Etiketler | "Galatasaray"

UEFA’dan açıklama(!)


Tüm dünyada futbol sahalarının yalnızca futbolun oynandığı ve izlendiği alanlar olması hedeflenmektedir. Federasyonumuzun da bağlı olduğu uluslararası spor örgütleri, bu hedefe ulaşmak için evrensel mahiyette çeşitli ilke ve kurallar benimsemiştir.

Bununla birlikte, Galatasaray Kulübü’nün Juventus ile oynayacağı Şampiyonlar Ligi müsabakası öncesinde uluslararası futbol oyun kurallarına aykırı şekilde futbol stadyumunun dışında tüm dünya insanlarının sahiplendiği değerleri, sadece kendilerine mal ederek tartışma yaratmak için kullandıkları görülmüştür. Bu tarz eylemlerin spor alanlarında tasvip edilmesi mümkün olmadığından, konuyla ilgili dosya UEFA Disiplin Kurulu’na sevk edilmiştir.

Bu konuda tüm kulüplerin gerekli hassasiyet ve özeni göstereceğinden emin olmakla birlikte yukarıda anılan ilke ve kurallara aykırı davranılması halinde disiplin sürecinin başlatılacağını belirtmek isteriz.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyururuz.

Tabi ki UEFA böyle bir açıklama yapmadı ve yapmayacaktır da. Ancak Türkiye Futbol Federasyonu Fethiyespor’a ceza verirken ilk paragraftaki cümlenin aynısını kullandı. Buradan yola çıkarsak, TFF’nin bağlı olduğunu ve bu spor örgütlerinin futbol alanlarında sadece futbol oynanması gerektiğini savunduğunu söylediği UEFA da aynı nedenle Galatasaray’a ceza verebilir. Ama vermeyeceğinden de eminiz. Çünkü UEFA anti-ırkçı bir ideolojiye sahip olan RESPECT (Saygı) isimli bir projeyi yürüttüğünü hepimiz biliyoruz. Mandela’nın da bu nedenle bu maç öncesi stadyumda bulunması, taraftarları bu pankartla karşılaması müthiş bir güzellik olarak akıllarda kalacak. Teşekkürler Galatasaray.

Kategorisi 7-RadyoEfektifPasYorum (0)

Kakafonik kalitesiz futbol


Öncelikle maçın tempolu, tenis maçı gibi heyecan dolu geçtiğini söyleyenlere muhalefet şerhini koyayım. Maçtaki temponun pas temposu olmadığını bu yüzden de maçın kaliteli geçmediğini söyleyeyim. Heyecanlı olması hangi takımın hata yapıp gol yiyebileceği ihtimalinin yarattığı gerginlikten kaynaklandı. Yoksa maçta kaliteli pas oyunu ve organizasyona bir şey yoktu.

Sezonun ilk derbisi Umut’un 22. saniyede girdiği pozisyonla oldukça zevkli geçebilme ihtimali olan bir maç yaşanacağını hissettirdi. Escude’nin ıskasını Umut kalitesindeki bir oyuncunun boş kaleye gönderememesi açıklanamaz. Pozisyonun ardından ilk yarıda iki takım oyuncularının birbirlerine yakın pres yaparak top oynatmaması ilköğretim 1. sınıfta oynanan futbol maçlarındaki kakafoniyi hatırlattı bana. Aynı takımın 2 oyuncusu birbirleriyle 2-3 pas yapıp oyunu kontrol altına almak istese de başarılı olamadı. Maçın ilk yarısındaki karşılıklı hatalarla gelen goller iki hocanın da maç öncesi planladıklarını bozduğundan iki takım da sadece rakibe saldırma, topu kapma, top yapamıyorsan yaptırmama oyununu oynamaya başladı. İlk yarıya dair iki takımda da organizasyona dair fazla bir olumlu yan göremedik.

Beşiktaş’ın ikinci golü hakkında bir kaç kelam etmekte yarar var. Gol öncesi orta sahada kazanılan serbest vuruş kullanılmadan önce Semih ve Ujfalusi topun ceza sahasına doldurulacağı düşüncesiyle rakip ceza sahasına gitti. Bu tip toplarda takımın rakibi durdurma konusunda en önemli iki oyuncusu yani stoperleri rakip ceza sahasındaysa top mutlaka o oyuncuların bulunduğu yere atılır, atılmalıdır. Lugano, Puyol, Ramos, Capone, Ömer Erdoğan gibi aslen stoper olan oyuncuların ceza sahasında her gittiğinde gol bulabiliyor olması bu yüzdendir. Eğer o topu bu iki oyuncudan çok bağımsız bir yere gönderirsen; birincisi oyuncunu boşa yorarsın, ikincisi de eğer rakip o topu kaparsa senin takımının defansını yerleşmemiş bir biçimde yakalar ve o golü atar. Yani buradaki problem stoper hatası değil, taktik hatasıdır.

Galatasaray’ın ikinci yarıya Melo-Amrabat değişikliği ile başlaması, orta sahayı 3 kişiyle tutan Beşiktaş adına avantaja dönüştü. Hamit’in sağ kanatta kendisiyle boğuşması, Emre Çolak’ın Kasımpaşa maçındaki performansı sergileyemeyişi, Selçuk’un geçen sezona göre rakipleri tarafından daha fazla markaja maruz kalması sarı-kırmızılı takımın oyuna hakimiyetini kurmasına engel oldu. Buna bir de Amrabat’ın sol çizginin orta sahaya yakın tarafında alıp çizgiye inmeye çalışırken  yaptığı top kayıpları eklenince Galatasaray’ın oyunu iyice verimsizleşti. Buna oyuna daha sonradan giren Aydın’ın da sürekli içeri kat etmesi oyunun kitlenmesine neden oldu. Galatasaray’ın oyununun kitlenmesinde Beşiktaş teknik direktörünün Veli-Fernandes ikilisin arasına Toraman’ı sıkıştırma düşüncesi de çok büyük katkı sağladı. Maç öncesi orta sahaya hakim olan takımın sonuca gideceğini yazmıştık.

Galatasaray’ın ortadan dikine paslar ile sonuç alamadığında ortaya koyacak başka bir planının olmadığını çok kez yazdım, söyledim. Bu maçta da ilk yarıda defans arkasına atılan bir kaç pas dışında sonuç alınamadı. Hele ikinci yarı dikine yüksek toplara mahkum bir Galatasaray’ın yaptığını, bizim gibilerin her halı saha maçında yaptığını hatırlayınca Fatih Terim’in taktik zekasını bir kez daha sorgulamak gerektiğini söylemem lazım. Nihayetinde beraberlik golü dikine kullanılan bir pas sonucu gelmiş olsa da bu şekilde gelmeseydi daha iyiydi.

Galatasaray son 3 resmi maçında son dakikada puanı-galibiyeti kurtarıyor. Hatırlatalım EURO 2008’de milli takımın başındaki isim Fatih Terim’di ve gelen başarı son dakika golleriyle elde edildi. Fakat daha sonrasında bu başarı süreklilik kazanmadı. Bu yüzden iki benzer durum olumlu yönde yanıltmasın kimseyi. Şampiyonlar Ligi maçlarında Galatasaray’ın içinde bulunacağı zorlu bir grupta foyasının ortaya daha fazla çıkacağını düşünüyorum. Acilen bu konulara önlem alınması gerek.

Beşiktaş yenilenen kadrosuna karşın çok iyi bir mücadele çıkardı. Orta sahayı Galatasaray’a teslim etmemesi 3 puanı getirebilirdi ev sahibine. Bu skorla Beşiktaş ilerleyen haftalarda çok daha iyi bir takım olabileceğini gösterdi. Siyah-Beyazlı taraftarların takımına daha fazla destek olması buna katkı yapacaktır.

1970-76 yılları arasında Metin Oktay’ın yerini kapatması için takıma transfer edilen ve arka arkaya kazanılan 3 şampiyonlukta büyük payı olan Metin Kurt’un ölümünün ardından sahaya siyah bantlarla çıkma talebinde bulunmayan Galatasaray Yönetimi vefa ve saygı konularından sınıfta kalmıştır. Maçta dizinden sakatlanan ve 3-6 ay sahalardan uzak kalacak Mustafa Pektemek’e de büyük geçmiş olsun.

 

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Orta sahayı kontrol eden kazanır


Yıllarca ayarlanmış derbi fikstürlerinden bıkmışların öncüsü Uğur Meleke ve ardından gelen bizlerin en mutlu günü belki de bugün. Lige, ilk haftalardan motivasyon ve izlenebilirlik katacak bu akşamki Beşiktaş – Galatasaray derbisi. Bunun yanında maça heyecan katan diğer unsurun bir derbi olmasının da önemli bir etkisini es geçmeyelim.

Beşiktaş’ın ligdeki ilk maçını izleyemedim. Ligin ilk haftasında tüm büyüklerin belalısı İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a boyun eğmemiş olmaları yeni kurulan kadrosu ve hocasıyla önemli bir artı. Üstelik puan alınan takımın hocası geçen yıl Beşiktaş’ın her şeyini çok iyi bilen Carlos Carvalhal’ken. Maç sonrası Samet Aybaba’nın “Veli’nin maçın başında sakatlanması oyunda dengeleri bozdu” açıklaması takımın geleceğine dair yaşanması muhtemel hayal kırıklığının ilk işareti olacak. Sonrasında hafta içi söylediği “Sabah akşam çalışan hoca hata yapmaz” sözleri de neden yıllarca üst düzey bir hoca olamadığının ve belki de olamayacağının nedenini belirten nitelikteydi.

Maça gelirsek de Samet Aybaba’nın bu bakış açıları bu akşam Beşiktaş’ın en büyük dezavantajı olarak göze çarpıyor. Stopere alınan Escude’yi bekleyenler olsa da Toraman ve Sivok ikilisinin bozulmaması defansın daha az hata yapması adına önemli ve gerekli. Çok önemli diz sakatlıkları geçirmiş ve uzun süredir derbi oynamamış Uğur Boral’ın sol savunma performansı soru işareti. O kanattan Hamit ve Eboue ile karşılaşacak olması da bu önermenin büyük nedeni. Veli ve Necip’in orta  sahayı savunma konusundaki süreklilikleri de Beşiktaş’ta dezavantaj olarak göze çarpıyor. Muhtemel 11’lere göre Holosko, Olcay ve Mustafa da ileri 3’lüde yer alacaksa onların defansa yapacakları destek orta sahayı ve dolayısıyla oyunu ele geçirme konusunda siyah beyazlılar için belirleyici faktör olur. Galatasaray’da Umut ve Elmander’in üstlendiği savunmacı forvet performansını gösteremezlerse işleri zor.

Galatasaray içinse fazla bir şeyler yazmaya gerek görmüyorum.  Muhtemel 11’lerde Melo’nun oynayacağı yazılsa da ben tam tersini düşünüyorum. Yaz boyunca Galatasaray’dan başka ciddi talibi olmayan Melo’nun 3-5 kuruşun hesabını yaparak yaz boyu yatması, takıma ağustos ayında katılması, 2 aya yakın kondisyon yüklemesi yapmaması gerçeklerini göz önünde bulundurmak gerek. Fatih Terim’in de bu gerçekler ortadayken orta 4’lüden birini kesip Melo’yu oynatması huzursuzluğa yol açmak için davetiye olur. Emre ve Aydın geçen haftaki performansı ortadayken Melo’nun yine son 20 dakikada sahada olması yeterli olur. Defansta da Semih Kaya’nın oynaması muhtemel dursa da sakatlığının tam olarak iyileşmesi ve ne kadar savruğa yakın bir oyunu olsa da Dany’nin Ujfalusi ile sahada olması gerektiğini düşünüyorum. Hakan Balta bugün fazla bindirme yapmayabilir ama Eboue’den geçen yıl derbilerde yaptığı kanat bindirmelerine devam etmesi durumunda gol pozisyonlarının oranı artacaktır.

İbre  kadrosu ve sistemi oturmuş Galatasaray’dan yana ancak Beşiktaş da Manchester City karşısındaki Liverpool gibi iyi direnç gösterip süpriz bir performans sergileyebilir. (bu yorum Liverpool-Man. City maçı sırasında yazılmıştır.)

Maçın kilit isimleri: Emre Çolak (GS) – Fernandes (BJK)

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

2012/13 Turkish Super Lig Bids to Wrestle Back Attention


(Insidefutbol.com – 18/08/2012)

Last season the Turkish Super Lig was played out under the shadow of a match-fixing scandal. Since the trouble emerged, few spoke about matters on the pitch. Fans started to become even greater enemies, most involved with the game took sides and many almost became lawyers for the defendants. To increase the interest in the Turkish game, the football federation introduced a playoff after 34 match days, but that will not continue this season. Now the Super Lig bids to shake off arguments about corruption and rekindle love for the game.

Galatasaray finished nine points ahead of their closest rivals Fenerbahce last season, but then scrapped through the playoffs to win the title. This summer Galatasaray have protected their key talents and added further Turkish stars in the shape of midfielder Hamit Altintop, and strikers Buark Yilmaz and Umut Bulut, while defender Dany Nounkeu and midfielder Nordin Amrabat are the foreign arrivals – Felipe Melo stays too after extending his loan from Juventus. After a super season last year under Fatih Terim, the Lions of Istanbul are firm favourites to retain the title and have already won the Turkish Super Cup, beating arch rivals Fenerbahce.

Once again Fenerbahce will provide the main opposition for Galatasaray and the Yellow Canaries have lavished cash on a number of stars this summer. Dirk Kuyt has arrived from Liverpool, while Turkey midfielder Mehmet Topal landed from Valencia after Emre Belozoglu left to join Atletico Madrid. Further arrivals are Serbian winger Milos Krasic and Nigerian defender Joseph Yobo, who has made permanent his loan move from Everton. Amidst all this, the concern for Fenerbahce is the midfield, with no box-to-box player to drive the team forward. Brazilian schemer Alex is now 35, meaning the Yellow Canaries really need to add another midfielder. If they do, they will be much more dangerous.

Another team expected to be in the mix are Trabzonspor. The Black Sea Storm have suffered a blow in losing last season’s top scorer Burak Yilmaz to Galatasaray, but despite that disappointing manager Senol Gunes, the side have not splashed cash on well-known replacements. Instead, four highly rated youngsters have arrived and there is little doubt Trabzonspor will be strong once again.

Back in Istanbul the city’s third major power, Besiktas, have felt the effect of financial problems. For the past three years the Black Eagles have almost been a feeder team for Portugal’s national team, with stars such as Simao Sabrosa (now sold to Espanyol) and Ricardo Quaresma just two of the Portuguese in the ranks. A number of players, including high-profile Portuguese stars, cost the club much money and now the board have opted to slash the wage bill. Despite finishing fourth last season, Besiktas are banned from European football due to the financial crisis at the club. New arrivals are midfielder Oguzhan Ozyakup from Arsenal, Scottish goalkeeper Allan McGregor and French defender Julien Escdude, but the most important factor will be the performance of freshly appointed manager Samet Aybaba. A former Besiktas player, he has been waiting for his chance in the dugout.

Last season manager Ersun Yanal guided Eskisehirspor to fifth spot; the 50-year-old loves to play with young hopefuls and snapped up nine players under the age of 25. This season, the team will push to make the top four and, if former West Brom striker Diomansy Kamara fires, the omens look good.

Istanbul BB lost their successful manager Abdullah Avci to the Turkish national team last season and his assistant Arif Erdem steered the side to sixth spot. Now former Besiktas boss Carlos Carvalhal is in charge and the club have managed to hold onto most of their performers from the previous campaign, adding Turgay Bahadir from Bursaspor and Eduardo from Genoa. Istanbul BB will continue to frighten their opponents. Just below the Istanbul outfit, Sivasspor secured a seventh place finish last season despite predictions of doom. They too have kept hold of their stars, Polish midfielder Kamil Grosicki, and forwards Michael Eneramo and Ricardo Pedriel.

When Bursaspor won the Super Lig title in 2010, they seemed set to pose a big Anatolian danger for years to come, but the last two years have been spent trying to handle the weight on their shoulders. The side did reach the Turkish Cup final last season, but lost out to Fenerbahce. This time Bursaspor will continue along the same lines under coach Ertugurl Saglam. They have signed few players in the summer, leaving captain Omer Erdogan, Sebastian Pinto and Batalla as their key men.

The surprise package of 2011/12 were Genclerbirligi. Under young manager Fuat Capa, there are now high expectations despite a low budget. Capa has interesting approaches to training; the coach has had his players take part in a workshop as part of a rhythm group. The big new arrival is centre-back Dusko Tosic from Red Star Belgrade.

Gaziantepspor ended the first half of last season at the bottom of the league, but secured their status with their third manager of the campaign, Hikmet Karaman. He is still in charge and has brought fresh hope with the signings of hitman Senijad Ibricic from Lokomotiv Moscow and the snapping up of all-action midfielder Gilles Binya fresh from a spell with Neuchatel Xamax.

Elsewhere, Kayserispor are steady competitors in the Super Lig. They have suffered from selling many players in recent years, but have a good scouting department around Europe, especially within Germany. Kayserispor lost Amrabat to Galatasaray and Hasan Ali Kaldirim to Fenerbahce, but Paraguayan Cristian Riveros landed from Sunderland and Brazilian Cleyton from Panathinaikos. Georgian manager Shota Arveladze hopes to turn the clock back to the club’s glory days this season.

At Karabukspor it is a fresh start with German manager Michael Skibbe. The former Bayer Leverkusen boss was sacked by Galatasaray in 2009 and will find life at his new club a struggle, with survival the aim. Mersin Idman Yurdu suffered from a lack of stability last season. Despite a very strong start, the side were nearly relegated. Nurullah Saglam is a talented coach, but having bought more than ten players, starting well looks difficult. They have little hope of a top ten finish.

Orduspor boast a well-known coach in Hector Cuper. The Argentine took charge towards the end of last year and helped the club bag players from Spain, such as striker David Barral from Sporting Gijon and defender Agus. Orduspor are capable of springing more than the odd shock this season. Antalyaspor meanwhile endured a disappointing 2011/12 campaign and as a result have refreshed most of the side, but manager Mehmet Ozdilek remains. The team’s most important player will surely be striker Lamine Diarra, who was a prolific goalscorer at Partizan Belgrade.

The newcomers this season are Kasimpasaspor, Elazigspor and Akhisar Bld. Kasimpasa have a new board with money to spend and snapped up Uche Kalu from Espanyol, Andreas Isaksson (PSV Eindhoven) and Fabian Ernst (Besiktas) as proof. Whether the additions are enough to help the team survive remains to be seen. Elazigspor have signed more than ten players in their bid to stay up and will be bossed by Bulent Uygun, while Akhisar Bld are set to sample Super Lig football for the first time in their history and what they are capable of is open to debate.

Turkey will hope that the events of this season’s Super Lig are more notable for events on the pitch than off it. And with the quality at most clubs having been boosted even further, with teams having thus far even outspent those in Spain’s La Liga this summer, there is a good chance of this campaign being a thriller.


Kategorisi English articlesYorum (0)

Ustalık dönemi



“Böyle olacaksa hiç spor da yapmayalım futbol da oynamayalım..”

Kategorisi 6-EfektifpasTV, Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden FutbolYorum (0)

Mönüde başka ne var?


Galatasaray maçının ardından nasıl olduysa anlayamadığım akıl almaz bir tartışma üretilmiş. Tartışmanın konusu o kadar akıl almaz ki, bombalamanın üstüne gündemi meşgul etmek üzere hükümetin görevlendirdiği polemikçiler, manipülasyoncular hatta FBI, CIA falan devreye girmiş olmalı diye düşünüyorum.

Tartışma şu: Galatasaray’ın oyuncu değiştirdiği sırada sahada 7 yabancı varmış ve 3 puanı silinmeliymiş. Oyun durmuşken sahada Melo’nun kenardan oyuncu değişikliği ile sahaya girmesi takımı kural dışı olarak 7 oyuncu ile sahada bulunmasına neden olmuş. Ve otorite Ahmet Çakar konuşmuş: ” Oyunun başlamaması mühim değil” demiş.

Ahmet Çakar’vari ben de başlıyorum o zaman: Bakın çok açık konuşuyorum. Futbol yorumlanan programların bir çoğunda masada duran porselen kupaların içinde ne su var, ne çay ne de kahve. Eğer gerçekten su içecek olsalar bir su firmasıyla sponsor anlaşması yapar masaya pet şişeleri koyarlar. Ayrca su bu kadar kafa yapmaz. Oyunu izlememiş ve detayları kaçırmış insanlar bu konuları konuşur ancak.

Dikkatinizi çekerim, oyuncu değişikliği ilk Sercan-Elmander olarak yapıldı ve sonrasında da tabela Melo-Hamit olarak kaldırıldı. Elmander ve Hamit de iki oyuncunun elini sıkarak kenara geldi. Durum böyleyken bu çıkarılan tartışma, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un puan kaybettiği haftada Galatasaray’ı yıpratmak için yapılan kuru bir safsatadan başka bir şey değildir. Eğer Ahmet Çakar’ın dedikleri doğru olsaydı bugün bir çok takım gol sevinci sonrası kenardaki yabancıların sahaya girmesiyle hükmen yenik sayılırdı. Ne diyor Ahmet Çakar, oyunun durması önemli değil.. Ramazan sonrası alkol çarpması yaşıyor sanırım..

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, YorumlarYorum (0)

Papaz pilav yemek istemezse?


 

Kasımpaşaspor maçın başında yarattığı tehlikeli ataklarla sezon boyunca ne kadar tehlikeli bir takım olabileceğini gösterdi. Fakat bu maç için oyuncuların birbirlerine alışma sürecinin yarattığı sıkıntılar takım adına erken sonuç getirmedi. Bu süre içerisinde Galatasaray defansında Dany’nin, “Song’vari” mücadeleci oyunu sarı-kırmızılı takımı ayakta tuttu.

Kamerunlu oyuncunun defanstan dikine veya kanatlara attığı toplarla oyuna hakimiyetini kurmaya başladı. Sağdan Eboue ve soldan Hakan Balta’nın bindirmeleriyle Galatasaray oyunu ilk yarıda rakip alana yıkmayı başardı. Geliştirilen ataklar Umut ve Elmander’in yetersiz vuruşlarıyla sonuçlandı. Hamit’in orta sahanın ortasında başlaması başlarda etkisiz bir oyun sergilemesine neden olsa da kanatlardan yapılan bindirmeler olumlu sonuç verdi. Ancak Fatih Terim, Emre Çolak’ın sol kanatta etkisiz olmasını durdurmak için genç ismi ortaya Aydın Yılmaz’ı sola, Hamit’i de sağa çekti. Bu değişiklik sol kanattan Hakan Balta’nın bindirmelerinin sonlanmasına, Aydın’ın da etkisizleşmesine neden oldu. Çünkü Aydın sol kanattaki yerini bir çok kez kaybetti ve içeri doğru girdi. Yine sağ kanattan oynamaya devam eden Galatasaray Hamit’le bu taraftan etkili oldu. Emre’nin merkeze gelmesi orta sahanın top dağıtımını etkinleştirdi. Elmander ve Umut’a inatla ortadan top gönderme arzusu pek sonuç vermemeye başladı ve gol geçen sezon bir çok kez olduğu gibi bir duran top organizasyonundan geldi. Selçuk’un ilk yarıdaki yeterli performansı takıma verememesi Kasımpaşaspor’un oyun disiplinini bozmadan rakibine ileride 2-3 kişiyle basmasının sonucuydu. Geçen yıl takımın maestrosu Selçuk’un, Hakan Özmert’in arkadan gelip topa müdahele edip kaptığı topta kendini yere atması ona hiç yakışmadı.

İkinci yarıya aynı düzenle başladı Galatasaray. Hamit’in direkten topu takıma heyecan ve cesaret kattı. Takım yine baskılı oyununu devam ettirdi ve ilk yirmi dakika şahane bir Emre Çolak resitali izledik. Altyapıdan gelen Emre ve Aydın’ın paslaşıp atak olgunlaştırma çabaları taraftarın Galatasaray’ı daha fazla sahiplenme nedeni. İlk yirmi dakika bu şekilde geçildi. Ve yüksek tempoyla oynanan oyunda Galatasaray orta sahası dikine oynama inadından Djalma Santos ve Tabare’nin kanat bindirmelerinde savunmasını yalnız bıraktı. Kasımpaşaspor’un kontraları, Galatasaray’ın geriye dönüşlerde yüksek efor sarf etmesine neden oldu ve iyice yordu. Dany yine de takımda ayakta kaldı ve tek başına bir şekilde rakip ataklarına engel oldu. İkinci yarı tek bir sefer, o da duran topla, kaleye gelebilen Kasımpaşaspor’un golünde çok açık bir biçimde defansif dağılım ve etkisizlik yaşadı Galatasaray. Rakibin iki uzun stoperi, İlhan ve Yalçın penaltı noktasında Dany, Elmander, Hakan Balta arasında bomboş kaldı ve böylece lacivert-beyazlı takım golü buldu. Fatih Terim yan toplarda belki de alan savunması yapılması talimatını vermişti. Ama sonuç vermedi.

Golün hemen öncesi yapılan Aydın-Amrabat değişikliğinin kanatları daha aktif kullanma yönünde olumlu sonuç verebileceği düşüncesi doğru çıkmadı. Bu da oyuncunun etkisiz kalmasına neden oldu. Sercan ve Melo değişiklikleri orta sahayı diri tutmak için yapılmış olsa da Melo’nun da geri dönüşlerde sönük kalması Galatasaray’ın rakibine son dakikalarda birden fazla tehlike yaratmasına yol açtı. Defans ve orta saha arasındaki açıklık havadan toplarla oynamaya itti takımı bu da oyunun kısa bir dönem sıkıcı olmasına neden oldu. Emre’nin kanada geçmesi de onun oyundaki etkisini azalttı. Ancak gol yine onun ayağından çıkan bir topla geldi. Arka direkte Emre’nin topunu Umut’un ittirmesiyle Galatasaray 87. dakikada öne geçti ve maç böyle sonlandı.

Galatasaray’ın iki golünün de (ikinci gol korner sonrası seken top olduğu ve kornerden farksız olduğu için böyle diyorum) duran toptan gelmesi bir tesadüf değil. Ancak Galatasaray bu alışkanlığına sırtına dayamamalı. Geçen yıl Selçuk İnan mükemmel dikine paslar atarak bir çok gole asist yaptı ama buna da sırt dayanmamalı. Fenerbahçe maçının ardından burada yazdığım gibi bu ataklar ligde sonuç verebilir. Ancak Kasımpaşa karşısında bile zorlanırken, ki burada Kasımpaşa’ya tebriklerimi göndereyim, Şampiyonlar Ligi mücadelesinde yine papazdan aynı pilavı yemesini beklemek sonuç vermeyebilir.

 

Kategorisi Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden FutbolYorum (0)

En iyisi Trabzonspor


Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez katılan en iyi Türkiye takımı Trabzonspor. Devler liginde 1999/2000 sezonundan itibaren ilk iki maçında 4 puan alan takımların ise yüzde 72’si bir sonraki tura çıktı.

Volkan Ağır (HaberVesaire-30/09/2011)

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon ülkemiz futbolunu temsil eden Trabzonspor önceki gece Lille karşısında elde ettiği bir puanla B grubunda liderliğini sürdürdü. Bordo-Mavili ekip, ilk defa katıldığı Şampiyonlar Ligi grup aşamasındaki ilk iki maçının sonunda topladığı 4 puan ile Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katıldıkları ilk sezonlarındaki ilk iki maç performansını geride bıraktı.

Devler liginde Türkiye takımları

Eleme usulünde oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda gruplara ayrılması, puan toplama esasına dayanan lig usulünün getirilmesi ve turnuvanın bugünkü ismini alması 1992’de olmuştu. Takımların yarıştığı dünya futbolunun bu en önemli ligine katılan ilk takımımız 1993/94 sezonunda Galatasaray’dı. Sarı-kırmızılı ekip katıldığı ilk turnuvada Barcelona, Monaco ve Spartak Moskova’nın bulunduğu grupta ilk iki maç sonunda 2 puan kazanıp üçüncü sırada yer almıştı.

Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez 1996/97 sezonunda katıldı ve ilk iki maçının ardından 1 puanda kalıp üçüncü sırada yer edinebilmişti. Turnuvaya ilk kez 1997/98 sezonunda katılabilen Beşiktaş ilk iki maçının ardından 3 puan alsa da bu puan bir sonraki tur için yetersiz kalmıştı. Devler ligine ilk kez geçtiğimiz yıl giden Bursaspor ise ilk iki maçının ardından 0 puanla grubunun son sırasındaydı.

Ligdeki ilk sezonunda ilk iki maçında 4 puan toplayan Trabzonspor Türkiye takımları arasında “en iyi ilk sezon” performansını gösteren takım olmakla kalmadı, turnuva istatistikleri göz önüne alındığında bir sonraki tura çıkma şansını da oldukça arttırdı.

Kritik eşik aşıldı

Tarih, ilk iki maç sonunda alınan sonuçların Şampiyonlar Ligi’nde bir sonraki tura çıkma başarısını getirdiğini söylüyor. Grup maçları sonunda ilk iki sırada yer alan takımların bir üst tura yükselmesi kuralı 1999/2000 sezonunda getirilmişti. Ve o sezondan itibaren ilk iki maçında 4 puan toplayan 66 takımın 47’si (bir başka ifadeyle yüzde 72’si) bir sonraki tura çıktı. (İlk iki maçında 4 veya daha fazla puan kazanan takımların ikinci tura çıkma oranı ise yüzde 83.)

Galatasaray 2000/01 sezonunda ilk turu 3 puanla bitirse de bir sonraki tura çıkmıştı. Aynı yıl ikinci turda da ilk iki maçını 4 puanla bitirmiş ve çeyrek finalde Real Madrid ile mücadele etme hakkı elde etmişti. 2007/08 sezonuda ilk turu gruplu ikinci turu elemeli oynanan Şampiyonlar Ligi’nde yer alan Fenerbahçe ise Inter, CSKA Moskova ve PSV Eindhoven’ın bulunduğu grupta ilk iki hafta sonunda 4 puan kazanmış ve Chelsea ile karşılacağı çeyrek finale kadar yürümüştü.

Tecrübe değil matematik

Yıllarca Avrupa kupalarından her elendiğinde “Henüz yeterli tecrübemiz yok” ve benzeri avuntularla geçindi temsilcilerimiz. Takımın yeni kurulması, teknik direktörün takımı tanıma süreci, hatta ve hatta eylülde oynanan ilk şampiyonlar ligi maçının ardından “Henüz hazır değiliz” (ki “başka ne zaman hazır olacaklardı” diye sorası geliyor insanın) cümlelerini de sıkça duymuştuk. Fakat en tecrübeli zamanlarında katıldıklarında bile ilk iki maçlarında 4 puana ulaşamadıkları için, Galatasaray’ın 2001/02 sezonundaki istisnası dışında, bir sonraki tura geçemedi.

Turnuvanın “tecrübesiz” ekibi Trabzonspor’un ikinci tura çıkması değil, elenmesi sürpriz olarak değerlendirilmeli. (VA/GT)

 görsel: UEFA.com

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, İnceleme, Manşet, Trabzonspor, Türkiyeden FutbolYorum (0)

Niteliksiz nicelik süreksizdir


 

Bugün Galatasaray’ın maçını izledim. İlk 22 dakikasını kaçırdım fakat sonradan gördüm o 22 dakikayı izleseydim yazacak daha çok kötü şey bulurdum. Galatasaray gazabımdan iyi kurtuldu yani.

Eve girip televizyonu açar açmaz Eskişehir’in santra yaptığını gördüm. Ayağımın uğurlu geldiğini düşündüm ki çok da uğurlu değilmişim ki zira gol Gökhan Zan’dan gelmiş sevinirken bir de Galatasaray armasını öpmüş. Üzüldüm. Galatasaray’da bir süre daha kalmaya devam edebilir çünkü. Ah bir de Felipe Melo gol attı ki 2 haftadır Galatasaray’ın puan almasındaki neticeye katkı olarak destek vermesi niceliğe bağımlı taraftarın beklentilerine mükemmel bir karşılık veriyor.

Galatasaray’ın oyununa gelelim. Açık ve netim: Beğenmedim. Beğenilecek de bir bazı kısımlar var ama yetersiz yine de. Selçuk’un, Elmander’in, Riera’nın  ve Ujfalusi’nin formunu bulması takım için önemli bir artı. Fakat, bir takımın genel başarısı kişilerin performanslarının iyi olmasını beklemeye bağlanamaz. Bu yüzden bugünkü bireysel performansların iyi oluşu Galatasaray’ın çok iyi olduğu konusunda kimseyi yanılgıya düşürmesin.

Bugün Galatasaray’ın olumlu sinyal verdiği tek alan orta sahada yapılan baskının artmış olmasıydı. Bunun dışında yakalanan kontra atak fırsatlarının cömertçe harcanması takımdaki yetenek eksikliğinin sonucuydu. Engin Baytar çok iyiydi, Kazım çok çalıştı, Felipe Melo gol attı harikaydı falan lafları insanın kendisini avutması için söyleyebileceği büyük yalanlar.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Felipe Melo çok iyi futbolcu olsaydı, taraftarın sevgisini futboluyla kazanmaya bakardı. Fakat geldiğinden bu yana oyunundan çok tribünlere yaptığı yalakalıklarla gündemde. Yok pitbull sevinci, yok tribüne yaptığı coşturucu hareketler. Şu İBB maçında kırmızı kartı göreydi de ben o zaman görürdüm bugün şişirilen Felipe Melo’nun yerden yere vuruluşunu..

 

Bugün Galatasaray’ın bir tane, sapasağlam, akılla ve fikirle organize olarak geliştirilmiş kaç atağı var sormak isterim? Biri topu alıyor, biri de boşa kaçıp o topu alıyor. Ve bunun gol atmak, rakibi ekarte edilmek adına yapılışına şahit bir kaç kere olabildik. (şu anda tekrarını da izliyorum da maçın, Hasan Şaş’ın 16. dakikada Sabri’nin yaptığı orta sonrası verdiği sıkıntılı yüz ifadesi memnuniyetsizliğin göstergesi)

Galatasaray’ı izlemek için bir neden bir heyecan arıyorum bu aralar ama pek bulamıyorum. Engin Baytar’la, Kazım’la, Felipe Melo’yla, Gökhan Zan’la olmaz bu iş diyorum. Daha organize, ayağı iyi top yapan ve affetmeyen forvetlere sahip takımlar karşısında bu haliyle Galatasaray fark yiyebilir. Şaşmam. Şu anda bu takım Inter, Liverpool, Real Madrid maçlarının ilüzyonuyla yoluna devam ediyor. Trabzon maçını, Beşiktaş maçını bekleyelim sonra tekrar görüşürüz.

Ek olarak koşu istatistiklerine kafalarını takmış olanlara şunu hatırlatayım. Hiç bir maçta hiç bir futbolcu 11bin metre koşmuyor. 11bin metre kat ediyor. Yani 11bin metre yürüse de en çok koşan oyuncu o gözükecek. Bu yüzden takılmayın bu sayılara bu kadar. Özellikle bu istatistiğe. Diyeceğim şu ki, çok koşmak değil verimli koşmak daha mühimdir..

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Galatasaray, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Galatasaray ve göz boyamak


 

Tam zamanlı işe girdik, iki kelime yazamaz olduk şu sayfalara. Bir de radyo programında bazı şeyleri dile getirmenin getirdiği tembellikle iyice boşladık blogu. Neyse ki, Onur Seçkin gibi, güzel dostlarımız, takipçilerimiz var da yazı yazma motivasyonu yaratıp, gecenin bir saatinde uykuyu bir kenara bıraktırıyorlar.. Sağ olun, var olun şimdiden..

Galatasaraylılığımızdan ötürü iki maçını da tamamen izleme buldum Galatasaray’ın. İstanbul Büyükşehir Belediye Spor maçıyla bir girizgah yapalım.

İBB lige çıktığından bu yana, artan istikrarıyla ve kendinden daha yüksek maddi değere sahip takımları yenmesiyle başarılarını normalleştirmeyi başardı. Bunda en büyük pay tabi ki Abdullah Avcı’nın. Kendisiyle gıptayla takip edip, saygıla takdir ederken, sevgiyle öpüyorum.

Kimsenin elinde sihirli değnek yok

Fatih Terim’in her gelişi 96-2000 yılları arasındaki başarının geleceği beklentisini her zaman beraberinde getirdi. O kadar ki; o dönemdeki yetenekli jenerasyon ve Hagi’nin liderliği hep gözardı edilir oldu. Hatta o takımın yabancılarını çıkarıp yetenekli yerlilerle oluşturan A Milli Takım’ın başarıları da unutuldu. Ve Fatih Terim her gelişinde sanki elinde sihirli bir değnek varmış gibi karşılandı. İkinci gelişinde böyle bir yetisinin olmadığını kanıtlamasına karşın “Allah’ın hakkı üçtür” kontenjanından bir kez daha aynı beklentilere sahip çok Galatasaray’lı var. Bu Galatasaraylıları pohpohlayacak, gözlerini boyayacak, kimi köşe yazarları ve yorumcular hariç, medyamız da mevcudiyetini sürdürmekte. Fakat ne İBB ne de Samsunspor karşısında oynanan futbolun ahım şahım bir yanı yoktu.

Ligin ilk hafta mücadelesinde Fatih Terim bizi yine şaşırtmadı. Hazırlık döneminde mayasının tuttuğuna inandığı Sabri’li orta saha, Gökhan Zan’lı defans ilüzyonuna kendini kaptırınca İBB’nin galibiyetini kolaylaştırdı. Fiorentina, Hamburg ve Atletico Madrid serüveninde 100’den fazla, Çek Cumhuriyeti Milli Takımı’nda da 41 maçta Ujfalusi sağlamcı ve sert bir stoper profiliyle tanıttı kendisini. Tecrübesinin ve pozisyon bilgisinin getirisiyle zaman zaman da, hatta yokluk zamanlarında sağ bek oynayabilecek potansiyeli olan Çek oyuncuyu Gökhan Zan gibi facia bir stopere sahipken banko sağ bek başlatmanın çok büyük bir hata olduğunu geç de olsa maç içinde anlayabildi Terim. Zira ikinci yarı ideal defans dörtlüsüne geri dönüldü Yekta’nın ikinci yarıda orta sahaya monte edilmesiyle. Ama pahalıya patladı bu durum da.

“Galatasaray’a git. Fatih Terim’i tanırım. Çok iyi biriyle çalışacaksın” öğüdüyle Eboue’nin transferinde etkin bir rol oynayan Arsene Wenger’i bile şaşırtacak kararları vardı Fatih Terim’in. Kariyerini sağ bek olarak geliştirip, Bacary Sagna’nın gelmesiyle sağ kanat oynamaya başlayan ve daha önce sol açıkta oynadığına da şahitlik edenin kırmızı bültenle arandığı Eboue’den bir sol bek yaratma derdi kendini gösterdi İmparator’un. Malum hazırlık kampları ve maçları sayesinde. Eboue’nin ters ayaklı olmasından yaralanıp hazır Hasan Şaş da yardımcısıyken yeni bir Hasan Şaş yaratma çabasından mıdır bilinmez ama Eboue’nin sol açık oynaması nasıl bir etkisizlik yarattı takımda herkes gördü. Elinde o bölgede oynayabilecek genç yetenek Emre Çolak’ı değerlendirmekten neden korktu Fatih Terim şahsen anlam veremedim. Riere niye oynamadı gibi toplara girmeyeceğim. İlk maçta ilk 11’de oyanasa ve kötü performans gösterse bir de yenilgi gelince onu da asardık. (topa girdim topu kaptım kontradan golü de attım galiba..)

Muslera’nın hatasıyla gelen gole girip de laf ebeliği yapmayacağım. Taffarel’in de yan top zaafı vardı hatırlatalım. O Taffarel’in yeri doldurulamadı çoğu kişi için. Gelelim orta sahaya. Ne Melo, ne Selçuk , ne Ayhan ne de Yekta bu takımın beyni olacak oyun aklına sahip değil. Yetenekleri tartışılır, çünkü yetenek görecelidir bir yerde. O yeteneğe sahip tek isim Selçuk ve Yekta’da da biraz potansiyel var. Ama ikisi de Galatasaray’ı sırtlayıp götüremez. Felipe Melo bakkala bile götüremez. Hatta gözleri gören, cesur ve vicdanlı hakemlerin yönettiği maçlarda yarı yolda bırakır. Daha ilk maçında Mahmut Tekdemir’e arkadan attığı kafanın görül(e)memesi ve kırmızı kartın gösteril(e)memesi bir hafta sonra attığı golle iyice gözümüzü boyadı. O pozisyonu görebilece ve kartı gösterebilecek bir hakem olsaydı, Samsunspor maçında o golü atamayacaktı. Bu yüzden ben Melo’nun attığı gole sevinmiyorum Samsunspor maçında. Haksız bir goldü o..

 

Samsunspor maçının götürdükleri

Çaktırmadan Samsunspor maçına da geçiş yapmış oldum. İkinci maçta ideal defans dörtlüsüne dönüldü. Eboue ise ancak kıtlık zamanında oynatılıp verim alınabileceği orta sahada başladı maça. Solda Riera ilk kez göründü. Takımda Servet, Riera değişikliği vardı bir tek pozisyon değişiklerinin dışında. Elindeki kadronun ideale yakınıyla sahaya çıktı Galatasaray. Bir çok ismi olan ama benim Ali Sami Yen demeye devam edeceğim, kendi sahasında olmanın avantajıyla baskıyla başlanan oyunda başka türlü gelmesi zor olan bir golle öne geçildi. Melo’nun uzaktan denediğini bilmeyen. Yine de o gole sevinmedim ben. Sevimsiz de bir goldü zaten. Golün de rehavetiyle bal yapmayan arı vızıldamaya devam etti fakat Riera ve Kazım’ın kanat etkisizlikleri fazla bal toplamaya elverişli olmadı. Hadi Riera “takıma uyum” mavrasıyla es geçilebilir eleştirirken de Kazım’ın kanattaki etkisizliğini bir ben mi görüyorum. O kanatta oynaması gereken Pino iken, en azından Kazım’dan daha iyi bir alternatifken gönderilmesi çok anlamsızdı. Pino’nun yerine birinin alınmaması daha da kanıtladı 2 kere yazdığım Galatasaray’ın transfer politikasızlığını.

Samsun maçında ikinci yarının başlarında facia Gökhan Zan’ın 30 yaşından sonra aklına gelen defanstan topu oyuna sokma yeteneğini geliştirme çabası olumsuz sonuçlanınca “ilahi adalet”e inanan; Adnan Sezgin’le aralarında, Ziya Doğan-Ayman ilişkisi olduğuna inanmaya başladığım Mustafa Sarp’a hediye bir gol verildi. İşte bu dakikadan sonra Galatasaray’ın kadro vahameti daha da falza hortladı. Aynı ilk maçta olduğu gibi Engin Baytar ve Sercan’ın oyuna girerek takımın kurtarıcıları rolü üstlenmeleri beni hüzünlere sürükledi. Bu oyuncular madem kurtarıcılardı da Bursaspor ve Trabzonspor’da neden kadro dışı bırakıldı, üzerine düşünmek lazım.

 

Kapatmadan önceki paragrafımda biraz Elmander’i öveyim de yiğidin hakkı yiğide gitsin. Johan’ın attığı gole lafım yok. Lincoln’den beridir yaşanılan, Sabri’ninkilerle avunmak zorunda bırakıldığımız uzaktan şut eksiğimizi giderdi İsveçli. Bundan sonra ondan böyle daha çok gol görürüz. Ama Sercan verdiği pasa akıl dolu demek, genç oyuncunun topu ilk kontrol edemeyişini es geçmek olur. Sonrasında da elinde tek seçenek olarak kalan topuk pası opsiyonunu kullanması da şanslı olmasına verilebilir. Şansı Elmander gibi aç bir oyuncuyla oynaması. Elmander’e alkış gönderirken, Sercan’a bol çalışmalar diliyorum. Yoksa Bursaspor menşeili top kontrolü zayıf bir Hakan Şükür’e daha merhaba diyeceğiz.

Galatasaray’a öneriler

Samsunspor maçından alınan 3-1’lik galibiyet gereğinden fazla şişirildi. Şişirenler hem medya hem de taraftarlar oldu. “Vay Melo ne gol attı” , “vay Sercan’ın topuk pası neydi be” , “Riera gün geçtikçe oturur” , “bu takım şampiyon olur” gibi hülyalara dalmaya gerek yok. Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi transferde ne kadar hatalı davrandıklarını, “Ocak’a kadar bu forvet üçlüsü bizi idare eder” ve “Liderimizin takım içinden çıkmasını bekliyorum” açıklamalarıyla kabul ettiler. Ocak’a kadar bu takımın en az 5 maçta daha, beraberlik ya da mağlubiyetle, puan kaybetmesi muhtemeldir. Ocak’tan sonra ise bana göre orta sahada takıma liderlik yapabilecek, takımın temposunu ayarlayabilecek ve atak özellikleri gelişmiş Rosicky, Nasri, van der Vaart gibi bir oyuncu lazım. Harry Kewell kalsaydı, belki Misimovic kalsaydı, bu işi layıkıyla yerine getirebilirdi. Bu ismi Galatasaray transfer komitesi bulabilir demek isterdim gönül rahatlığıyla ama gidip Engin Baytar gibi bir oyuncuyu da alabilirler. Ayrıca eğer 4-3-3’te ısrar ediliyorsa sağ ve sol açığa da birer oyuncu gerekmetedir. Ağustos’un ortasında takımdan ayrılan Arda’nın ardından gelen parayla bu oyuncunun yerini kapatamamış olmak , üstüne de gittiği için Arda’ya yüklenmek bir yönetim zaafıdır.

Yönetimin ve Fatih Terim’in eldeki malzemeyle ocak ayına kadar maksimum verimi almak için duacı olması ve ocak ayında da, şampiyonluk yolunda süper derin kadroya sahip Beşiktaş ve Trabzonspor ile baş edebilmek için 3 bilemedin 5 oyuncuyla anlaşılması gerekir. Ocak ayına kadar da takım 4-4-2 dizilişiyle oynamalıdır ki ileri top götüremeyen bu etkisiz kanat organizasyonlarının zaafı ileride kalabalık oyuncu sayısıyla telafi edilebilsin. Yoksa Meleke’nin de dediği gibi “bu takım nasıl gol atacak?”

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, İnceleme, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Kasım 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler