Etiketler | "Bursaspor"

Taraftarlık böyle mi olmalı?


Aradan günler geçmesine rağmen hala aynı şiddetle ve taraflılıkla şike olayını değerlendirmeye devam ediyoruz. Bir davanın aylar sürdüğü bir ülkede nedense(!) aylar, yıllar geçse de bu iş böyle sürüp gidecek gibime geliyor, umarım yanılıyorumdur. Bu işi günlerdir takip eden biri olarak kafam hakikaten çok karışık ve aslında bir çok yönden eleştirilerim var. Dalga geçmek ve eğlenmek adına Fenerbahçe taraftarını prim vermeden isyana teşvik eden diğer takım taraftarlarına, aynı şekilde ‘’Fenerlinin, Fenerliden başka dostu yoktur. Biz büyüğüz, tanrıyız,öyleyiz böyleyiz” diyen Fenerbahçe taraftarlarına, biz adaletimize güveniyoruz diye başlayıp ama şöyle böyleyle devam eden  adaleti, hukuğu aynı cümlede hem yüceltip hem aşağılayan yöneticilere ve fanatizme…

Söze Fenerbahçe’yle adı geçen şike olayının, aslında Fenerbahçe’yi yıpratma çalışması olarak yorumlayanlarla başlayalım. Bana göre, aynı şey Galatasaray ya da Beşiktaş’ın başına da gelseydi farklı şeyler olmayacaktı. Adnan Polat’ından, birçoğumuzun yeni tanıdığı Ünal Aysal’ına,  Beşiktaş’ta Yıldırım Demrören’ine  dek herkes şu anda Yıldırım konumunda olabilirdi. Bu basının Fenerbahçe’yi karalama kampanyası ya da Fenerbahçe üzerinden oynanan bir oyun değildir bana göre. Basın haber değeri zirvelerde olan herşeyi böyle sömürür. Aziz Yıldırım’ın, her türlü fotoğrafını haber diye insanların önüne koyar. Şu anda Aziz Yıldırım’ın tuvalette fotoğrafını bulsalar, Yıldırım 12.55’te Beşiktaş adliyesinde tuvalete girdi . Şok gelişmeler anbean yansımaya devam edecek” diye habercilik yapmaya devam edecekler. Bizde de sorun var. Takip etmeyelim kardeşim. Banane Aziz Yıldırım tuvalete gidiyorsa, terasta çay içiyorsa. Bu ve bunun gibi haberlerin şike operasyonuna ne gibi bir katkısı olabilir, ya da o malüm fotoğrafı (eşkal tespit fotoğrafını kastediyorum) görmekle benim elime geçen şey ne?  Amaçları kamuoyuna ‘’Vay be Aziz Yıldırım bile ne hallere düştü, onu bile böyle yaptılar ‘’ diyerek  insanlara gözdağı vermekse suçlu da olsa masum da olsa bence insan haklarına aykırı. Biz de o fotoğrafları gazetede görünce alıp okuyoruz.Güçlü konumdaki birinin güçsüz bir şekilde fotoğraflandığını görmekle mest oluyoruz. Mentalite değişmedikçe bugün bu konumda olan yarın herhangi bir takımın yöneticisi ya da başka bir takım olacaktır. (Henüz birkaç hafta Bursaspor başkanı İbrahim Yazıcı’nın ve Bursa yönetiminin ”Usulsüzlük ve zimmete para geçirme” iddiasıyla yürütülen soruşturma çerçevesinde gözaltına alınması , olay basına yansıdıktan sonra, daha suç kesinleşmeden Bursaspor İbrahim Yazıcı’nın yaşadıkları iyi bir örnek olabilir. Yazıcı serbest bırakılınca da her şey birden normale döndü. Ama o dönemde yapılan haberleri bir araştırın dilerseniz. Zor durumda bulunan önceden güçlü konumdaki medyatik bir insanı yerden yere vurmaya, dalga geçmeye bayılıyoruz medyasından, taraftarına kadar .

Fanatik taraftarları zaten hiç anlamıyorum. Yıllardır futbol oynamış, altyapılarda krampon eskitmiş, yatırım yapılmadığı için toprak çamur sahalarda kendini defalarca sakatlamış sakatlanan onlarca arkadaşına tanık olmuş ve toplum baskısından futbolu bırakmak zorunda kalmış, belli bir yaşıma kadar futboldan başka bir gelecek düşünemeyen bir insan olarak ben bile hayatım boyunca fanatik bir taraftar olmadım, olamadım. Futbol oynadım çünkü oynamayı seviyordum. Takımımı tuttum çünkü o takımda futbol oynuyordum. Şimdi de o takımı destekliyorum. Çünkü yıllarca o takımda futbol oynadım ve futbol izlemek hoşuma gidiyor. Şampiyonluğun desteklediğim takıma gitmesini ister, onu destekler , maçlarını izler heyecanlanırım. Arada ’’ulan ben de şuan  orada olabilirdim’’ der, yenilirsek üzülür,  yenersek sevinirim. Belki bu üzüntüm ya da sevincim duruma göre 2-3 gün sürer ama sonra geçer gider. BU KADAR.

Anlayamadığım şey şu: Neden bir takımı hayatta her şeyin önüne bu kadar koyabiliyoruz? Nasıl oluyor da “Uğruna ölürüm” diye besteler yapıp hakikaten de stadlarda ve civarlarında bıçaklarla, baltalarla birbirimizi öldürüyoru?.. Rakip takım taraftarını nefretimizden dolayı şehre sokmadan olaylar çıkartıp (en son Bursa taraftarının Beşiktaş maçı öncesi Bursa’da çıkardığı olaylardan bahsediyorum), Fenerin Fenerli’den başka, Bursanın Bursalı’dan başka , Galatasaray’ın Galatasaraylı’dan başka dostu yok diyecek kadar taraftar milliyetçiliğine soyunmaya iten şey ne bizi? İstanbul’a geldiğim ilk sene üstümde sadece o gün giymek istediğim için giydiğim Bursaspor logolu yeşil bir tişört ile Beşiktaş’ta dolaşırken , üç-beş Beşiktaş taraftarı ne hakla ve neyi düşünerek ve hatta kimden güç alarak “üstündekini çıkar yoksa senin ağzını burnunu kırarız” diyor? Neden Fenerbahçe şampiyonluğunu kutlarken Beşiktaş ‘ta eli sopalı 50-60 kişi Fenerbahçe bayrağı ya da formasıyla kutlama yapan insanları durdurup saldırıyor, o meydandaki çocuğuyla Fenerbahçe forması giymiş bir anneyi üstündeki çıkart diye tehdit ediyor? NE GEREK VAR?

Gerçekten anlayamıyorum. Ortada bu kadar büyük paralar dönüyor, ben maça gitmek için cebimden bir dünya para veriyorum; futbolculara , yöneticilere ,başkanlara belki de hak etmedikleri ve hayal edemeyecekleri kadar yüksek bir itibar, konum, maddi olanak sağlıyorum, onları fanatikliğe varacak şekilde destekliyorum, onlarsa bu kadar para itibar kazanmalarına rağmen bir de haksız kazanç elde etmeye çalışıyorlar. Yıllardır kanıtlansa da kanıtlanmasa da ‘’bu maçta kesin şike vardır heralde’’ korkusuyla ben bir futbolsever olarak maçı izlerken,  daha önceden sonucu belli bir maçı heyecanla seyretmeme sebebiyet veriyorlar. Bunları yapıp, yapmadıklarını bilmiyorum ama daha önceki yazımda da belirttiğim gibi kanıtlanana kadar kimseyi suçlayamam ve savunmaya geçmeden önce de susmayı ve neticenin ortaya çıkmasını beklerim. Bana göre şu anda Fenerbahçe’ye “siz şöylesiniz , böylesiniz” diyenlere en iyi cevap, cevap vermemektir. Bir cevap verilmesi gerekiyorsa da daha kanıtlanmadı, kanıtlanırsa da düşsün diyebilmektir. Ama eğer “Biz Fenerbahçe Cumhuriyetiyiz, bizi yıkmaya çalışıyorlar. Kim yapmıyor ki şike” şeklinde burada en masum ve küfürsüz şekillerini yazdığım, bana göre anlamsız ve takım milliyetçiliği yaparak kendini savunmaya çalışmak, en az o yargısız infaz yapanlar kadar gereksiz. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi eski bir fubolcu ya da sıradan bir izleyici ,taraftar, sporu destekleyen sıradan birisi ya da futboldan anlamayan sadece tesadüfen maç izleyen biri bile olsam, isterse en çok kıymet verdiğim şey olsun kimsenin beni kandırmaya hakkı yok.  Şike kanıtlanırsa üzüntüm de, sevincim de tamamen objektif olabilecek. Çünkü fanatik değilim,taraflı tarafsız herkesin yorumunu kendimce tutarlı bir şekilde değerlendirebiliyorum. Üzüntüm safça, heyecanla izlediğim maçların sonuçlarının önceden belli olması  yüzünden Türk futbolu adına, sevincim de gene Türk futbolu adına olacak. Herkesten de öyle yapmasını beklemek de bu milliyetçi  ve fanatik ruha sahip taraftar kitlesiyle ne kadar mantıklı bilemiyorum.

konuk yazar: emre ünal

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, Konuk Yazar, ManşetYorum (0)

Sportif Milliyetçilik – Bursa Basını Örneği


Bursa şehrinin ve insanının milliyetçilik konusunda eline kimsenin su dökemeyeceğini önceki sezon Bursaspor-Diyarbakırspor maçındaki olaylarını hatırlatmak yeterli kanıt olacaktır. Bir de son Trabzonspor maçı sırasında ve sonrasında olanları da ekleyelim. Bu şehrin nasıl bu hale geldiğini tarihsel olarak açıklamayacağım fakat nasıl sürdürüldüğüne dair küçük bir örnekten ama büyük bir gazetecilik hatasından bahsedelim.

Bursa Hakimiyet Gazetesi transfer sezonundaki gelişmeler hakkında takımın teknik direktörü Ertuğrul Sağlam ile bir ropörtaj yapmış. Sağlam, 16.06.2011’de sayfalarında yer alan haberde giden oyunculardan, gelecek oyunculara dair yorumlarda bulunmuş. Fakat bir cevap var ki işte milliyetçilik orada tavan yapıyor.

Bulgar kaleci Dimitar Ivankov’un takımdan ayrılmasının ardından kaleci arayışlarına giren yeşil-beyazlı takımın bir süredir PSG’nin kalecisi Apoula Edel ile birlikte anılıyordu. Bu konudaki cümleleri Bursa Hakimiyet Gazetesi’nin haberini sitesine taşıyan bursasporum.com’dan direk alıntılıyorum: “Bursaspor’un transfer gündeminde olan ve Yeşil Beyazlı takımla anlaştığı belirtilen PSG’li Kamerun asıllı Ermenistan vatandaşı Apoula Edel ile ilgili net tavır koyan Ertuğrul Sağlam; “Ben o karakterdeki bir futbolcuyla çalışmam. Transfer listemde yok ve bu oyuncuyu istemiyorum” diyerek transferde ayrı bir pencere açtı”

Ertuğrul Sağlam açık bir şekilde Apoula Edel’i karakteri nedeniyle istemediğini belirtiyor. Bursa Hakimiyet Gazetesi ise Apoula Edel ile ilgili sadece “PSG’li Kamerun asıllı Ermenistan vatandaşı” bilgilerini veriyor. Bunu okuyan ve zaten Ermenilere karşı doldurulan kişi Ermeni asıllı olduğu için karaktersiz olduğunu düşünebilecek Edel’in.

Apoula Edel’in karakteri hakkında bilgi vermeyen, Ertuğrul Sağlam’ın karakteri hakkında neden olumsuz konuştuğuna açıklık getirmeyerek Ermenilere karşı insanları dolduruşa getiren Bursa Hakimiyet Gazetesi’ne ve bursasporum.com’a selamlarımızı iletiyoruz. Belki Bursa Hakimiyet Gazetesi bu konuda küçük bir kutu açmıştı da bursasporum.com buna yer vermedi. Ya da tam tersi, bilemeyoruz… Bu açığı kapatalım hemen kısa bir bilgiyle.

Apoula Edel 2010 yılında kimlikte sahtecilik yapmış bir kişidir. Aslında Ambroise Beyamena isminde 30 yaşında Kamerunlu biri Edel. 30bin Euro’luk borcundan kaçmak için bu tür bir yöntem seçmiş. Doğum yılını 1986, milliyetini de Ermenistan olarak değiştiren Edel 2004-2005 yılında da 6 kez Ermenistan Milli Takımının formasını giymiş. Yakalanınca daha da büyük cezalar ödemiştir.

Kimlikte sahtecilik yapmak büyük bir karaktersizlik örneğidir. Ertuğrul Sağlam bu yüzden Edel’i istemiyor olabilir. Fakat Bursa Hakimiyet Gazetesi ve bursasporum.com da bu konuda eksik bilgi vererek çok büyük ve önemli bir “karakter” örneği göstermişlerdir.

 

Kategorisi GenelYorum (0)

Taciz et, döv, ayır! Bu maçı kazan!


Erkek egemen tezahürat

Son iki ay içerisinde futbol aracılığıyla gündelik hayatta kabul görmeyen bir çok söylemin ve eylemin aldırışsız dışavurumuna şahit olduk. Bir çok ülkenin yasalarında ve uluslararası sözleşmelerin içinde de yer alıp karşılığında ağır cezaları bulunan eylemlerden ve söylemlerden bahsediyorum. Tecavüz, dayak ve ayrımcılık.

Türkiye’nin en önemli yazarlarından Vedat Türkali’nin hem romanını hem de senaryosunu yazdığı “Fatmagül’ün Suçu Ne?„ eseri günümüzde dizi olarak ekranlara geldi. Türkali’nin, tecavüzün kadınları maruz bıraktığı durumun vahametini anlatarak tecavüzün bir hayatı nasıl mahvedebileceğini ibretlik örneklerle kaleme aldığı eseriyle günümüzde sadece tecavüz kısmıyla ilgilendik. Önce medya bunun promosyonunu yaptı, ardından da ataerkilliğin en çok görüldüğü ve cinsellik arsızı tribün söylemleri literatürüne yeni bir deyim ekledi.

Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Bir spor spikeri nasıl olmamalı sayı 1 – Lokal Şovenizm


Sayı 1 diye başladık. Sayı 2 inşallah gelmez. Ama değişim süreç gerektiren bir şey. Bu yüzden birazdan bahsedeceğim spor spikeri ve benzerlerini “azalarak bitsin” kampanyasına katıyorum.

Bu tür sabah programlarını sanırım önce radyolarda başladı. Arabada işe giderken gazetelerini okuyamayanlar için. Süper bir fikirdi. Sonrasında da spor içerikli olarak ilk LigTV’de görmüştüm sanırım böyle bir şeyi. (Çok da sallamış olmayayım) Sonrasında da NTVSpor aldı sazı eline güçlü sunucuları ve yorumcularıyla çizgisini bozmadan yükselerek devam ediyor.

Bu tür programlarda amacı çok iyi belirlemek gerek. Programın amacı, tüm gazeteleri alamayan insanlara tüm gazetelerden bakış açıları sunmak mı (bu X takım açısından bakmış, bu da Y takım açısından bakmış), her gazetede aynı haber yer alamayacağından insanları tüm gazetelerdeki haberlerden haberdar etmek mi, tüm gazetelerden bir seçki sunup onları yorumla(t)mak mı (Z gazetesi böyle diyor ama işin aslı böyle), yoksa komple bir medya eleştirisi yapmak (Medyamızda böyle söylemler çok yanlış gibi…) mı yoksa en saf haliyle gazeteleri okuyamayanlara gazete okumak mı olacak… Hangisi yapılacaksa ona göre sunucular veya yorumcular da dikkatli seçilmeli. (Mesela Mehmet Demirkol yeri geldiğinde süper bir eleştiri getirebiliyor kimseyi galeyana getirmeden. Bazen laflarını kendine saklıyor (ki bu da ayrı bir tartışma konusu olsun) ama “anlayan anlıyor”…)

Bursaspor Tv’deki görüntüleri izlemek için tıkla

Daha önce hiç izlemedim Bursaspor TV’yi. Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Sercan olmasa 1-1 bitmezdi…


Maç öncesi bu kadar eksiğiyle Fenerbahçe’nin Bursa’dan puansız döneceğini düşünüyordum. Aksine oyuna hızlı  başlayan taraf da golü bulan taraf da İstanbul temsilcisi oldu. Alex’in şutla karışık vuruşunu  Semih tamamladı.  Golün nasıl olduğunu da tam anlayabilmiş değilim açıkçası. Alex vurduktan sonra Semih nasıl oldu da vurdu çözemedim.

Lugano’nun eksikliğiyle defansta zorlanacaklarını öngörmüştük. Nitekim 2-3 pozisyon defansın arkasına atılan toplarla gerçekleşti ancak Sercan Yıldırım bu fırsatları elinin tersiyle çevirdi. Manşetlere kendi adını yazdırabilecekken Volkan Demirel’in adını yazdırdı. Tribünde oturan babasının bile kendisine atmayacağı pasları son vuruşlardaki berbatlığı nedeniyle harcaya harcaya kendini harcamaya devam etti. Şu maçı bir kez daha izlesin de gol atmak konusunda ne kadar kötü olduğunu anlayıp ehliyetsiz Ferrari sürme hevesine gireceğine şut çalışsın…

Bursaspor namağlup unvanını koruyarak önemli bir puan kazandı. İlk defa Şampiyonlar Ligi ve Lig temposunu bir arada götüren bir takım için hafife alınmayacak bir iş gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Sercan biraz taş koyuyor önlerine de neyse…

Maçın yıldızını kestiremedim ama Emre B. ve Gökhan Gönül Fenerbahçe’de en çok mücadele eden isimlerdi. Ergic ve Volkan Şen de Bursa adına iyi işler çıkardı. Ayrıca Ivankov’un zaman zaman gösterdiği reflekslerini takdir ediyorum.

Kategorisi GenelYorum (0)

Günün maçı: Bursaspor-Fenerbahçe


Bursaspor’un şampiyon olduğu günü, dakikaları dün gibi hatırlıyorum. Aynı şekilde Fenerbahçe’nin de nasıl şampiyon olduğunu sandığını. O günden bu yana iki takım da birbiriyle karşılaşmadı. Sadece Vederson transferinde karşı karşıya geldiler diyebiliriz ki onda da Vederson kendi isteğiyle ayrıldı takımdan. Bugünkü maçta ne olursa olsun şampiyonun belirlendiği günün baskısı özellikle Fenerbahçe’nin üzerinde olacak. Bursaspor’da ise puan farkının getirdiği rahatlık, ev sahibine derli toplu oynama olanağı sağlayacak.

Fener’in eksikleri çok daha kilit bölgelerde. Lugano ve Niang olmayınca çok zorlanacakları aşikar. Lugano’nun olmayışı sonrası Cristian’ın da ilk 11’de kendine yer bulması Aykut Kocaman’ın defansına güveninin olmayışının bir göstergesi. Defansta verilmesi muhtemel zaaflar, maçta forma giyeceği açıklanan Volkan Şen’e denk gelirse Fener’in çekeceği var. Bursaspor’da eksikler sadece yeni yabancılar. İdeal kadroyla sahadalar.

Sonuç ne olursa olsun geçen sezon sonu yaşananlara göndermeler yapılarak yarın gazetelerin manşetleri süslenecek. Fenerbahçe bir pozisyonda ofsayt düdüğünü duymayıp gol atıp bir de sevinirse ve hakem de golü iptal ederse başlasın geyikler. Hele twitter’da fena dönecektir bunlar. Denk geldiklerim olursa ileteceğim.

Maçın yıldızı Batalla, Gökhan Gönül, Volkan Şen ve Emre B.’dem biri olur… Bursaspor kazanırsa şaşırmam. Fenerbahçe kazanırsa üzülürüm Anadolu’dan şampiyon çıkma ihtimaline taş konacağı için…

 

Kategorisi GenelYorum (0)

Şampiyonlar Ligi 1. Hafta – Salı günü


Şampiyonlar Ligi bu akşam oynanacak 8 maçla başlıyor. Temsilcimiz Bursaspor’un da Bursa Atatürk Stadı’nda Valencia ile karşılaşacağı akşamda son şampiyon Inter de Hollanda şampiyonu Twente’ye konuk olacak.
Şampiyonlar Ligi A Grubu
Geçen yıl Jose Mourinho yönetiminde İtalya Ligi ve Şampiyonlar Ligi’ni kupayla kapatan Inter Twente’ye konuk olacak. Yeni teknik direktörü Rafael Benitez’le Hollanda deplasmanına gidecek İtalyan ekibinde Dejan Stankovic ve Thiago Motta sakatlıkları nedeniyle forma giyemeyecek. Geçen yıl Avrupa Ligi’nde Fenerbahçe ile karşılaşan Twente Hollanda Şampiyonu unvanıyla Inter’i ağırlayacak. Kendilerini şampiyon yapan Steve MacLaren ile yollarını ayıran Twente’nin çalıştırıcılığını Michel Preud’homme yapıyor.
Gruptaki diğer maçta İngiliz ekibi Tottenham Hotspurs, Alman Werder Bremen’le karşılaşacak. Şampiyonlar Ligi’nde tam 39 yıl sonra mücadele edecek Tottenham’da Jermaine Defoe, Michael Dawson ve kaleci Heuerlho Gomes sakatlığı nedeniyle forma giyemeyecek. Geçen yıl Şampiyonlar Ligi’ne ön elemede veda eden Alman ekibinde ise Mertesacker, Naldo ve Pizarro bu akşam sahada olamayacak isimler.
21.45 Twente – Inter
21.45 W.Bremen – Tottenham Hotspurs
Şampiyonlar Ligi B Grubu
Bir önceki sezon Bundesliga Şampiyonluğunu son haftalarda Bayern Münich’e kaybeden Schalke 04 ligi ikinci bitirerek Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme oynamadan mücadele etme hakkı kazanmıştı. Teknik Direktörlüğe Felix Magath’ın gelişiyle kadrosunu da yenilen Ruhr Bölgesi ekibi Raul, Huntelaar ve Jurado transferleriyle ses getirdi. Ancak Bundesliga’da henüz galibiyetleri yok. Alman ekibi geçen yıl Avrupa Kupaları’nda mücadele etmedi. Bu akşam konuk olacağı Fransız ekibinin de Schalke 04’ten bir farkı yok. Yoann Gourcuff, Jimmiy Briand ve Pape Diakhate’yle kadrosunu güçlendiren Lyon, Fransa Ligi’nde 5 maçta 5 puan kazanmış durumda. Claude Puel’in çalıştırdığı Lyon geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde yarı finale çıkmış Bayern Münich’e elenmişti.
Grubun diğer iki ekibinden Portekiz ekibi Benfica ve İsrail takımı Hapoel Tel Aviv geçen yıl Avrupa Ligi’nde mücadele etmiş, Benfica çeyrek finalde Liverpool’a, Hapoel Tel Aviv ise 2. turda elenmişti. Oscar Cardozo, Pablo Aimar gibi oyunculara sahip olmasına karşın Portekiz 1. Ligi’nde henüz 3 puanı bulunan Benfica’da Alan Kardec, Roderick, Eduardo Salvio ve Fábio Coentrão forma giyemeyecek. Hapoel Tel Aviv’se kendi liginde 3 haftada 4 puan topladı. İsrail ekibinde Eran Zahavi sakatlığı nedeniyle maskeyle oynayacak. Mahran Lala ve Etey Shechter ise forma giyemeyecek.
21.45 Benfica – Hapoel Tel Aviv
21.45 Lyon Schalke 04
Şampiyonlar Ligi C Grubu
Temsilcimiz Bursaspor’un yer aldığı grupta bu akşamki rakibi İspanyol Valencia olacak. Geçen yıl Avrupa Ligi’nde çeyrek finale kadar çıkan İspanyol ekibi, UEFA Kupası’nı kaldıran Atletico Madrid’e elenmişti. David Villa, David Silva, Nikola Zigic, Carlos Marchena gibi isimlerle ekonomik nedenlerle yolunu ayıran takım kadrosuna Soldado, Mehmet Topal, Ricardo Costa gibi isimleri kattı. Ligde 2’de 2 yapan takımda Ever Banega, Vicente Bursa karşısında sahada olamayacak. 36 yıldır Avrupa arenasında maç kazanamayan yeşil – beyazlı ekipte ise Turgay Bahadır forma giyemeyecek.
C Grubunun ikinci maçında Manchester United Glasgow Rangers’ı konuk ediyor. Geçen yıl da Beşiktaş’ın grubunda bulunan Manchester United, çeyrek finale kadar yükselmiş ancak Bayern Münich’e elenmişti. Glasgow ekibi de geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmiş olmasına karşın 6 maçta 2 puan toplayarak grubunu sonunucu bitirmişti. Akşamki mücadelede Manchester United’da Michael Carrick ve Rio Ferdinand’ın forma giymesi şüpheli. Rangers’ta ise Andy Webster, John Fleck, Steven Whittaker ve Kirk Broadfoot sakatlıkları nedeniyle sahada yer alamayacak. İskoç ekibinin teknik direktörlüğünü, Alex Ferguson’un 1986 yılında İskoçya’yı Dünya Kupası’na götürdüğü yıl yardımcılığını üstlenen Walter Smith yapıyor. Smith 2004’e kadar da Ferguson’la Manchester United’da çalışmıştı.
21.45 Bursaspor – Valencia
21.45 Manchester United – Glasgow Rangers
Şampiyonlar Ligi D Grubu
Dünyanın en iyi takımı olarak gösterilen Barceloan geçen yıl Jose Mourinho’lu Inter’e Şampiyonlar Ligi yarı finalinde elenmişti. Bu yıl aynı başarısızlığa düşmek istemeyen Katalan ekibi, bu akşam Nou Camp’ta konuk edeceği Yunan Panathinaikos’u yenerek 3 puanla başlangıç yapmak arzusunda. Geçen haftasonu La Liga mücadelesinde Hercules’e 2-0 yenilerek herkesi şaşırtan Barcelona’da bu akşam uzun süredir sakat olan Carles Puyol’un forma giyebileceği belirtildi. Önceki sezon Şampiyonlar Ligi’ne ön elemede veda eden Panathinaikos Avrupa Ligi’nde Galatasaray ile aynı gruba düşmüş ancak 3. tur’a elenmişti. Yunan ekibinde Barcelona maçı öncesi sakatlıklar can sıkıyor. Seitaridis, Petropoulos, Karagounis, Spyropoulos’un sakatlıkları nedeniyle Barcelona’da sahaya çıkması beklenmiyor. Panathinaikos’ta eski bir Barcelona’lı Luis Garcia da forma giyiyor.
Grupta Rus Rubin Kazan ve Danimarka’nın Kopenhag takımlarının karşılaşacağı maçın ev sahipliğini Kopenhag yapacak. Geçen yıl Avrupa Ligi’nde mücadele edip 2. turda elenen takımın teknik direktörlüğünü Stale Solbakken yapıyor. Danimarka ekibinde Martin Bergvold’un oynaması beklenirken, Morten Nordstrand’ın forma giymesi şüpheli. Kadrosunda Gökdeniz’i barındıran Rubin Kazan is geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmiş, Inter ve Barcelona’nın da bulunduğu grubu üçüncü bitirip Avrupa Ligi’ne kalmıştı. Avrupa Ligi’nde 3. turda Wolfsburg’a elenen takımda bu akşam Cesar Navas cezası nedeniyle, Roman Sharonov ise sakatlığından ötürü forma giyemeyecek. İki takım da geçen yıl liglerini zirvede bitirerek Şampiyonlar Ligi’nde oynama hakkını elde etti.
21.45 Barcelona – Panathinaikos
21.45 Kopenhag – Runbin Kazan

Kategorisi GenelYorum (0)

Oyun daha süperdi!


Lig öncesi hep bir Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş kupa maçı oynardı. Alışmıştık bu rutine. Hele bir şu kupa gelsin de görelim isterdik takımlarımızın son durumunu. Bu sefer üçü de yoktu. Bursaspor ve Trabzonspor karşılaşıyordu kupa finalinde ama nedense ve yine İstanbul’da! Aslında Bursa’nın yakın olması ve Trabzonlu’ların da İstanbul’da çok bulunmuş olması yeterli bir nedendi stadın dolması için ancak yine 26bin biletli kişi izlemiş maçı. Madem 26bin kişi izleyecek ve maçı Eskişehir’e, Kayseri’ye… Oralar da ancak o kadar dolardı zaten en azından bir heyecan yaşarlardı, bir arzu dolardı takımların içine seneye de biz burada olmalıyız gibisinden… Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Siyasetin Futbola Derin Pasları


Üstüne derin derin düşünülen bir mevzu olmasa da sanayi şehirlerinin futbola olan ilgisi günümüzün gerçeği. Fordist dönemden bu yana patronları tarafından kendilerine bahşedildiğini düşündükleri boş zamanlarında emekçiler zamanlarını bir tüketim etkinliğiyle harcama ihtiyacına koşullanmışlardır. Tribünler ise özellikle erkek emekçiler için sosyal ve psikolojik bir rahatlama alanıdır. Çünkü “eşitlik” duygusunu ve de öğretilmiş erkeklik hallerini sahte bir biçimde bile olsa en net yaşayabildiğiniz ortam tribündür.

Bir sanayi şehrinde büyümek insanın hayatına her şeyden önce zevklerini şekillendiren bir bakış açısı katıyor. Bu bakış açısının bir katkı olduğunu söylemek her ne kadar eleştirel teori açısından bir yanlış olsa da tribün kültürünün yansıttığı sosyal dinamiğin başka hiçbir dinamikçe geçilemeyeceği ortadadır. Çünkü tribün ne bir siyasi parti gibi yükselme ihtimaliniz olan ne de üstünden doğrudan çıkar ettiğiniz bir mevzudur. Belki de karşılıksız sevginin, almadan vermenin en güzel tanımı bilinçli futbol seyircisi üstünden yapılabilir. Peki ya bilinçsiz seyirciler? Tam bu noktada futbolun magazinel işlevi ve muktedirden yana olma hissinin yücelticiliği devreye giriyor. Oyun sertleşiyor. Taraflar derin paslara koşamaz hale geliyor. Artık tribünler partileşiyor, iktidar şampiyonluk oluyor ve her maç açılan yeni bir cephe anlamı taşımaya başlıyor. Sorun büyüyor. Diyarbakırspor Bursaspor arasında yaşanan tansiyonun ardında yatan neden aslında tam da burada ortaya çıkıyor. Taraflar birbirleri üzerinde kurabilecekleri hakimiyeti siyasi kodlar üstünden kurmayı deniyorlar. Tıpkı denge politikası güden Galatasaray’ın Diyarbakır’ı misafir ettiği maçta hem Atatürk’e saygı sunup hem de Diyarbakırspor kardeşimizdir demesi gibi. Kısacası Türkiye’nin yıllarca uyguladığı dış politika bir futbol politikası halini alıyor. Denge esastır deniyor, denge politikası kutsanıyor. Türkiye’de politikleşmiş unsurların sığlığına sığınıyor futbol da. Kısacası Türkiye bu yalancı rahatlama sahasını da yalanlarını sürdürmek için kullanıyor.
Futbolun işçi sınıfıyla ilgisi ise dünyadaki sınıf hareketlerinin futbolla dirsek teması ile ilişkilendirilebilir durumda olsa da bu örneklerin heyecan verici birer örnek olmanın dışında kapsayıcı bir etkisi olduğu söylenemez. Türkiye’deki Adana Demirspor veya İtalya’daki Livorno örnekleri bugün interaktif sözlüklerin itibar mekanizmaları olmaktan öteye gidemiyor. Çünkü bu sene Türkiye futbolu Süper Lig’in şampiyonu olan Bursaspor’u konuşuyor. Peki Bursaspor’un taraftar kitlesi üstünden sosyalistler değil de liberallerin yaptığı çıkarımlara ne demeli? Herkes bu zaferin muhafazakâr Anadolu çocuklarının Kemalist Fenerbahçe ve kapitalizme karşı bir zafer olduğunu savundu. Ertuğrul Sağlam’ın üstünden yapılan analizlerde apaçık bir cemaat övgüsü vardı. Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur bunun muhafazakârların devrimi olduğunu söylüyordu. Peki emek odaklı yayınların olaya bakış açısındaki burukluğu sezmek zor muydu? Bursaspor seyircisine bakınca gördüğümüz şey o sanayi kentinin emekçi çocukları değildi. Milliyetçi, muhafazakâr arka planlı bir seyirci, “beşinci büyük” olmayı kutluyordu Bursa sokaklarında. Oysa Bursa bir şehir takımı olarak da, bir kent olarak da farklı bir şeyi tecrübe ediyor olmalıydı. Bireyler ve gruplar üstünden efsaneleştirilen, ülkedeki politik eksenin de etkisiyle bir muhafazakâr esintiye kurban giden bu şampiyonluk emekçilerin eseriydi. Oysa işçinin dostu (!) Başbakan’ın Fenerbahçeli bir gazeteci ile konuşmasında belirttiği üzere şampiyonluk yabancıya gitmemişti. Aslına bakarsanız bir sanayi kenti olduğu söylenen Bursa’da şampiyonluk coğrafi olarak Bursa’ya gitti belki; ama yabancı olmayanın kim olduğu ve Başbakan’ın doğal olarak “bizim çocuklar” olarak nitelendirdiklerinin Anadolu’nun genç, muhafazakâr ve gayretli çocukları olduğu ortada.
Tüm bunları neden mi yazdım? Türkiye’de emek hareketinin, insanların zihninden 12 Eylül sonrasında nasıl silinip yerine İslami, muhafazakâr ve milliyetçi değerlerin koyulduğunu göstermek adına. Diyarbakırspor’u 90 dakika boyunca terörist yaftasıyla ağırlayan, Gökkuşağı Derneği’ni 6 Ağustos 2006’da linç eden anlayışın bir sanayi şehrinin işçi sınıfı takımına değil de muhafazakâr, milliyetçi değerleriyle yükselen bir şehrin takımına ait olduğunu görmek için. 6 Ağustos 2006 da, Diyarbakırspor’a karşı yapılan tezahürat da Bursaspor’un şampiyonluğuna elbette gölge düşürmeyecek. Hatta biz hatırlasak da bunlar hatırlanmayacak bir iki sene sonra. İnternet arşivlerinden de silinecekler muhtemelen. Yine de biz ne “Hepimiz Ogün Samast’ız” diye bağıran Trabzonspor seyircisini ne de eşcinselleri linç etmek isteyen, “PKK Dışarı” sloganıyla milliyetçiliğin bu topraklara nasıl sızdığını gösteren Bursaspor taraftarını unutmayalım. Tarihin unutturanlardan hesap sorması dileğiyle…
İzmir Ekonomi Üniversitesi

Kategorisi GenelYorum (0)

İstanbul’un Fethi


İstanbul’un fethini Osmanlılar gerçekleştirmişti 29 Mayıs 1453’te.

Osmanlılar’ın ilk başkenti Bursa’dır.

İstanbul’un fethi o dönemde bir çağın değişmesine neden olmuştu.

Darısı bugünün Türk Futbolu’nun başına…

Boğaz’a bayrak asmak artık kim şampiyon olsa geleneksel olarak gerçekleşecek midir bu da merak konusu oldu şimdi…

Kategorisi GenelYorum (0)

Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler