en çarpıcı iddiası MTK Budapeşte karşılaşmasında yaşanan olaylar sonrasında ceza alan GFB’li taraftarların bir kısmının o anda stadyumda dahi olmadığı: “Ceza alantekkimlik_banner_ 10 kişiden sadece biri o anda Migros tribünündeydi. İkisi maça gelmemişti bile. Tribün lideri Sega Reis ise koridordaydı. Bu isimler olay anında nerede olduklarını kanıtlasalar da Aziz Yıldırım’ın senaryosu amacına ulaştı. Arkadaşlarımız bir yıl boyunca stadyumlara girmeme ve 1.117 YTL para cezası aldı. Akılları kurcalayan soru ise stadyumda bulunan güvenlik kameralarının bu olayları görüntülemesine karşın kayıtların kontrol edilmesine izin verilmeyişi.

Tek kimlik Fenerbahçe

Fenerbahçe’deki krizin en görünür hale geldiği yer pankartlar. Bu pankartların sanırız yıllarca unutulmayacak olanı, kulübün 27 Ağustos’taki FK Partizan karşılaşmasında maraton tribününe astırdığı dev “Tek kimlik Fenerbahçe” yazısıydı.

Aziz Yıldırım bu çok tartışılan yazıyı Fenerbahçe dergisinin Ekim 2008 sayısında şu sözlerle açıklıyordu: “Bizim mücadelemiz taraftarlık kisvesi adı altında kendilerine rant sağlayanlara yöneliktir ki, bu mücadelemiz karşımızdaki güç kim olursa olsun sürecektir… Ortaya çıkan fırsatları kendi menfaatleri için kullanarak bu şekilde başkanına tezahüratta bulunanlar neye hizmet ettiklerini elbette bilmektedir. Rakiplerimiz ile süren lig mücadelesinde kendi çıkarları için kulübüne ait değerler aleyhine tezahürat yapanlar asla bizden değildir.”

“Fenerbahçe’de padişahlık olmaz”

Yönetim, olaylar nedeniyle pankart asılmasını yasaklamıştı. Kulüp, bu yasağa gerekçe olarak, “pankartların altında taraftar gruplarının isimlerinin yazmaması gerektiği”ni gösteriyordu. Tepkiler sonrasında yönetim, alt köşesine göze batmayacak şekilde grup adlarının yazılması koşuluyla pankart asılmasına izin verdi. Ancak bu iznin ömrü de çok kısa oldu.

Derken Turkcell Süper Ligi’nin altıncı haftasında, 5 Ekim’deki Kayserispor karşılaşmasında bu yasak kalktı. Ancak ortaya çıkan tablo son derece ilginçti. Çünkü kulüp, maç öncesinde taraftar derneklerine faks çekip davet etmiş ve destek konusundaki pankartları serbest bırakmıştı. Ne hikmet ise serbest bırakılan pankartların hepsinde “Hep destek tam de1002699wc5wq51stek” yazısı yer alıyordu. Ferhat Eren bunun “Aziz Yıldırım yöntemleriyle” gerçekleştirilen bir organizasyon olduğunu dile getiriyor.

Aynı maçta, GFB’nin “Gerçek Genç Fenerbahçeliler” imzasıyla açtığı pankart ise diğer hepsine bir cevap gibiydi: “Bilmeyenler öğrensin, Fenerbahçe’de padişahlık olmaz. Fenerbahçe, Cumhuriyettir.”

Bu nasıl Cumhuriyet?

Ferhat Eren, yönetimin yaptırımlarına diğer taraftar gruplarıyla birleşerek tepki göstermeyi de düşündüklerini ama bir sonuç alamayacaklarını hissettiklerini belirtiyor: “Bütün gruplar 200 ile 300 kişiden oluşuyor ve farklı tribünlerde oturuyor. Birleşip tepki amaçlı aynı maça gelmemeyi kararlaştırsak bile 50 bin kişilik stadyumda göze çarpmayacağız” diyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım tribündeki grupların önüne, maça eşi dostu ile gelenleri rahatsız ettikleri için geçmek isteyebilir. Gruplar dışındaki taraftarları korumak amacıyla yapacak olması da haklı bir gerekçedir. Fakat bunu tribünlerde kamerayla gezen görevliler tutup, taşkınlık yapanları mimleyerek yapmak oldukça rahatsız edici bir yöntem. Ayrıca “cumhuriyet” diye nitelenen bir camiada, kulübün isteği yönünde hareket etmeyen grupları ortadan kaldırmaya çalışması demokrasiyle hiç bağdaşmıyor.

Bu noktada sorgulanması gereken şeylerden biri de elbette, zamanında çıkar karşılığı onun dediklerini yaparak Aziz Yıldırım’a bu şekilde davranma hakkını veren Genç Fenerbahçeliler.

Kimlik atkıda!

Aziz Yıldırım başkanlık döneminde Fenerbahçe’ye tesisleşme, mali yapı ve sportif başarı alanlarında basamak atlatsa da demokrasi sınavında sınıfta kaldı. Muhalif grupları, gerek tribünden gerek kulüp yönetiminden kendi yöntemleriyle uzaklaştırdı. Nitekim GFB’yi dışlamasında, bu grubun Yıldırım’ın divan kuruluna vererek uzaklaştırdığı eski yönetici Sadettin Saran’la temasının etkili olduğu biliniyor.

baskan446Çağ atlamayı, çağ dışı yöntemlerle başarmasındaki ironi bir yana, aynı birlikteliği bu sefer tribünlerde “Tek gerçek, Fenerbahçe” söylemiyle sağlamaya çalışıyor. Bunu, taraftara rağmen yapmaya çalışıyor. Oysa hem kulübün varlığının hem de mali başarısının nedeni o taraftar. GFB grubunun, üzerinde kendi logoları bulunan atkılar takmasını bir “üst kimlik yaratma çabası” olarak yorumluyor.

İnanılırlık bir yana bu söylem Aziz Yıldırım’ı komik duruma düşürüyor. GFB Fenerium’da satılan ürünleri kullansa acaba gerçek Fenerli mi olacaktı?

Kategorisi GenelYorum (0)

Sihirli değnek vardı da biz mi gör(e)medik?


Aziz Yıldırım’ın başkanlığından beri hedeflediği bir şey var. O da kupa kazanmaya alışmış takım yaratmak. Ancak 12 yıldır hala aynı hedefe gidilen bu yolda alınan kupa sayısı sadece şampiyonluklarla 5’i falan buluyor.

Şampiyonluklar yaşatan teknik direktörler Denizli,Daum,Zico sebepsiz! gönderilirken yerine EURO 2008’den önce son kupasını 1988’de kazanan Luis Aragones takımın başına getirilidi.

Şampiyonada İspanya’ya dünyanın hayranlıkla izlediği bir futbol oynatan “Dede”, yaz başında dünyanın en direktörüydü. Şimdi ise eleştirilerin hedef noktası (klişeleri seviyoruz!..) . İspanya’yı zirveye taşırken, elinde geçen senekinden daha iyi bir kadrosu olan Fenerbahçe’yi bu duruma nasıl düşürdü?

Tezimizin sunumu için küçük çaplı bir araştırma yaptım tabii. Önce Aragones’ten başlamalı.

“Modern Futbol” oyunu resmilik kazandıktan 40 sene sonra dünyaya gelmiş başkent Madrid’de. Bu şehrin “Güngören’i” Getafe’de futbolculuk kariyerine başlamış. Bir golcü olduğu için muhtemelen bir Zafer Biryol performansıyla Real Madrid’e transfer olmuş. 1958-1961 yılları arasında bulunduğu kulüpte ne kadar forma giymiş meçhul. Ama bu yıllar arasında her sene farklı takımlara kiralandığı görülüyor. Ya sözleşmesi bittiğinden ya da artık üs düzey mücadele hırsından takıdan ayrılıp -Çaykur Rize’ye- Real Oviedo’ya geçmiş. Bir kaç sezonda 33 gol attıktan sonra 1964-1974 yılları arasında -Ankaragücü’nüze gitmesin-, “Ankaragücü’ne” yani Atletico Madrid’de yıldızlaşıyor. 10 senede 5 kupa kazanıp gol krallıkları elde ediyor. Belki biraz Fatih Tekke misali yani. Fatih Biryol veya Zafer Tekke de denilebilemsi.

Futbolu bırakınca efsnane oyuncularını, teknik direktör olarak alelacele Atletico Madrid’in başına geçiriyorlar bundan tam 34 yıl önce. O da “sizi mi kırcam “amigos” “diyip 6 kupa da teknik direktör olarak kazandırıyor. Kupalardan ikisini  2’sini ilk 6 senelik A.Madrid flörtüyle değil, 5 senelik ikinci baharlarını yaşadıkları 1982-1987’nin tam ortasında, 1985 yılında müzesine götürüyor (klişeleri seviyoruz!..). Sonrası Yılmaz Vural misali… 1. senelik büyük takım tecrübesi, ardından tekrar Real Betis, biraz Valencia, biraz Sevilla, olmadı Real Oviedo, biraz adalara inip Mallorca, 4. kez Madrid -orası iyiydi-, yoksa adalar mı iyiydi diyip tekrar Mallorca. 2004’te  “ada ekibini” bıraktıktan sonra son durağı ise her yere 2’şer 3’şer kez gidebileceği İspanya Ulusal takımında duruyor.

Bu yıllar içinde, 2006 Dünya Kupası’nda çeyrek finalden dönülürken “Kara pislik” Henry’nin arkadaşları da Aragones’e cevabı sahada vermiş. 2008 Avrupa Şampiyonası’nda ise 4 senelik İspanya kariyeri sonrası kazanılan şampiyonluk var. 2 kadro arasındaki farka baktım. Kaleci, defans, ortasaha’nın 3-5’i ve forvet ikilisi neredeyse aynı oyuncular. Torres, Villa ileride, Casillas kalede, stoper’de Puyol ve muhtemelen yine Marchena ya da Navarro, beklerde ufak çaplı değişmeler, orta-sahada yine Xavi,Xabi sanırım bir de Guti(es geçemem) kadrodaki aynı isimler. Üzerinde 4 yıl boyunca ilk 11’de ısrar edilen 8 oyuncu var. Yani fark aslında olması gerektiği gibi. Maç için değişmesi muhtemel maksimum 3 kişi, yedekleriyle 6 kişi ediyor. Mecburi 2 kaleciyle şu haliyle bile takımda toplam İngiliz takımlarının bir lig maçına çıktığı oyuncusu sayısı(16) kadar adam var. Geri kalan 6-7 ise figüran ve genç yetenekler. Kısaca elinde kadro istikrarı bulunan ve zaten takımlarında şampiyonada oynadıkları futboldan farklı bir oyun segilemeyen 8 oyuncusu bulunan takıma bir de Ramos,Senna ve Fabregas eklenince başarı kaçınılımazdı. Hepimiz de bundan zevk aldık! (çarptırmaları seviyoruz!..)

Başarı dolu kariyere sahip futbol adamını takımın başına geçiren Fenerbahçe, sanırım zevkten dört köşe olduğu için bu adamdaki birkaç eksikliği farkedememiş. Öncelikle bu adamın istikrarlı bir şekilde takımın bulunması gerektiği çok açık. Çünkü ancak 10 sene başında kalabildiği takıma kupa kazandırabilmiş. ! sene yönetip kupa aldığı bir de Barcelona var ama o da “Barcelona!”…

Takımının başına “kupalara alışmış bir takım” yaratması için getirdiğin adam son kupasını 1988’de kazanmış. Bu yazıyı okuyanların bir çoğu 1988’de portakalda vitamindi!! (klişeleri seviyoruz!..) (gerçi ‘portakalda vitamin olmak iyidir’.. >> CenkErdem’i seviyoruz!..) Kupa kazanma alışkanlığını 20 sene önce yitiren bir teknik adamın 90’dan bu yana, değişen futbola ayak uyduramadığının kimse mi farkında değildi? 2008’deki İspanya çok farklı bir örnek onlar kendileri oynadı,Aragones oynatmadı. Takım istikrarına da ihtiyacı varken eline ise, darmadağın olmuş, 60. dakikalar için oyuna girecek alternatif sayısı da bir hayli az bir takım verildi. Bu takımla bu sene için ne yapılabilir ki daha fazla? Hala uyum süreci geçiriyorlar (klişeleri seviyoruz!..) .

Fenerbahçe’de Yıldırım başkan olduğu sürece sadece faşist rejimde istikrar oldu. Ne kadro, ne de çalıştırıcılarda belirgin bir istikrara şahit olamadık. Padişaha bir sandık altın değil de sadece elmas yüzük getirdi diye tezelden vuruldu kimini kellesi. (Bknz. Arthur Antunes Coimbra Zico) Kadıköy’de başarının istikrar gerektirdiği dersini veren Arsenal’den ders almak lazım biraz. Yoksa Aragones’in elinde takımı hemen kupalar kazanan yapıya sokacak sihirli değneği vardı, Dumbledore’du da biz mi görmedik?

Kategorisi GenelYorum (0)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler