Etiketler | "efektifpas"

Serkan Akkoyun’la Anadolu’dan Futbol – Efektifpas-RadyoVesaire


Biraz beklerseniz yukarıda açılacak videodan programın bant kaydını dinleyebilirsiniz.

Yaz sezonunda da durdurak bilmeyen Efektifpas radyo programının son programının konuğu Serkan Akkoyun’du. Bir Adana Demirspor’lu olan Akkoyun’la lacivert mavili takımın gidişatını, önemli simalarını konuşmanın yanı sıra Adana’daki o meşhur şehir derbisinin arkasındaki, rekabeti arttıran nedenlere, konulara değindik. Bank Asya’yı da sıkça takip eden Serkan, Süper Lig’e bu yıl çıkan Samsunspor, Orduspor ve Mersin İdman Yurdu hakkındaki görüşlerini bizlerle paylaştı. Yenilmez armada tartışmasına da son noktayı koydu.

Anadolu futbolundan sonra NBA’ye yeni draft edilen Enes Kanter’in geleceği üzerine atıp tuttuk. Basketbol Kadın Milli Takımımızın son durumu ve U-17, U-21 Erkek Şampiyonaları ile Kadınlar Dünya Kupası’ndan son haberlerle kapattık…

Program sonunda canlı yayın heyecanıyla soramadığımız, sormayı unuttuğumuz sorulara da facebook üzerinden şöyle cevapladı…

-Serkan Akkoyun, Efektifpas radyo programına neden geldi, ne umdu, ne buldu??

Efektif pas denk geldikten sonra zaten dinlediğim bir programdı. hatta içimden “keşke ben de katılsam” derdim. Utku bhsedince de düşünmeden kabul ettim geldim. Yayın olmasaydı, gel sohbet edelim deseydiniz yine gelirdim orası ayrı 🙂
Açıkçası gelirken keşke şöyle bir şey olsa programda diye düşünmedim. Söyleyeceğim hemen hemen her şeyi söyledim. Eksik kalan bir tek abimin doğum günüydü bugün onu yayınlan kutlayamadım, buradan kutlamış olayım 🙂 Şarkıları da ona hediye ediyorum…

Ben katıldığım için çok memnunum. Ne zamanda hadi çık gel derseniz gelirim. Sizin kafadan adamlarla takılmak, keyifli ve öğretici bir aktivite 🙂

Teşekkürler Serkan Akkoyun

programda çalınan şarkılar
kardeş türküler – kara üzüm habbesi
edip akbayram – her şey senin uğruna
servet kocakaya – zor günler (şiirsiz versiyon)
selda bağcan – adaletin bu mu dünya
dark tranquility – the mind’s eye
servet kocakaya – keke (kürtçe)
erkan oğur – yarim senden ayrılalı
babazula – bir sana bir de bana
Zuğaşi Berebe(Kazım Koyuncu) – Ernesto

soldan sağa sırıtıklar
utku gökerküçük – haydarpaşa demirspor
serkan akkoyun – glasgow celtic
volkan ağır – boca juniors

Kategorisi 7-RadyoEfektifPasYorum (0)

Metin Kurt’tan inciler… (1)


Metin Kurt’un ilk 11’i

Metin Kurt: “Ben ancak bu takımın iyi bir öğrencisi olurum.”

Mustafa Suphi , Nazım Hikmet – Kemal Türkler – Behice Boran – Ahmed Arif , Sinan Cemgil – Mahir Çayan – Harun Karadeniz – Ahmet Kaya, Yılmaz Güney – Deniz Gezmiş.

***

Metin Kurt’un futbolculuk yıllarındaki devrimci mücadelesini anlattığı bir de kitabı var. Vecdi Çınaroğlu’nun kaleme aldığı Gladyatör isimli kitapta futbolcuların haklarını almak ve korumak için yaptığı girişimler ve hayatından kesitler yer alıyor.

***

Bir gün köprü altında içiyorum. Bir tane çocuk geldi. Metin abi sen Eyüp’te teknik direktörlük yaparmısın? dedi. Yaparım dedim.

***

Bana destek verip oyuncularının parasını vermeyen yöneticinin benimle konuşma ya da bana destek verme şansı yoktur.

***

Galatasaray kötü bir dönemden geçiyor. Galatasaray’daki seçimlere de hangi başkan adayı sendikaya destek verir ya da vermez gibi bakıyorum. Ama bizim sendikal mücadelemiz açısından kimin kazandığı çok da önemli değil.

***

Emre Belözoğlu ya da Hakan Şükür gibi isimlerin yerine bir kulübün bir çaycısını üye yapmak için 10 kere giderim. Benim için çaycıyla Hakan Şükür’ün arasında bir fark yok.

görsel: Mürsel Çoban

 

Kategorisi GenelYorum (0)

Sol Çizginin Adamı: Metin Kurt


Türk futbolunda sendikal hareketin öncüsü Metin Kurt, aileden sosyalist. Babasının küçükken ona verdiği nasihat hayatının dönüm noktalarından biri olmuş. Bir de Galatasaray’a gelip, takımı yöneticilere karşı örgütlemesi… Futbol oynadığı dönemde halka yakın olmak için tribünlerin kenarı olan kanatları, özellikle de sol çizgiyi seçen 64 yaşındaki Kurt, solcu kimliğinin nasıl taşınması gerektiğine iyi bir örnek. Önce spor emekçilerinin haklarını korumak için sendika kurdu. Şimdi de Türkiye Komünist Partisi’nden İstanbul 2. Bölge’de milletvekili adayı. 68 kuşağının son kalesi Metin Kurt, kuşağının en büyük hatasının 78 Kuşağını yaratmak olmasından dertli

Futboldan önce Metin Kurt’un hayatı nasıldı?

Nufüs kâğıdımda 15 Mart 1948 Kırklareli yazar. Oysaki doğrusu 15 Aralık 1947 Fatih Karagümrük’tür. Babam Selanik’ten, annem de Bulgaristan’dan gelmiş. 8 kardeşiz biz. Bizim ailede bize öğretilenler vardı. Aile içinde kesinlikle maddiyata dayalı şeyler konuşulmazdı. Babamız bize “Sakın sizden zayıflarla uğraşmayın. Zayıflara yardımcı olun. Eğer ille de biriyle mücadele edecekseniz sizden daha güçlüsü olsun” derdi. Babam tam olarak dile getiremese de tam bir sosyalist yaşam biçimi vardı bizim aile içinde. Senin paran benim param ayrımı olmazdı. Babamı 8 yaşındayken yitirdim. Babam Kırklareli’nde iş yaptığı için biri orada biri İstanbul’da iki evimiz vardı. O vefat edince iki evi idare edecek gücümüz kalmadı. O sırada abim İsmail Galatasaray’da oynamaya başladı. Bazen abimden gelen parayla, bazen de babamdan kalanları satarak geçinmeye devam ettik. Abim İsmail evlendiği anda ailemin birçok ihtiyacı devam ediyordu. Küçük kız kardeşlerimin okul ihtiyaçları vardı. Abimin futbol hayatı da bitince artık İsmail abim de bizim elimize bakmaya başladı.

Sizin futbol hayatınız nasıl başladı?

Çok çocuklu ailelerde bir tane adam mutlaka sivrilmelidir. Yoksa o aile yaşantısını sürdüremez. Biri çıkıp aileyi sistem içinde tutup koruyacak. Abim evlenince yerine birinin geçmesi gerekiyordu. Çıkması gereken adamın ben olduğuma karar verdim. Matematik öğretmenim beni atom mühendisi yapacağını sanıyordu ama ben liseyi bıraktım. Futbola başladım. Sonra dışarıdan bitirdim liseyi. Futbola Beyoğlu Yeni Çarşıspor’da başladım. Sonra Alibeyköy Adaletspor’a ilk transferimi 3 bin Lira karşılığında yaptım. Anneme gidip “Al bu para senindir. Bundan sonra aileye ben bakıyorum“ dedim.

Galatasaray’daki futbolcuları örgütlediğiniz döneme geri dönelim. Neler oldu o dönemde?

Bazı konularda bize uymayan bir demokrasi bulunsa da takım içinde oyuncular olarak ciddi bir örgütlenme kurmuştuk. Galatasaray Kulübü batıya açılan kapıdır. Ben başka bir kulüpte olsaydım, bana o kadar faaliyet yürütme şansı vermezlerdi. 1970 yılında Galatasaray’a geldim. O zamanlar da kitaplar okur gözlemler yapardım. Artık eyleme geçmenin zamanı geldiğini hissettim. O dönemde mukaveleler iki yıllık tek tip sözleşmelerdi. İki yıl sonra kulüp isterse tek taraflı olarak mukaveleni, federasyona mukavele ücretini yatırıp uzatabiliyordu. İstemezse de uzatmıyordu. Kulüp izin vermeden başka takıma da gidemiyorduk. Biz üç sene üst üste şampiyon olmuştuk. Sözleşmemiz bitince çağırdılar bizi. Yasin Özdenak, Gökmen Özdenak, ben ve iki arkadaşım daha masadayız. Bir yönetici geldi, “Arkadaşlar hayırlı olsun hepinize 110’ar lira veriyoruz. Buyurun imzalayın” dedi. Ben “Böyle transfer görüşmesi mi olur? Bana sormayacak mısınız bir emekçi olarak ne kadar istediğimi?” dedim. Eskiden 225 bin Lira alıyordum. İki yıl sonra 110 bin Lira önerdiler. “Ben 220 bin Lira istiyorum” dedim. Yönetici şaşırdı: “Vermeyiz. 28 bin Liraya uzatırız sözleşmeni” dedi. “Tamam uzatın ben de oynarım ama canınıza okurum. Bu anti-demokratikliği ortaya çıkarırım, utandırırım sizi“ dedim, kalktım gittim. İki sene boyunca o paraya oynadım mücadelemi de verdim.

Ne tür olaylar yaşandı bu mücadeleniz sırasında?

Ankaragücü’nü kupadan eledik. Prim yönetmeliğine göre 10 bin Lira almamız lazım. Para gelmedi. Ben takımın sözcüsüydüm. Oyuncular bana soruyor primleri. Ben de kulüp tarafından takımla ilgilenmesi için parası ödenen Turgan Ece ile konuşmaya gittim. “Turgan abi biz Ankaragücü’nü eledik primlerimiz yatmadı” dedim. “Ne primi ya! Primi mi hak ettiniz? Top mu oynadınız?” cevabını verdi. Bende: “Siz elersek para veriyorsunuz. İyi oynayıp elenseydik para mı verecektiniz?” dedim “Çok konuşuyorsun sen” dedi. Bağırdı çağırdı çıktı soyunma odasından. Arkadaşlarıma döndüm, “Bu söylenenler bana değil hepimize söylenmiştir. Ben bunu protesto edeceğim. Benle beraber misiniz? Yoksa ben tek başıma yapacağım?” dedim. Herkes desteğini verdi. Ertesi gün antrenmanı yarım saat boykot ettik. Bizim deyimimizle Franco-Turgan bir diğer deyişle Faşist General Turganko, yarım saat geç de olsa gittiğimiz antremanı iptal etmiş. Biz gidince geri geldi. “Türk futboluna anarşiyi soktunuz. Elebaşı da sensin” dedi bana.  “Sevgili Generalim Turganko. Nasıl da bildin benim elebaşı olduğumu” dedim. Yasin ve Mehmet’e döndü “Siz de bunun yardakçısısınız” dedi. Bir kaç kişiyi daha bizle birlikte kadro dışı bıraktı. Topladım yine arkadaşlarımı, “Mücadeleye devam ediyor muyuz?” diye sordum. Herkesten sözü aldım yine. Kaptan Yasin ile Cağaloğlu’na gittik. Orada bir basın toplantısı düzenledik. Anarşi yaratmadığımızı hakkımızı aradığımız söyledik. Basın toplantısından sonra bir baktık ki tüm takım kampa girmiş. Biz olmayınca tehditlere boyun eğmişler. Biz en son beş kişi kadro dışı kaldık. Sonraki maç da Fenerbahçe’yleydi. Biz olmadan da kazandılar maçı ve Turgan Ece avantaj yakaladı. “Sporda kazanan haklıdır” her zaman.

Mücadelenizin istediği gibi bitmediği gözüküyor? Neden böyle oldu?

Aksine tam da mücadeleyi kazanacak noktaya gelmiştik. Tribünler bizi geri istiyordu. Ertesi gün Milliyet Gazetesi’ne bir baktım, Yasin ile Büyük Mehmet özür dilemiş. Haberi gördüm, beynimden vurulmuşa döndüm. Onlar özür dilemeden önce de “Benim dışımdakileri kadroya alın, benle uğraşın” diye açıklama yapmıştım. İşin kötü tarafı Abdi İpekçi onları çağırmış, “Metin Kurt iyice sola kaydı. Onun işi bitti. Siz de özür dileyip kendinizi kurtarın” demiş. İsmail Cem’le de benzer bir durum yaşadık. “Sakın bir emekçiyi zor duruma düşürecek bir anlaşma için çağırma” dedim. Sonra aradı, “Seni rahat bırakacağım” dedi. Abdi İpekçi’nin yaptığını kabul edemiyorum. Onun yazılarını okurduk biz.

Özür dilediler de ne oldu peki?

Özür dilediklerinin gazeteye çıktığı akşam, Büyük Mehmet bizim eve geldi. Kendisi adına bir veda mektubu yazmamı istedi. Ben sağlam bir edebiyat yaptım. Mehmet’e “Sen bunu okursan sana jubile yapmazlar. Sen jubile yapmak istiyorsun” dedim. Sonra da görüşmedik. Ardından ben Kayseri’ye gittim. Hiçbir şey değişmedi. Sonra Mehmet Fenerbahçe’ye, Yasin Amerika’ya transfer oldu.

Futbolculuğu bıraktıktan sonra neler yaptınız?

Eyüpspor’da, Kayserispor’da, Sivasspor’da teknik direktörlük yaptım. Kayserispor’u birinci lige çıkardım. Sonra Sivasspor’a geçtim. Kayseri’deki bazı oyuncularım sonrasında Sivas’a kiralık gitmişlerdi. Eski öğrencilerim aradı Sivas’a gittim. Başkanla konuşup çocuklara bir maç kazanırlarsa paralarını alacaklarını söyledim. Giresunspor maçını kazandık. Şehrin girişinde karşılandık. O hafta para verilmedi. Ertesi hafta kendi sahamızda Mardin’i 3-1 yendik. Maç öncesi parayı alacağımızın sözünü de almıştık. Başkan benden evvel gitmiş soyunma odasına. “Parayı getirdin mi?” diye sordum. Cevap veremedi. Kovdum odadan. Çocuklara dönüp bu adamların sahtekar olduğunu söyledim. Özür dileyip istifa ettim. Dışarıdaki gazetecilere: “Yöneticilerin hepsi sahtekâr. Çocuklara verdikleri sözü tutmadılar ben de istifa ettim” dedim. Sabaha eve dönmek üzere otele gittim. Gece, olay bölgesinde gizli bildiri yayınlamaktan içeri alındım!

Türkiye’de kirlenmiş futbol ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Futbol nedir? Siyasettir. İddaa nedir? Kumardır. Şike nedir? Rüşvetin spordaki adıdır. Bugün Türkiye’de futbol ortamında hepsi vardır. Siyaset sporun babaevidir. Kumarda şike kesinlikle vardır. Mafya bunların olmazsa olmazıdır. Şiddet, küfür, ırkçılık, cinsel ayrımcılık bunların hepsi spor ortamına yerleştirilmiş olgulardır. Arenalardaki kanun budur. Egemenlerin iktidar araçlarından biridir arenalar. Kitleleri manipüle eder. Son dönemde olumsuzluklar açığa çıksa bile fazla umursanmaz oldu. Özal ne dedi; “Benim memurum işini bilir”. Onun sporcusu da işini biliyor.

Önce Spor-Sen’i, oradan ayrılıp sonra da Spor-Emek-Sen’i kurdunuz? Ayrılığınızın nedeni neydi?

İkisinin de kurucusu benim. Başbakan’ın Dolmabahçe’de spor açılımı yapacağı günün derdimizi anlatmak için büyük fırsat olduğunu düşünüyordum. Açılımların protesto edilmemesine de çok kızıyordum. Çünkü açılımlar sorun yaşayanları dinlemeye yönelik değil, Başbakan’ın kendisini anlatmak üzerine kurulmuş şeylerdi. Bizi de çağırmamışlardı. Haberi alınca arkadaşlara şöyle dedim: “Böyle bir açılım bizim gibi tabandan kişilerle konuşmadan olmaz. Protesto edeceğiz”. Kurucu heyetteki arkadaşlarım, “Bekleyelim görelim hem yönetim kurulu kararı gerekiyor” dediler. Dedim ki; “Sizi kurucu yapan benim ne yönetim kurulu ya! Ben protesto ediyorum. İster gelin ister gelmeyin”. Protestoya gelmediler ama tabandan arkadaşlarla örgütlenip Dolmabahçe’ye gittik. Sonrasında Spor-Sen’de bir toplantıda bana kınama cezası vermek için bir öneride bulunuldu. “Biz bu sendikayı gerçekten spor emekçilerinin haklarını korumak, spor alanını doldurmak, diğer sendikal hareketlere örnek olabilmek için kurduk” deyip ayrıldım. Sonrasında da protestoya gelip mücadele eden arkadaşlarımla Spor-Emek-Sen’i kurduk. Yaptığımız eylemlerle de herkese örnek olduk.

Spor-Emek-Sen de 1 Mayıs’taydı. Nasıl geçti bu yıl sizin için?

Sanayi devrimi döneminde İngiltere’de, topraklarından koparılan insanlar devrimci burjuva demokratik sisteminin doğal uzantısı olan modern köleler olarak 18 saat çalıştırıldı. O sırada İngiltere’de de etkileyici bir sendikal hareket vardı. 1 Mayıs 1848’de ilk kez işçiler-emekçiler patronlarını masabaşına oturtup, on saatlik işgününe imza attırdılar. Her 1 Mayıs’ta aslında o tarihi zafer anı kutlanır. Son 1 Mayıs’tan buruk ayrıldım. Çünkü 1 Mayıs sisteme karşı mücadelenin simgesi olmak zorunda. Renklerin kardeşliği hikayesi değil, sınıfın kardeşliğidir olay. Bu yıl bu ayrım yapılamadı. Kürsülerden sınıfın kardeşliği üzerine değil renklerin kardeşliği üzerine mesajlar verildi. Sistemle bütünleşmenin , sistemi savunanların mesajları verildi. Oysa ki bizim kurtuluşumuz. Sistemi dönüştürümektir. Sistemle mücadeledir. Bu yüzden bu 1 Mayıs bana göre eksik kaldı.

Spor-Emek Sen’in kuruluş amacı nedir?

İşçi sınıfı üretim sürecinde yaptığı mücadeleyi yeniden üretim sürecine taşıyamamış. Oysaki sömürü, yeniden üretim sürecinde sanat, kültür, spor gibi etkinliklerle devam ediyor. Şu anda milyarların döndüğü sektörde spor emekçisi tanımı iş kanununda bile geçmiyor. Ama diğer taraftan sigortalılar da. Amatör sporcular, sözleşmesiz, sosyal güvencesiz sporcular, profesyonel sporcular da sözleşmeli ama yine sosyal güvencesiz sporcular. Hepsi sosyal güvencesiz. Bizim meselemiz sistemle. Sistem değişmediği müddetçe kaç sporcu üye olursa olsun fark etmez. Bizim derdimiz tabandan başlayan bir örgütlenme kurabilmek.

Spor-Emek-Sen’de örgütlülüğünüz ne durumda?

Spor-Emek-Sen şu anda spor alanında meşruiyeti kabul edilmiş bir sendikadır. Galatasaray’ın yeni stadının açılışındaki olaylardan sonra, Başbakan’ı protesto etmek için, Spor-Emek-Sen olarak 5 bin kişiyi bir araya getirdik. Bunu yapabilirsen ülkede solculuk bitmemiştir. Doğru mesajla tüm Galatasaraylıları, Fenerbahçelileri bir araya getirebildik. Seçim sonrası Spor-Emek-Sen genel kurulunda neler yapılabileceği netleşecektir.  Türkiye’de bir sendikaya üye olmak için o iş kolunda mutlaka sigortalı çalışmak lazım. Sendikaya destek olan 100’e yakın teknik direktör var. Ama emekli oldukları için üye olamıyorlar. Çünkü sendika kanununa göre üye olmak için emekliliklerinden vazgeçmeleri gerekiyor. Amatör futbolcular var. Onları üye yapsak kulüpten kovulacaklar. Bunu da yapacağımız eylemlerle değiştirebiliriz. Derdimiz üst düzey sporcuları örgütlemek değil. Bugün binlerce işsiz teknik direktör var. Bu mesele sistemle mücadele etmeden çözülecek bir şey değil.

TKP’den aday olup seçilmeniz durumunda sol için, spor için ne tür projeleriniz var?

Türkiye Komünist Partisi’nden gelip aday olmam konusunda tekliflerini ilettiler. Bende Türkiye Komünist Partisi’nin İstanbul 2. Bölge Milletvekili adayı olmayı kabul ettim. TKP’li değilim. Ama TKP’nin cepheleşme çağrısının Türkiye’de soldaki dağınıklığını toparlamak için önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda kendileriyle aynı mücadeleyi veriyorum. Seçilip seçilmeme derdim yok. Önemli olan doğru mesajı iletmek. Siz gençlerden de bir ricam var. Oyuna gelmeden oyunuzu kullanın. Geçenlerde Grup Yorum “Tam bağımsız Türkiye” sloganıyla 500 bin kişiyi topladı. Peki Türkiye Komünist Partisi’nin İstanbul 2. Bölge Milletvekili adayı olarak “500 bin boyun eğmeyen insan” sloganımız hayalcilik mi?

Türkiye’deki siyasi ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya’da iki tane sosyal demokrat parti vardır. Birincisi demokrasiye açık, komunistlerden sosyalistlerden korkmayan, devrimci mücadelede yere alacak kişilerden oluşandır. Bir de sosyal demokrat olduğunu iddia eden kapitalist ve emperyalist sistemin yedek lastiği olan partiler vardır. Bir bankanın reklamı vardı. Sloganı da şöyleydi: “Yok birbirimizden farkımız ama biz X bankasıyız”. Burada dürüst de bir mesaj var. Bu sistem partilerinin de durumu bu sloganda anlatılandan farksız. Birbirlerinden farksızlar. TKP’nin birleşik cepheleşme çağrısına uygun olarak, kendini solda tanımlayan ama oyum boşa gitmesin diyen kapitalistlerin yedek lastiğine doğru mesaj vermek lazım.

Peki sol bitti mi sizce?

Ben 68 kuşağından gelen bir kişiyim. Yaşama soldan bakan 68’li gençler olarak 78 kuşağının yaratılmasına seyirci kalmamız doğru değildi. Bizim sizlere karşı yaptığımız en büyük hata 78 kuşağını yaratmak oldu.

12 Eylül Faşist darbesinden sonra çıkan süreçte sol örgütsel olarak dağıtıldı. Ama sol yenilmedi. Yenilmez de. Bu tekmili birden yobazlara mı boyun eğeceğiz? Tarihteki kardeşlerimiz hiç boyun eğdi mi? Boyun eğen unutulur. Boyun eğmeyenler hala hatırlanıyor. Şu anda Türkiye’ye büyük bir sol sempatisi var. 1 Mayıs’ta Taksim’de gördük. Bu sandığa yansımıyor ama.

Çünkü solun güvendiği bir parti yok. Bir ayrılmışlık var. Küçük küçük partiler bulunuyor…

12 Eylül Faşist darbesi örgütlü solu dağıtmıştır. Sol şu anda dağınıktır. Bu dağınıklığı gidermek bize düşüyor. Bundan sonra yapılacak tek bir şey vardır. Tabandaki örgütlenme sistemle mücadeleye inanmak zorundadır. Sistemi değiştirmeden hiçbir şey olmaz. İşsizlik çözülünce sistem değişmez. Seçimlerden sonra bir araya gelip sistemi değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunmamız gerek. Bu ülkede demokrasi sadece ve sadece egemenlerin kendi seçtiği adamların parlamentoya gönderdiği sistemdir. İstisnalar da bu sistemin çeşnisidir. Bu ülkede sistem sorgulanmadan, sistemi dönüştürme planı yapılmadan, sistemle mücadele edilmeden sistemin yarattığı sorunlara çözüm bulunması mümkün değildir.

Dergimizin adı size ne ifade ediyor?

Eksiyirmidört iktidarların gençlere yaklaşımının bir ürünü. Bütün iktidarlar öncelikle gençlik üzerine çalışır ve onları örgütlemeye odaklanır. Ama onların da yukarıdan aşağı doğru giden dikey hiyerarşik bir örgütlenmeleri vardır. Bizim aşağıdan yukarı bir örgütlenmemiz var. Bu “-24” sadece size yönelik bir olay da değil. Böyle bir mücadele içinde olmanız bizi çok mutlu ediyor. “Eksiyirmidört” adı süper bir duruş ve güzel bir simge. Beni de etkiledi. Aynı zamanda günümüzün mücadelesi içinde bir başlık. Bu başlığı doldurmak gerek. Bu başlığı doldurmak için bir katkım olacaksa buyrun ben buradayım.

bu ropörtaj İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrenci yayını eksiyirmidört‘ün 2. sayısında yayınlanmıştır.
görseller: Mürsel Çoban

Söyleşimiz sırasında farklı kişiliğini yansıtan Metin Kurt’un ropörtajda detaylı yer veremediğimiz incilerini okumak için tıklayınız…

Kategorisi GenelYorum (0)

Sportif Milliyetçilik – Bursa Basını Örneği


Bursa şehrinin ve insanının milliyetçilik konusunda eline kimsenin su dökemeyeceğini önceki sezon Bursaspor-Diyarbakırspor maçındaki olaylarını hatırlatmak yeterli kanıt olacaktır. Bir de son Trabzonspor maçı sırasında ve sonrasında olanları da ekleyelim. Bu şehrin nasıl bu hale geldiğini tarihsel olarak açıklamayacağım fakat nasıl sürdürüldüğüne dair küçük bir örnekten ama büyük bir gazetecilik hatasından bahsedelim.

Bursa Hakimiyet Gazetesi transfer sezonundaki gelişmeler hakkında takımın teknik direktörü Ertuğrul Sağlam ile bir ropörtaj yapmış. Sağlam, 16.06.2011’de sayfalarında yer alan haberde giden oyunculardan, gelecek oyunculara dair yorumlarda bulunmuş. Fakat bir cevap var ki işte milliyetçilik orada tavan yapıyor.

Bulgar kaleci Dimitar Ivankov’un takımdan ayrılmasının ardından kaleci arayışlarına giren yeşil-beyazlı takımın bir süredir PSG’nin kalecisi Apoula Edel ile birlikte anılıyordu. Bu konudaki cümleleri Bursa Hakimiyet Gazetesi’nin haberini sitesine taşıyan bursasporum.com’dan direk alıntılıyorum: “Bursaspor’un transfer gündeminde olan ve Yeşil Beyazlı takımla anlaştığı belirtilen PSG’li Kamerun asıllı Ermenistan vatandaşı Apoula Edel ile ilgili net tavır koyan Ertuğrul Sağlam; “Ben o karakterdeki bir futbolcuyla çalışmam. Transfer listemde yok ve bu oyuncuyu istemiyorum” diyerek transferde ayrı bir pencere açtı”

Ertuğrul Sağlam açık bir şekilde Apoula Edel’i karakteri nedeniyle istemediğini belirtiyor. Bursa Hakimiyet Gazetesi ise Apoula Edel ile ilgili sadece “PSG’li Kamerun asıllı Ermenistan vatandaşı” bilgilerini veriyor. Bunu okuyan ve zaten Ermenilere karşı doldurulan kişi Ermeni asıllı olduğu için karaktersiz olduğunu düşünebilecek Edel’in.

Apoula Edel’in karakteri hakkında bilgi vermeyen, Ertuğrul Sağlam’ın karakteri hakkında neden olumsuz konuştuğuna açıklık getirmeyerek Ermenilere karşı insanları dolduruşa getiren Bursa Hakimiyet Gazetesi’ne ve bursasporum.com’a selamlarımızı iletiyoruz. Belki Bursa Hakimiyet Gazetesi bu konuda küçük bir kutu açmıştı da bursasporum.com buna yer vermedi. Ya da tam tersi, bilemeyoruz… Bu açığı kapatalım hemen kısa bir bilgiyle.

Apoula Edel 2010 yılında kimlikte sahtecilik yapmış bir kişidir. Aslında Ambroise Beyamena isminde 30 yaşında Kamerunlu biri Edel. 30bin Euro’luk borcundan kaçmak için bu tür bir yöntem seçmiş. Doğum yılını 1986, milliyetini de Ermenistan olarak değiştiren Edel 2004-2005 yılında da 6 kez Ermenistan Milli Takımının formasını giymiş. Yakalanınca daha da büyük cezalar ödemiştir.

Kimlikte sahtecilik yapmak büyük bir karaktersizlik örneğidir. Ertuğrul Sağlam bu yüzden Edel’i istemiyor olabilir. Fakat Bursa Hakimiyet Gazetesi ve bursasporum.com da bu konuda eksik bilgi vererek çok büyük ve önemli bir “karakter” örneği göstermişlerdir.

 

Kategorisi GenelYorum (0)

Ali Ece asla yalnız yürümeyecek


Kategorisi GenelYorum (0)

Drogba’dan müthiş dans!


Ünal Aysal’ın başkanlığa seçilmesinin ardından yıldız oyuncu transferlerinin gündeme gelmesi Galatasaraylıları heyecanlandırdı. Özellikle ilk andan bu yana Drogba’nın adının geçmesi fakat transferde hala bir sonuç alınamaması taraftarları bir hayli sabırsız hale getirdi. Transferi hala sonuçlanmayan Drogba ve arkadaşları da danslı bir protesto gerçekleştirmiş. Hakikaten “Abe Abramovich naptın bize!” , dedirten ve Türk insanının son çalışmasını keyifle izleyin. Hee Lampard’ın kalçaya dikkat!! =))

Kategorisi GenelYorum (0)

İran FIFA’yı protesto edecek


İran Futbol Federasyonu Başkanı Ali Kaffashian, FIFA Başkanı Sepp Blatter’e bir mektup göndererek İran Kadın Milli Futbol takımının Olimpiyat Oyunları’nın elemelerinden diskalifiye edilmesini protesto ettiklerini ve Ürdün’le oynanan maçın tekrarını talep ettiklerini iletti.

Blatter’in FIFA Başkanlığı’na yeniden seçilişini kutlayan Kaffashian m
İranlo Öğrenciler Haber Ajansı’nın haberine göre, Kaffashian mektubunda Kadın Milli takımının giydiği formaların FIFA tarafından onaylanmış olmasına karşın hakemin 3 Haziran günü Ürdün’le oynanan maçı iptal ettiğini ve bu yüzden mücadelenin tekrar oynanmasını istediklerini belirtti.

Mektubunda “Giydiğimiz forma ve başlıkların tehlike içerdiğini belirten bir kural yok. Dünyadaki tüm futbolcuların giydiği ekipmanlardan kullanıyoruz ” sözlerine yer veren Kaffashian alınan karardan dolayı çok üzüldüğünü ve bu konuyla ilgili özel olarak ilgilenip haklarını arayacaklarını ifade etti.

 

Kategorisi GenelYorum (0)

İranlı kadınlara FIFA engeli


Fotoğraf: Ali Jarekji/Reuters

İngiltere’nin Londra kentinde 2012 yılında gerçekleştirilecek Olimpiyat Oyunları’nda mücadele etmek için yarışan İran Kadın Milli Futbol Takımı Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği, FIFA’nın engeline takıldı.

Olimpiyat Oyunları’nda mücadele etmek için 3 Haziran’da Ürdün’le eleme maçında karşılaşacak olan İran, formalarının talimatlara uymadığı gerekçesiyle Bahreyn’li hakemin kararıyla mücadeleye çıkamadı. Maç ise Ürdün lehine 3-0 olarak tescil edildi ve İran Takımı Olimpiyat Oyunları’ndan diskalifiye edildi.

FIFA’nın Olimpiyat Oyunları’nda mücadele etmek için hazırladığı kural kitapçığının 28. sayfasında yer alan “Futbolcular ve resmi görevliler ekipmanlarında herhangi bir dilde herhangi bir politik, dini, reklam ve kişisel mesaj içerikli taşıyamaz” kararına dayanarak Bahreyn’li hakemin İran Kadın Milli Futbol takımının sahaya çıkmasına izin vermediği belirtildi.

İran Futbol Federasyonu’nda Kadın Futbolundan sorumlu olan Farideh Shojaei yaptığı açıklamada geçen yıl da aynı kural yüzünden aldıkları cezanın ardından gerekli değişiklikleri yaptıklarını ve FIFA’nın yapılan değişikliklere olumlu yanıt verdiğini ve bugüne dek de o formalarla maça çıktıklarını söyledi.

FIFA’nın resmi sitesinde bu konu hakkında henüz bir açıklama yer almazken Mart 2010’da yapılan bildiride, oyuncuların kulaklarını kapamayacak derecede saçlarının görünmesini engelleyecek başlıklar kullanabileceği ifadesi yer alıyordu.

Çin’de 2008 yılında gerçekleşen Beijing Olimpiyat Oyunları’nda Bahreyn’li atlet Rogoya Al-Ghazra 200 metre kadınlar koşusu birinci turunda 22,81 saniye’lik derecesiyle,  kendi grubunda yarışı en ön sırada tamamlamıştı.

 

Kategorisi GenelYorum (0)

Efektifpas RadyoVesaire Şampiyonlar Ligi Özel programı


Programımızın son bant kaydı yukarıda açılacak videodan dinlenebilir.
Şampiyonlar Ligi özel yaptık…

Kategorisi GenelYorum (0)

Ersan’a engel Demirören


Transfer sezonunun nereye gideceği merakla beklenen isimlerinden biri de Ersan Adem Gülüm. Beşiktaş’a kiralık olarak gelip gösterdiği mükemmel performansla A Milli Takıma kadar yükseldi.

Beşiktaş’a transferi konusunda Serdal Adalı önemli pay sahibiydi. RadyoVesaire’de Utku Gökerküçük ile Ali Ece’yi konuk ettiğimiz program esnasında ya da yayındışında yaptığımız sohbette Ersan’ın transferi üzerine kulağımıza bir şeyler fısıldadı. Şu dakikalarda başarılı stoperin transferi hakkında çılgın gelişmeler yaşanıyorken bu detayı vereyim istedim.

Biraz evvel trbündergi LigTV’den alından haberi twitledi: “Beşiktaş, Ersan Gülüm’ün bonservisi konusunda Adanaspor’la anlaşamadı. (Lig TV)” Ardından da doğruluğundan emin olmasam da HaldunÜstünel67 isimli kullanıcı Ersan’ın Galatasaray’a geleceğini yazdı. Yine tribünergi, Ersan Gülüm’ün ağzından çıkan, “Başkan ile de görüştüm ve anlaşacağız dedi. Beşiktaş’tan başka bir takım düşünmüyorum” açıklamasını paylaştı. Şu üç twite bakınca durumlar oldukça karışık…

Bu üç twitin dışında Beşiktaş’ın Ersan Gülüm’ün transferi gerçekleştirememesi durumunda bunun nedeni olabilecek bir şeyi anlatayım. Ersan’ın kiralık sözleşmesine bir de opsiyon eklenmesi gündemdeydi. Kiralık sözleşme bitince bir de satın alma opsiyonu gündemdeydi. Yani bugün itibariyle bu yazıyı yazmamı engelleyip Ersan’ı Beşiktaşlı yapabilecek olan 3-5 satır cümle. Sadece 2 milyon Euro’luk bir opsiyon konacak ve oldukça ucuza ERsan Beşiktaş’a transfer olacaktı. Ali Ece ise bunun neden gerçekleşemediği konusundaki detayı Serdal Adalı’dan bilgiyle şöyle iletti bize. Transferi yöneten Serdal Adalı opsiyon konusu gündeme geldiğinde Yıldırım Demirören’in talimatı doğrultusunda sözleşmeye bu maddeyi koydurtmamış. Sonuç ortada. Bugün Ersan için 4,5 milyon Euro konuşuluyor. Hatta Beşiktaş’la anlaşamadığı… Tribünler oturup bir daha düşünsün “büyük başkan”ları hakkında.

Kategorisi GenelYorum (0)

Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Mayıs 2019
P S Ç P C C P
« Eyl    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler