Etiketler | "Beşiktaş"

Kakafonik kalitesiz futbol


Öncelikle maçın tempolu, tenis maçı gibi heyecan dolu geçtiğini söyleyenlere muhalefet şerhini koyayım. Maçtaki temponun pas temposu olmadığını bu yüzden de maçın kaliteli geçmediğini söyleyeyim. Heyecanlı olması hangi takımın hata yapıp gol yiyebileceği ihtimalinin yarattığı gerginlikten kaynaklandı. Yoksa maçta kaliteli pas oyunu ve organizasyona bir şey yoktu.

Sezonun ilk derbisi Umut’un 22. saniyede girdiği pozisyonla oldukça zevkli geçebilme ihtimali olan bir maç yaşanacağını hissettirdi. Escude’nin ıskasını Umut kalitesindeki bir oyuncunun boş kaleye gönderememesi açıklanamaz. Pozisyonun ardından ilk yarıda iki takım oyuncularının birbirlerine yakın pres yaparak top oynatmaması ilköğretim 1. sınıfta oynanan futbol maçlarındaki kakafoniyi hatırlattı bana. Aynı takımın 2 oyuncusu birbirleriyle 2-3 pas yapıp oyunu kontrol altına almak istese de başarılı olamadı. Maçın ilk yarısındaki karşılıklı hatalarla gelen goller iki hocanın da maç öncesi planladıklarını bozduğundan iki takım da sadece rakibe saldırma, topu kapma, top yapamıyorsan yaptırmama oyununu oynamaya başladı. İlk yarıya dair iki takımda da organizasyona dair fazla bir olumlu yan göremedik.

Beşiktaş’ın ikinci golü hakkında bir kaç kelam etmekte yarar var. Gol öncesi orta sahada kazanılan serbest vuruş kullanılmadan önce Semih ve Ujfalusi topun ceza sahasına doldurulacağı düşüncesiyle rakip ceza sahasına gitti. Bu tip toplarda takımın rakibi durdurma konusunda en önemli iki oyuncusu yani stoperleri rakip ceza sahasındaysa top mutlaka o oyuncuların bulunduğu yere atılır, atılmalıdır. Lugano, Puyol, Ramos, Capone, Ömer Erdoğan gibi aslen stoper olan oyuncuların ceza sahasında her gittiğinde gol bulabiliyor olması bu yüzdendir. Eğer o topu bu iki oyuncudan çok bağımsız bir yere gönderirsen; birincisi oyuncunu boşa yorarsın, ikincisi de eğer rakip o topu kaparsa senin takımının defansını yerleşmemiş bir biçimde yakalar ve o golü atar. Yani buradaki problem stoper hatası değil, taktik hatasıdır.

Galatasaray’ın ikinci yarıya Melo-Amrabat değişikliği ile başlaması, orta sahayı 3 kişiyle tutan Beşiktaş adına avantaja dönüştü. Hamit’in sağ kanatta kendisiyle boğuşması, Emre Çolak’ın Kasımpaşa maçındaki performansı sergileyemeyişi, Selçuk’un geçen sezona göre rakipleri tarafından daha fazla markaja maruz kalması sarı-kırmızılı takımın oyuna hakimiyetini kurmasına engel oldu. Buna bir de Amrabat’ın sol çizginin orta sahaya yakın tarafında alıp çizgiye inmeye çalışırken  yaptığı top kayıpları eklenince Galatasaray’ın oyunu iyice verimsizleşti. Buna oyuna daha sonradan giren Aydın’ın da sürekli içeri kat etmesi oyunun kitlenmesine neden oldu. Galatasaray’ın oyununun kitlenmesinde Beşiktaş teknik direktörünün Veli-Fernandes ikilisin arasına Toraman’ı sıkıştırma düşüncesi de çok büyük katkı sağladı. Maç öncesi orta sahaya hakim olan takımın sonuca gideceğini yazmıştık.

Galatasaray’ın ortadan dikine paslar ile sonuç alamadığında ortaya koyacak başka bir planının olmadığını çok kez yazdım, söyledim. Bu maçta da ilk yarıda defans arkasına atılan bir kaç pas dışında sonuç alınamadı. Hele ikinci yarı dikine yüksek toplara mahkum bir Galatasaray’ın yaptığını, bizim gibilerin her halı saha maçında yaptığını hatırlayınca Fatih Terim’in taktik zekasını bir kez daha sorgulamak gerektiğini söylemem lazım. Nihayetinde beraberlik golü dikine kullanılan bir pas sonucu gelmiş olsa da bu şekilde gelmeseydi daha iyiydi.

Galatasaray son 3 resmi maçında son dakikada puanı-galibiyeti kurtarıyor. Hatırlatalım EURO 2008’de milli takımın başındaki isim Fatih Terim’di ve gelen başarı son dakika golleriyle elde edildi. Fakat daha sonrasında bu başarı süreklilik kazanmadı. Bu yüzden iki benzer durum olumlu yönde yanıltmasın kimseyi. Şampiyonlar Ligi maçlarında Galatasaray’ın içinde bulunacağı zorlu bir grupta foyasının ortaya daha fazla çıkacağını düşünüyorum. Acilen bu konulara önlem alınması gerek.

Beşiktaş yenilenen kadrosuna karşın çok iyi bir mücadele çıkardı. Orta sahayı Galatasaray’a teslim etmemesi 3 puanı getirebilirdi ev sahibine. Bu skorla Beşiktaş ilerleyen haftalarda çok daha iyi bir takım olabileceğini gösterdi. Siyah-Beyazlı taraftarların takımına daha fazla destek olması buna katkı yapacaktır.

1970-76 yılları arasında Metin Oktay’ın yerini kapatması için takıma transfer edilen ve arka arkaya kazanılan 3 şampiyonlukta büyük payı olan Metin Kurt’un ölümünün ardından sahaya siyah bantlarla çıkma talebinde bulunmayan Galatasaray Yönetimi vefa ve saygı konularından sınıfta kalmıştır. Maçta dizinden sakatlanan ve 3-6 ay sahalardan uzak kalacak Mustafa Pektemek’e de büyük geçmiş olsun.

 

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Orta sahayı kontrol eden kazanır


Yıllarca ayarlanmış derbi fikstürlerinden bıkmışların öncüsü Uğur Meleke ve ardından gelen bizlerin en mutlu günü belki de bugün. Lige, ilk haftalardan motivasyon ve izlenebilirlik katacak bu akşamki Beşiktaş – Galatasaray derbisi. Bunun yanında maça heyecan katan diğer unsurun bir derbi olmasının da önemli bir etkisini es geçmeyelim.

Beşiktaş’ın ligdeki ilk maçını izleyemedim. Ligin ilk haftasında tüm büyüklerin belalısı İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a boyun eğmemiş olmaları yeni kurulan kadrosu ve hocasıyla önemli bir artı. Üstelik puan alınan takımın hocası geçen yıl Beşiktaş’ın her şeyini çok iyi bilen Carlos Carvalhal’ken. Maç sonrası Samet Aybaba’nın “Veli’nin maçın başında sakatlanması oyunda dengeleri bozdu” açıklaması takımın geleceğine dair yaşanması muhtemel hayal kırıklığının ilk işareti olacak. Sonrasında hafta içi söylediği “Sabah akşam çalışan hoca hata yapmaz” sözleri de neden yıllarca üst düzey bir hoca olamadığının ve belki de olamayacağının nedenini belirten nitelikteydi.

Maça gelirsek de Samet Aybaba’nın bu bakış açıları bu akşam Beşiktaş’ın en büyük dezavantajı olarak göze çarpıyor. Stopere alınan Escude’yi bekleyenler olsa da Toraman ve Sivok ikilisinin bozulmaması defansın daha az hata yapması adına önemli ve gerekli. Çok önemli diz sakatlıkları geçirmiş ve uzun süredir derbi oynamamış Uğur Boral’ın sol savunma performansı soru işareti. O kanattan Hamit ve Eboue ile karşılaşacak olması da bu önermenin büyük nedeni. Veli ve Necip’in orta  sahayı savunma konusundaki süreklilikleri de Beşiktaş’ta dezavantaj olarak göze çarpıyor. Muhtemel 11’lere göre Holosko, Olcay ve Mustafa da ileri 3’lüde yer alacaksa onların defansa yapacakları destek orta sahayı ve dolayısıyla oyunu ele geçirme konusunda siyah beyazlılar için belirleyici faktör olur. Galatasaray’da Umut ve Elmander’in üstlendiği savunmacı forvet performansını gösteremezlerse işleri zor.

Galatasaray içinse fazla bir şeyler yazmaya gerek görmüyorum.  Muhtemel 11’lerde Melo’nun oynayacağı yazılsa da ben tam tersini düşünüyorum. Yaz boyunca Galatasaray’dan başka ciddi talibi olmayan Melo’nun 3-5 kuruşun hesabını yaparak yaz boyu yatması, takıma ağustos ayında katılması, 2 aya yakın kondisyon yüklemesi yapmaması gerçeklerini göz önünde bulundurmak gerek. Fatih Terim’in de bu gerçekler ortadayken orta 4’lüden birini kesip Melo’yu oynatması huzursuzluğa yol açmak için davetiye olur. Emre ve Aydın geçen haftaki performansı ortadayken Melo’nun yine son 20 dakikada sahada olması yeterli olur. Defansta da Semih Kaya’nın oynaması muhtemel dursa da sakatlığının tam olarak iyileşmesi ve ne kadar savruğa yakın bir oyunu olsa da Dany’nin Ujfalusi ile sahada olması gerektiğini düşünüyorum. Hakan Balta bugün fazla bindirme yapmayabilir ama Eboue’den geçen yıl derbilerde yaptığı kanat bindirmelerine devam etmesi durumunda gol pozisyonlarının oranı artacaktır.

İbre  kadrosu ve sistemi oturmuş Galatasaray’dan yana ancak Beşiktaş da Manchester City karşısındaki Liverpool gibi iyi direnç gösterip süpriz bir performans sergileyebilir. (bu yorum Liverpool-Man. City maçı sırasında yazılmıştır.)

Maçın kilit isimleri: Emre Çolak (GS) – Fernandes (BJK)

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

2012/13 Turkish Super Lig Bids to Wrestle Back Attention


(Insidefutbol.com – 18/08/2012)

Last season the Turkish Super Lig was played out under the shadow of a match-fixing scandal. Since the trouble emerged, few spoke about matters on the pitch. Fans started to become even greater enemies, most involved with the game took sides and many almost became lawyers for the defendants. To increase the interest in the Turkish game, the football federation introduced a playoff after 34 match days, but that will not continue this season. Now the Super Lig bids to shake off arguments about corruption and rekindle love for the game.

Galatasaray finished nine points ahead of their closest rivals Fenerbahce last season, but then scrapped through the playoffs to win the title. This summer Galatasaray have protected their key talents and added further Turkish stars in the shape of midfielder Hamit Altintop, and strikers Buark Yilmaz and Umut Bulut, while defender Dany Nounkeu and midfielder Nordin Amrabat are the foreign arrivals – Felipe Melo stays too after extending his loan from Juventus. After a super season last year under Fatih Terim, the Lions of Istanbul are firm favourites to retain the title and have already won the Turkish Super Cup, beating arch rivals Fenerbahce.

Once again Fenerbahce will provide the main opposition for Galatasaray and the Yellow Canaries have lavished cash on a number of stars this summer. Dirk Kuyt has arrived from Liverpool, while Turkey midfielder Mehmet Topal landed from Valencia after Emre Belozoglu left to join Atletico Madrid. Further arrivals are Serbian winger Milos Krasic and Nigerian defender Joseph Yobo, who has made permanent his loan move from Everton. Amidst all this, the concern for Fenerbahce is the midfield, with no box-to-box player to drive the team forward. Brazilian schemer Alex is now 35, meaning the Yellow Canaries really need to add another midfielder. If they do, they will be much more dangerous.

Another team expected to be in the mix are Trabzonspor. The Black Sea Storm have suffered a blow in losing last season’s top scorer Burak Yilmaz to Galatasaray, but despite that disappointing manager Senol Gunes, the side have not splashed cash on well-known replacements. Instead, four highly rated youngsters have arrived and there is little doubt Trabzonspor will be strong once again.

Back in Istanbul the city’s third major power, Besiktas, have felt the effect of financial problems. For the past three years the Black Eagles have almost been a feeder team for Portugal’s national team, with stars such as Simao Sabrosa (now sold to Espanyol) and Ricardo Quaresma just two of the Portuguese in the ranks. A number of players, including high-profile Portuguese stars, cost the club much money and now the board have opted to slash the wage bill. Despite finishing fourth last season, Besiktas are banned from European football due to the financial crisis at the club. New arrivals are midfielder Oguzhan Ozyakup from Arsenal, Scottish goalkeeper Allan McGregor and French defender Julien Escdude, but the most important factor will be the performance of freshly appointed manager Samet Aybaba. A former Besiktas player, he has been waiting for his chance in the dugout.

Last season manager Ersun Yanal guided Eskisehirspor to fifth spot; the 50-year-old loves to play with young hopefuls and snapped up nine players under the age of 25. This season, the team will push to make the top four and, if former West Brom striker Diomansy Kamara fires, the omens look good.

Istanbul BB lost their successful manager Abdullah Avci to the Turkish national team last season and his assistant Arif Erdem steered the side to sixth spot. Now former Besiktas boss Carlos Carvalhal is in charge and the club have managed to hold onto most of their performers from the previous campaign, adding Turgay Bahadir from Bursaspor and Eduardo from Genoa. Istanbul BB will continue to frighten their opponents. Just below the Istanbul outfit, Sivasspor secured a seventh place finish last season despite predictions of doom. They too have kept hold of their stars, Polish midfielder Kamil Grosicki, and forwards Michael Eneramo and Ricardo Pedriel.

When Bursaspor won the Super Lig title in 2010, they seemed set to pose a big Anatolian danger for years to come, but the last two years have been spent trying to handle the weight on their shoulders. The side did reach the Turkish Cup final last season, but lost out to Fenerbahce. This time Bursaspor will continue along the same lines under coach Ertugurl Saglam. They have signed few players in the summer, leaving captain Omer Erdogan, Sebastian Pinto and Batalla as their key men.

The surprise package of 2011/12 were Genclerbirligi. Under young manager Fuat Capa, there are now high expectations despite a low budget. Capa has interesting approaches to training; the coach has had his players take part in a workshop as part of a rhythm group. The big new arrival is centre-back Dusko Tosic from Red Star Belgrade.

Gaziantepspor ended the first half of last season at the bottom of the league, but secured their status with their third manager of the campaign, Hikmet Karaman. He is still in charge and has brought fresh hope with the signings of hitman Senijad Ibricic from Lokomotiv Moscow and the snapping up of all-action midfielder Gilles Binya fresh from a spell with Neuchatel Xamax.

Elsewhere, Kayserispor are steady competitors in the Super Lig. They have suffered from selling many players in recent years, but have a good scouting department around Europe, especially within Germany. Kayserispor lost Amrabat to Galatasaray and Hasan Ali Kaldirim to Fenerbahce, but Paraguayan Cristian Riveros landed from Sunderland and Brazilian Cleyton from Panathinaikos. Georgian manager Shota Arveladze hopes to turn the clock back to the club’s glory days this season.

At Karabukspor it is a fresh start with German manager Michael Skibbe. The former Bayer Leverkusen boss was sacked by Galatasaray in 2009 and will find life at his new club a struggle, with survival the aim. Mersin Idman Yurdu suffered from a lack of stability last season. Despite a very strong start, the side were nearly relegated. Nurullah Saglam is a talented coach, but having bought more than ten players, starting well looks difficult. They have little hope of a top ten finish.

Orduspor boast a well-known coach in Hector Cuper. The Argentine took charge towards the end of last year and helped the club bag players from Spain, such as striker David Barral from Sporting Gijon and defender Agus. Orduspor are capable of springing more than the odd shock this season. Antalyaspor meanwhile endured a disappointing 2011/12 campaign and as a result have refreshed most of the side, but manager Mehmet Ozdilek remains. The team’s most important player will surely be striker Lamine Diarra, who was a prolific goalscorer at Partizan Belgrade.

The newcomers this season are Kasimpasaspor, Elazigspor and Akhisar Bld. Kasimpasa have a new board with money to spend and snapped up Uche Kalu from Espanyol, Andreas Isaksson (PSV Eindhoven) and Fabian Ernst (Besiktas) as proof. Whether the additions are enough to help the team survive remains to be seen. Elazigspor have signed more than ten players in their bid to stay up and will be bossed by Bulent Uygun, while Akhisar Bld are set to sample Super Lig football for the first time in their history and what they are capable of is open to debate.

Turkey will hope that the events of this season’s Super Lig are more notable for events on the pitch than off it. And with the quality at most clubs having been boosted even further, with teams having thus far even outspent those in Spain’s La Liga this summer, there is a good chance of this campaign being a thriller.


Kategorisi English articlesYorum (0)

Hak odaksız spor medyası


Beşiktaş’ta parasını alamayan sporcular haklarını hukuki yönden ararken, medya mağdur durumdaki sporcuları suçlayan nitelikte haberler yayınlıyor.

Yıldırım Demirören Beşiktaş’ın başına geçtiğinden beri kulübe maddi olarak yarattığı zarar gün geçtikçe arttı. Her başkanlık seçiminde de babasının koltuğuymuş gibi -artık babasının koltuğu demek de mümkün- mevkisine yapıştı ve “paramı verin başkanlık sizin olsun” tehditini savurmaktan da çekinmedi. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün başkanlık koltuğunu satın aldı ve kimsenin de gıkı çıkmadı.

Tam sayıyı bilmiyorum ama bugünlerde Beşiktaş’ın borcu 400 milyon TL’nin kapılarını tıklamakta. UEFA kriterleri de kapıda. Bu süreçte kulübün borçlandıkları arasında tabi ki sadece kurumlar veya Yıldırım Demirören yok. Futbolcular, basketbolcular, voleybolcular, hentbolcular, diğer sporcular, kulüp çalışanları, Ümraniye personeli vesaire. Hal böyleyken herkes alacaklarını tahsil etmek için hukuki yollara başvurmaya başladı.

Bu konudaki ilk haber, basketfaul.com sitesinde yer alan, takımın basketbol oyuncusu Bekir Yarangüme’nin başkanın makam otosuna yaptığı haciz işlemi oldu. Bu haberi çok okunan-yaygın medyada pek fazla göremedik. Daha sonra geldiklerinde omuzlarında taşınan ama bugünlerin belalı çetesinin üyesi Portekizli Hugo Almeida, FIFA’ya ihtar çekip parasını aldı. Ardından Holosko, Sivok ve Fernandes de aynı yöntemle paralarını aldı. Sonrasında ise Eurosport Türkiye kendi imzalı haberinde Fabian Ernst’in de aynı yöntemle parasını alma girişiminde bulunduğunu yazdı. Ve son olarak da Nihat Kahveci’nin aynı yöntemle alacaklarını tahsil etmek için girişimlerde bulunduğu haber TRTSpor ‘dan geldi. Ferrari, Del Bosque, Tigana, Zapotocny’yi saymadım bile.

Derdim futbolcuların paralarının alıp alamamalarından çok, spor medyasında bu haberlerin nasıl yazıldığı.

Görsel TRTSpor.com.tr adresinden alınmıştır.

Sabah.com.tr : Kadıköy’de, ezeli rakibi Fenerbahçe’ye yenilen Beşiktaş’a bir darbe de futbolcusu Almeida vurdu. Portekizli oyuncunun geçtiğimiz ay FIFA’ya başvurup “Ücretim zamanında ödenmiyor” diyerek ihtar yazısı gönderdiği ve Beşiktaş’ı şikayet ettiği öğrenildi.

Eurosport Türkiye : Yakaladığı çıkışın ardından son üç maçını kaybeden Beşiktaş’a Fabian Ernst’ten de kötü haber geldi. Maddi sıkıntılar ile mücadele etmek zorunda kalan siyah-beyazlılar’da orta sahanın dinamosu Alman futbolcu alacaklarını tahsil edemediği gerekçesiyle FIFA’ya başvurdu.

TRTSpor.com.tr: (Anasayfasındaki manşet) – Bir darbe de ondan – Udinese ve Ferrari’yle mahkemelik olan, futbolcularının alacaklarını ödeyemeyen Siyah-Beyazlılar’a son darbe Nihat Kahveci’den geldi. . İşte bu olumsuz şartlarda bir de Nihat Kahveci’nin geçmişten kalan alacakları nedeniyle mahkemeye başvurduğu ortaya çıktı. Yaklaşık 2 milyon 440 bin Euro alacağı bulunan yıldız futbolcunun icra takibi başlattığı, Beşiktaş cephesinin itiraz için 1 hafta süresinin bulunduğu kaydedildi.

Görüldüğü üzere tüm haberlerde hakkı olanı isteyen ve bu açıdan hukuki süreçlere başvuran futbolcuların, Beşiktaş’a darbe vurduğu yönünde yazılmış. Haberlerde kullanılan bu dile göre futbolcular Beşiktaş’ın bu zor günlerinde kulübüne böyle bir şeyi yapmamalılar çıkarımına varmak mümkün. (bknz. İşte bu olumsuz şartlarda bir de Nihat Kahveci’nin geçmişten kalan alacakları nedeniyle mahkemeye başvurduğu ortaya çıktı.-TRTSpor) Bu durumda şu soru akıllara geliyor: Beşiktaş Jimnastik Kulübü , geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi olan sözleşmeli futbolcusunun hakkı olan emeğinin karşılığı parayı sporcusuna vermeyerek, onun ailesine ve hayatına bir darbe vurmuyor mu? 

Yazılan bu haberlerde kullanılan dile göre hakkını aramak suçlu olmak manasına geliyor. Hele ki bu suçu Beşiktaş’a, Galatasaray’a karşı falan işlemek suçların en büyüğü haline getiriliyor. Fakat Türkiye spor medyası (bu genellemenin dışında kalanlara saygım sonsuz) İtalya, İspanya, İngiltere gibi liglerde sporcuların yaptığı hak arama eylemlerini öve öve bitiremeden sayfalarında, ekranlarında yer veriyor. Sonrasında da en oturaksız hayıflanma sorusu geliyor: “Bizim futbolcularımız neden sendikalaşmıyor? Biz de neden böyle bir eylem yapılmıyor?”

Bu ülkede spor medyası sporcuların hakkını aradığı haberleri bu şekilde, bu dille yayınladıkça sporcular sendikalaşamayacak. Çünkü bu şekilde medya sporcuyu kulübe düşman, dolayısıyla kulübüne aşık taraftarına da düşman konuma getiriyor. Halbuki tam tersini yapsa, mesela “Ernst hakkını arıyor” manşeti atsa ya da “Futbolcuların hak mücadelesi” dese bu konuda bir kamuoyu yaratıp belki de medyanın bu etkisiyle futbolcular daha kolay örgütlenebilecek. (Tabi ki bu konuda başka engeller de var ancak ben medya ayağını eleştirmekteyim bu yazımda.) Ama ülkemin medyası bu tür başlıkları atmak, bu tür eleştirileri için altındaki koltuğunu kaybedebileceği korkusunu da göğüslemek zorunda kalıyor. Ya da bu tür bir eleştiri yaptığında “Ne oldu, Vatan’dan istifamı ettin Güntekin?” sorusunun muhatabı olmak zorunda kalıyor. Ne zaman, yaygın medyada yukarıda verdiğim örnekler gibi başlıkları görmeye başlarız, ne zaman Vatan Gazetesi, Milliyet Gazetesi (ikisinin de sahibi Demirören olduğu ve konu da Beşiktaş’tan çıktığı için örnek verilmiştir. Yapmışlarsa da gözümden kaçmış.) spor servisleri bu tür hak haberlerini manşetten vermeye başlayabilir, o zaman yavaş yavaş sporcu sendikaları kurulabilir. Şirket-patron yandaşı spor gazeteciliği değil de, hak odaklı spor gazeteciliği talebimi de buradan duyurayım.

Bitişi de aşağıdaki fotoğrafla yapalım. Sloganı şöyle dönüştürelim:
Baba Hakkı yarattı. Demirören dağıttı. 

 

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Beşiktaş, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Taraftarlık böyle mi olmalı?


Aradan günler geçmesine rağmen hala aynı şiddetle ve taraflılıkla şike olayını değerlendirmeye devam ediyoruz. Bir davanın aylar sürdüğü bir ülkede nedense(!) aylar, yıllar geçse de bu iş böyle sürüp gidecek gibime geliyor, umarım yanılıyorumdur. Bu işi günlerdir takip eden biri olarak kafam hakikaten çok karışık ve aslında bir çok yönden eleştirilerim var. Dalga geçmek ve eğlenmek adına Fenerbahçe taraftarını prim vermeden isyana teşvik eden diğer takım taraftarlarına, aynı şekilde ‘’Fenerlinin, Fenerliden başka dostu yoktur. Biz büyüğüz, tanrıyız,öyleyiz böyleyiz” diyen Fenerbahçe taraftarlarına, biz adaletimize güveniyoruz diye başlayıp ama şöyle böyleyle devam eden  adaleti, hukuğu aynı cümlede hem yüceltip hem aşağılayan yöneticilere ve fanatizme…

Söze Fenerbahçe’yle adı geçen şike olayının, aslında Fenerbahçe’yi yıpratma çalışması olarak yorumlayanlarla başlayalım. Bana göre, aynı şey Galatasaray ya da Beşiktaş’ın başına da gelseydi farklı şeyler olmayacaktı. Adnan Polat’ından, birçoğumuzun yeni tanıdığı Ünal Aysal’ına,  Beşiktaş’ta Yıldırım Demrören’ine  dek herkes şu anda Yıldırım konumunda olabilirdi. Bu basının Fenerbahçe’yi karalama kampanyası ya da Fenerbahçe üzerinden oynanan bir oyun değildir bana göre. Basın haber değeri zirvelerde olan herşeyi böyle sömürür. Aziz Yıldırım’ın, her türlü fotoğrafını haber diye insanların önüne koyar. Şu anda Aziz Yıldırım’ın tuvalette fotoğrafını bulsalar, Yıldırım 12.55’te Beşiktaş adliyesinde tuvalete girdi . Şok gelişmeler anbean yansımaya devam edecek” diye habercilik yapmaya devam edecekler. Bizde de sorun var. Takip etmeyelim kardeşim. Banane Aziz Yıldırım tuvalete gidiyorsa, terasta çay içiyorsa. Bu ve bunun gibi haberlerin şike operasyonuna ne gibi bir katkısı olabilir, ya da o malüm fotoğrafı (eşkal tespit fotoğrafını kastediyorum) görmekle benim elime geçen şey ne?  Amaçları kamuoyuna ‘’Vay be Aziz Yıldırım bile ne hallere düştü, onu bile böyle yaptılar ‘’ diyerek  insanlara gözdağı vermekse suçlu da olsa masum da olsa bence insan haklarına aykırı. Biz de o fotoğrafları gazetede görünce alıp okuyoruz.Güçlü konumdaki birinin güçsüz bir şekilde fotoğraflandığını görmekle mest oluyoruz. Mentalite değişmedikçe bugün bu konumda olan yarın herhangi bir takımın yöneticisi ya da başka bir takım olacaktır. (Henüz birkaç hafta Bursaspor başkanı İbrahim Yazıcı’nın ve Bursa yönetiminin ”Usulsüzlük ve zimmete para geçirme” iddiasıyla yürütülen soruşturma çerçevesinde gözaltına alınması , olay basına yansıdıktan sonra, daha suç kesinleşmeden Bursaspor İbrahim Yazıcı’nın yaşadıkları iyi bir örnek olabilir. Yazıcı serbest bırakılınca da her şey birden normale döndü. Ama o dönemde yapılan haberleri bir araştırın dilerseniz. Zor durumda bulunan önceden güçlü konumdaki medyatik bir insanı yerden yere vurmaya, dalga geçmeye bayılıyoruz medyasından, taraftarına kadar .

Fanatik taraftarları zaten hiç anlamıyorum. Yıllardır futbol oynamış, altyapılarda krampon eskitmiş, yatırım yapılmadığı için toprak çamur sahalarda kendini defalarca sakatlamış sakatlanan onlarca arkadaşına tanık olmuş ve toplum baskısından futbolu bırakmak zorunda kalmış, belli bir yaşıma kadar futboldan başka bir gelecek düşünemeyen bir insan olarak ben bile hayatım boyunca fanatik bir taraftar olmadım, olamadım. Futbol oynadım çünkü oynamayı seviyordum. Takımımı tuttum çünkü o takımda futbol oynuyordum. Şimdi de o takımı destekliyorum. Çünkü yıllarca o takımda futbol oynadım ve futbol izlemek hoşuma gidiyor. Şampiyonluğun desteklediğim takıma gitmesini ister, onu destekler , maçlarını izler heyecanlanırım. Arada ’’ulan ben de şuan  orada olabilirdim’’ der, yenilirsek üzülür,  yenersek sevinirim. Belki bu üzüntüm ya da sevincim duruma göre 2-3 gün sürer ama sonra geçer gider. BU KADAR.

Anlayamadığım şey şu: Neden bir takımı hayatta her şeyin önüne bu kadar koyabiliyoruz? Nasıl oluyor da “Uğruna ölürüm” diye besteler yapıp hakikaten de stadlarda ve civarlarında bıçaklarla, baltalarla birbirimizi öldürüyoru?.. Rakip takım taraftarını nefretimizden dolayı şehre sokmadan olaylar çıkartıp (en son Bursa taraftarının Beşiktaş maçı öncesi Bursa’da çıkardığı olaylardan bahsediyorum), Fenerin Fenerli’den başka, Bursanın Bursalı’dan başka , Galatasaray’ın Galatasaraylı’dan başka dostu yok diyecek kadar taraftar milliyetçiliğine soyunmaya iten şey ne bizi? İstanbul’a geldiğim ilk sene üstümde sadece o gün giymek istediğim için giydiğim Bursaspor logolu yeşil bir tişört ile Beşiktaş’ta dolaşırken , üç-beş Beşiktaş taraftarı ne hakla ve neyi düşünerek ve hatta kimden güç alarak “üstündekini çıkar yoksa senin ağzını burnunu kırarız” diyor? Neden Fenerbahçe şampiyonluğunu kutlarken Beşiktaş ‘ta eli sopalı 50-60 kişi Fenerbahçe bayrağı ya da formasıyla kutlama yapan insanları durdurup saldırıyor, o meydandaki çocuğuyla Fenerbahçe forması giymiş bir anneyi üstündeki çıkart diye tehdit ediyor? NE GEREK VAR?

Gerçekten anlayamıyorum. Ortada bu kadar büyük paralar dönüyor, ben maça gitmek için cebimden bir dünya para veriyorum; futbolculara , yöneticilere ,başkanlara belki de hak etmedikleri ve hayal edemeyecekleri kadar yüksek bir itibar, konum, maddi olanak sağlıyorum, onları fanatikliğe varacak şekilde destekliyorum, onlarsa bu kadar para itibar kazanmalarına rağmen bir de haksız kazanç elde etmeye çalışıyorlar. Yıllardır kanıtlansa da kanıtlanmasa da ‘’bu maçta kesin şike vardır heralde’’ korkusuyla ben bir futbolsever olarak maçı izlerken,  daha önceden sonucu belli bir maçı heyecanla seyretmeme sebebiyet veriyorlar. Bunları yapıp, yapmadıklarını bilmiyorum ama daha önceki yazımda da belirttiğim gibi kanıtlanana kadar kimseyi suçlayamam ve savunmaya geçmeden önce de susmayı ve neticenin ortaya çıkmasını beklerim. Bana göre şu anda Fenerbahçe’ye “siz şöylesiniz , böylesiniz” diyenlere en iyi cevap, cevap vermemektir. Bir cevap verilmesi gerekiyorsa da daha kanıtlanmadı, kanıtlanırsa da düşsün diyebilmektir. Ama eğer “Biz Fenerbahçe Cumhuriyetiyiz, bizi yıkmaya çalışıyorlar. Kim yapmıyor ki şike” şeklinde burada en masum ve küfürsüz şekillerini yazdığım, bana göre anlamsız ve takım milliyetçiliği yaparak kendini savunmaya çalışmak, en az o yargısız infaz yapanlar kadar gereksiz. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi eski bir fubolcu ya da sıradan bir izleyici ,taraftar, sporu destekleyen sıradan birisi ya da futboldan anlamayan sadece tesadüfen maç izleyen biri bile olsam, isterse en çok kıymet verdiğim şey olsun kimsenin beni kandırmaya hakkı yok.  Şike kanıtlanırsa üzüntüm de, sevincim de tamamen objektif olabilecek. Çünkü fanatik değilim,taraflı tarafsız herkesin yorumunu kendimce tutarlı bir şekilde değerlendirebiliyorum. Üzüntüm safça, heyecanla izlediğim maçların sonuçlarının önceden belli olması  yüzünden Türk futbolu adına, sevincim de gene Türk futbolu adına olacak. Herkesten de öyle yapmasını beklemek de bu milliyetçi  ve fanatik ruha sahip taraftar kitlesiyle ne kadar mantıklı bilemiyorum.

konuk yazar: emre ünal

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, Konuk Yazar, ManşetYorum (0)

Ersan’a engel Demirören


Transfer sezonunun nereye gideceği merakla beklenen isimlerinden biri de Ersan Adem Gülüm. Beşiktaş’a kiralık olarak gelip gösterdiği mükemmel performansla A Milli Takıma kadar yükseldi.

Beşiktaş’a transferi konusunda Serdal Adalı önemli pay sahibiydi. RadyoVesaire’de Utku Gökerküçük ile Ali Ece’yi konuk ettiğimiz program esnasında ya da yayındışında yaptığımız sohbette Ersan’ın transferi üzerine kulağımıza bir şeyler fısıldadı. Şu dakikalarda başarılı stoperin transferi hakkında çılgın gelişmeler yaşanıyorken bu detayı vereyim istedim.

Biraz evvel trbündergi LigTV’den alından haberi twitledi: “Beşiktaş, Ersan Gülüm’ün bonservisi konusunda Adanaspor’la anlaşamadı. (Lig TV)” Ardından da doğruluğundan emin olmasam da HaldunÜstünel67 isimli kullanıcı Ersan’ın Galatasaray’a geleceğini yazdı. Yine tribünergi, Ersan Gülüm’ün ağzından çıkan, “Başkan ile de görüştüm ve anlaşacağız dedi. Beşiktaş’tan başka bir takım düşünmüyorum” açıklamasını paylaştı. Şu üç twite bakınca durumlar oldukça karışık…

Bu üç twitin dışında Beşiktaş’ın Ersan Gülüm’ün transferi gerçekleştirememesi durumunda bunun nedeni olabilecek bir şeyi anlatayım. Ersan’ın kiralık sözleşmesine bir de opsiyon eklenmesi gündemdeydi. Kiralık sözleşme bitince bir de satın alma opsiyonu gündemdeydi. Yani bugün itibariyle bu yazıyı yazmamı engelleyip Ersan’ı Beşiktaşlı yapabilecek olan 3-5 satır cümle. Sadece 2 milyon Euro’luk bir opsiyon konacak ve oldukça ucuza ERsan Beşiktaş’a transfer olacaktı. Ali Ece ise bunun neden gerçekleşemediği konusundaki detayı Serdal Adalı’dan bilgiyle şöyle iletti bize. Transferi yöneten Serdal Adalı opsiyon konusu gündeme geldiğinde Yıldırım Demirören’in talimatı doğrultusunda sözleşmeye bu maddeyi koydurtmamış. Sonuç ortada. Bugün Ersan için 4,5 milyon Euro konuşuluyor. Hatta Beşiktaş’la anlaşamadığı… Tribünler oturup bir daha düşünsün “büyük başkan”ları hakkında.

Kategorisi GenelYorum (0)

Transfer sezonu açıldı #1 – STSL


Transfer sezonu hızlı başladı. İlk büyük transfer Fatih Terim oldu. Sonra “Egemen Beşiktaş’a, Selçuk İnan nereye?” tartışmaları derken gün bitmeden fantastik bir hızla Emenike Fener’le, Egemen Beşiktaş’la, Selçuk İnan da Galatasaray’a imza attı. Hadi üç transferi de yorumlayıvereyim böyle bir giriş yapıvermişken.

Selçuk transferi Galatasaray’ın büyüklüğünü gösteriyor
Trabzonspor’un orta sahasının vazgeçilmez tek ismi Selçuk İnan’dı sezon boyunca. Onsuz maçları zorlukla atlatabildiler. Sezon ortasında Trabzonspor’un Selçuk’u ikna edememesi yönetimin büyük eksiğidir. Belki de Selçuk kafaya koymuştu takımdan ayrılmayı. Tam yaşı gelmişken bir adım atıp yükselmesi gerekiyordu. O da Şampiyonlar Ligi ya da Avrupa Ligi’nde oynamayı değil, Fatih Terim’le yeniden ayaklanma hedefindeki Galatasaray’ın orta sahasının vazgeçilmesi olmayı tercih etti.

Çanakkale Dardanelspor altyapısının bir yıldızı olarak transfer olduğu Manisaspor’dan beri takip ediyorum, beğeniyorum Selçuk İnan’ı. Ersun Yanal’ın Manisaspor’unda yıldızını parlattı. Ersun Hoca ertesi yıl Trabzon’a gittiğinde Selçuk’u da götürdü. Bu ikilinin ilişkisinden çıkan orta saha oyuncusu tipi güçlü, hırslı, baskılı, yer yer sert, oyunu iki tarafıyla oynayabilen, uzaktan şutlarıyla kaleyi yoklayabilen bir tarz oldu. Ve sayamadığım bir kaç önemli özelliğiyle daha…

Son iki aydır Galatasaray’ın içinde bulunduğu duruma ve alınan sonuca bakınca önümüzdeki senenin en hedefsiz takımı konumda. Tek hedef iki kulvarda da şampiyonluk. Bu hedefleri aşağılamak niyetim,. haddim değil. Fakat Avrupa’da oynamanın yerine tercih edilmiş olması da sadece hedeflerdeki farklı yönemlimi gösterebilir. Yukarıda da dediğim gibi Selçuk adını bu sefer de Galatasaray’ın tarihine yazdırmak istedi. Fatih Terim’le çalışmak istemesinin bir başka neden olduğu söylenebilir. Avrupa’da yer alamayacak olmasına karşın Selçuk’un Galatasaray’ı seçmesinin en önemli etkeni ise bu takımın büyüklüğüdür.

Emenike ve Egemen
Fenerbahçe Semih Şentürk ve Daniel Güiza varken Emenike’yi alarak bu ikiliye bir mesaj da gönderiyor. Bu mesaj geniş kadro kurma politikasını da içerebilir, siz bize yetersizsiniz, sizi beğenmiyoruz da. Bu durumda bonservisi elinde olan Semih Şentürk takımdan ayrılabilir. Avrupa’da bir takıma gitmezse de Fatih Terim etkisiyle Galatasaray’a gelebilir.

Fenerbahçe açısından Emenike’ye verilen 9 milyon Euro’nun çok olduğunu düşünüyorum. Emenike 23 maçta 14 gol attı ama bu paraya biraz ekleme yapsan çok daha kaliteli ve kariyerli futbolcu alabilirsin Avrupa’dan. Güzel hamle ama çok para. Ayrıca Karabükspor da 300bin Euro’ya aldığı oyuncuyu 30 katına satarak önemli bir transfer başarısı gösterdi. Tüm Karabük halkı geçinir o parayla. Kömür işçilerine maddi destek olarak sendikaya bağışlansın o paranın bir kısmı. Çok güzel olur valla…

Egemen, Beşiktaş’ın yıllardır bence tek stoperli, o da İbrahim Toraman, kadrosuna önemli bir katkı yapacak. Ersan’ın transferinin netleşmeyip zora girmesi de transferi hızlandırmıştır. Tayfur Havutçu, sağlam transfer politikasıyla diri bir Beşiktaş kuracağa benziyor.

Kategorisi GenelYorum (0)

Efektifpas’ın sezon finalinde konuk İbrahim Altınsay’dı



Birazdan yukarıda açılacak videoya tıklayarak bant kaydımızı dinleyebilirsiniz.

2 ay boyunca 16 program yaptık. Final dönemi başlayınca bize de sezon finali yapmak düştü. Sezon finalimizde Beşiktaş’ın eski yöneticilerinden, Türkiye’de televizyon yayıncılığının önemli ismi, artık yazmayı bıraktığı Radikal Gazetesi’ndeki köşesinin adına bakarsak bir “Futbol dilencisi”, rock’n’roll ruhlu Fulham sevdalısı İbrahim Altısay’ı ağırladık. Türk spor medyası, Beşiktaş, Fulham ve takık olduğumuz sporda şiddet yasasını ve daha bir çok başka konudan bahsettik. Şarkılar da İbrahim Altınsay seçkisi…

Bant kaydını indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Kategorisi GenelYorum (0)

3 puan koparanın elinde kaldı


 

Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. „Aman tanrım ne tempoydu“ klişesine kaptıracaklar bunlar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Bugünkü tempo orta sahasız takımlarla yapılır. İki takımın da orta sahasının pres yapayım derken alanlarını boş bırakışı topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabi ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş‘ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun ilk 25 dakikada Fenerbahçe’nin oynadığı baskılı ve etkili futbola reklam arası dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı Lacivertli takım son haftalardaki ilk 20-25 dakika baskısını bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de. Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Taciz et, döv, ayır! Bu maçı kazan!


Erkek egemen tezahürat

Son iki ay içerisinde futbol aracılığıyla gündelik hayatta kabul görmeyen bir çok söylemin ve eylemin aldırışsız dışavurumuna şahit olduk. Bir çok ülkenin yasalarında ve uluslararası sözleşmelerin içinde de yer alıp karşılığında ağır cezaları bulunan eylemlerden ve söylemlerden bahsediyorum. Tecavüz, dayak ve ayrımcılık.

Türkiye’nin en önemli yazarlarından Vedat Türkali’nin hem romanını hem de senaryosunu yazdığı “Fatmagül’ün Suçu Ne?„ eseri günümüzde dizi olarak ekranlara geldi. Türkali’nin, tecavüzün kadınları maruz bıraktığı durumun vahametini anlatarak tecavüzün bir hayatı nasıl mahvedebileceğini ibretlik örneklerle kaleme aldığı eseriyle günümüzde sadece tecavüz kısmıyla ilgilendik. Önce medya bunun promosyonunu yaptı, ardından da ataerkilliğin en çok görüldüğü ve cinsellik arsızı tribün söylemleri literatürüne yeni bir deyim ekledi.

Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler