Etiketler | "hollanda"

Geçen yıl bu gün aynı terane


Tam olarak 1 yıl evvel buraya bir yazı yazmaya başlamışım ve başlık da yukarıda gördüğünüz üzere “Ne yapsan beğenmeyeceğiz seni A Milli Futbol Takımım” olarak elimden çıkmış. O gün tarihinde hiçbir zaman şampiyona eleme gruplarını 1. sırada bitirip gidememiş erkek futbol milli takımı Avusturya ile oynamış ve 0-0 berabere kalmıştı. Matematiksel hesapların uzmanı Guus Hiddink için yeterli bir sonuçtu ve grubu da 2. bitirip yine play-off’a kalmış ama Avrupa Şampiyonası’na gidememiştik. Ancak o gün oynanan oyunda skoru, oyunu kontrol eden bir milli takım vardı. Ve biz hiçbir zaman bunu yapamamıştık. Sahadaki takımın çoğu birbiriyle ilk defa oynuyor ve ne olursa olsun gerekli puanla sahadan ayrılıyordu. O maçın ardından sahadaki futbola dair iyi noktalar değil de sahada olması gereken isimler üzerine yoğunlaşılıp, Hiddink’e eleştiriler daha hiçbir şey bitmemişken yönlendiriliyordu.

Bugün ise yine ve aslında beklenen bir sonuçla Hollanda’ya mağlup olan takımın oynadığı dengeli, baskılı oyun gözden kaçırılıp aynı şekilde ama bu sefer daha her şey yeni başlamışken Abdullah Avcı’ya, sahada olması gereken oyuncuların neden olmadığından yola çıkılarak eleştiri okları yönlendiriyor. Haklı yönleri yok mu bu eleştirilerin? Olabilir, vardır da.. Ancak bu kötüyü görme alışkanlığı iyi şeyleri görmeyi engeller derecede manasızca.

Selçuk İnan neden ilk 11’de başlamamış olabilir diye oturup düşünmek lazım öncelikle. Abdullah Avcı’nın ilk düşüncesi belli ki Hollanda’yı durdurmak üzerineydi. Bu düşünceyle de defansif özellikleri Selçuk İnan’a göre daha gelişmiş olan iki oyuncu Emre Belözoğlu ve Mehmet Topal ile başladı. Bu durum bu kadar basit. Kimse Selçuk’un Emre’den daha iyi defansif özelliklere sahip olduğu konusunda ısrarcı olmasın. Emre 17 yaşından beri Galatasaray’da, Inter’de, Newcastle’da defansif yönü ağır basan oyuncu olarak kullanıldı ve o yönde evrildi. Uluslararası tecrübelere bakınca da Mehmet ve Emre tercihleri kadar doğru ve saygı duyulacak bir karar olamaz. Ama saygıdan bir eser eleştirmenler olduğu sürece saygı duyulmaması normal. Selçuk’un sonrasında oyuna neden alınmadığı konusunda benim de soru işaretlerim oluştu kafamda. Fakat sırf bu yüzden de daha ilk resmi milli maçında bir teknik direktörü asıp kesmek ne kadar doğru?

 

Gökhan Gönül varken, neden Hamit Altıntop oynamış sağ bekte? Yıllarca aynı soyunma odasını, aynı yemek masasını, aynı antrenman sahasını Robben’le birlikte kullanan Hamit’in, rakibini daha iyi tanıma ihtimali olabilir mi bu tercihin arkasındaki neden acaba? Neden olmasın.. Ek olarak, eğer elinizde Cafu varsa bile sağ kanat hücumcunuz, sağ kanat savunmacınıza destek vermiyorsa orada yeller eser, Cafu’nuz bile madara olur. Tunay’ın defansif eksikliği orada Gökhan Gönül de bulunsa sonucu ne kadar olumlu yönde değiştirebilir ki?

Elimizdeki kadro bu. Bu kadronun hücum lideri Arda olacak en az 8 yıl daha. Bu takıma monte edilmiş harika yeteneklere ve fiziğe sahip Sercan Sararer’in performansını, Abdullah Avcı’nın onu kimse bilmezken Milli Takıma gözü kapalı monte etme cesaretini görmezden gelmek, maç yorumu yazmaya hata bulmak amacıyla oturmuş olmakla açıklanabilir. Ömer Toprak ve Semih Kaya’nın en 20’li yaşlarının başlarında olup bu takıma yıllarca hizmet edecek kapasiteye yaklaştıklarını, ileri üçlünün sürekli rakip yarı alanda baskı yapıp rakibin oyun kurmasını engelleme çabasının 90 dakikaya yayılışını, rakibi ve oyunu kontrol eden bir takımın sahada oluşunu, Hollanda’ya karşı girilen 6-7 pozisyonu hiç saymak, sırf gündeme gelmek için eleştiri yapmak hiçbir şekilde Türkiye’de futbolun ilerlemesine katkı vermez.

1 yıl geçmiş ve hala aynı eleştiri yazılarını temcit pilavı gibi önümüze serenlerin ağzından lütfen “Türk futbolu yapılanmalı, değişmeli, gelişmeli” laflarını bırakmalarını rica ediyorum. Zira inandırıcı değilsiniz. Birçoğunuz futboldan bihabersiniz. Olumlu eleştiri yapmaya tahammülünüz yok. Her maçta kötüyü görme alışkanlığınızı üzerinizden atmadıkça, maç yorumlarınızı yazmak için televizyon karşısına hataları sıralamak amacıyla oturduğunuz sürece çok şampiyona kaçırırız. Diyebilirsiniz ki “e onun görmediği ya da yaptığı hataları yazmazsak olmaz. işimizin, gazeteciliğin bir kısmı da bu”. Haklısınız da siz de hep hataları yazıyorsunuz…

Hollanda’yı buradaki maçta yenebiliriz. Geri kalan maçlarımızı kazanabilecek düzeydeyiz. Romanya, Macaristan ve hele Estonya’yı da kendimizden aşağı görmememiz gerek. Ancak bu şekilde 2014’te Brezilya’da var olabiliriz.

 

Kategorisi YorumlarYorum (0)

Meksika 3-2 Hollanda – U17 (goller-video)


Kategorisi 1-Futbol, 17 Yaş altı, 2011 Meksika, 6-EfektifpasTV, Dünya Kupası, Erkekler Dünya Kupası, Uluslararası TurnuvalarYorum (0)

İspanya – Hollanda finali hakkında


Maç öncesi ne yazdıysam onu izledim. Şaşırmadım böyle bir final izlediğime. Şaşırdığım anlar da oldu ama onların çoğu da hakemin verdiği kararlara dair anlardı. Maç boyu Hollanda’nın geride beklemesini eleştirenler şunu unutmasın. Hollanda gücünü biliyordu. Van Bommel ve De Jong ile İspanya’nın yaptığını yaparak onu durduramazdı. Rakibi “döverek” durdurmak da gerekmezdi ama biraz diş gösterip rakibi yıldırmak her maçta olabilecek bir şey. Faul olmadan biten kaç futbol maçı olmuş ki dünyada? Yeri gelince -halısahada- “futbol bu erkek oyunu” diyip bacak kıranlar izlediği maçta iki fazla faul görünce çok faullü oynadılar demeyin…

Maçın ilk 20 dakikası süper baskılı ve hızlı bir şekilde başlamıştı. İspanya sürekli pas yaparak rakiplerinin sinirsel ve fiziksel direncini kırmak isteğindeydi. Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Son vuvuzela ötmeden…


Emek Ege bugünkü ilk canlı yayınına “tarihi finale artık saatler kaldı” diye başladı. “Klişelerin hastası (!)” biri  olarak finale tam bir saat kala “futbol dolu bir ayı geride bırakmamıza artık saatler kaldı” diyerek başlayayım dünya kupasının son maçının oynandığı son günde yazacağım yazıma…

Turnuva başlamadan yayınladığım “Holladalıyım futbola doymalıyım!” başlıklı yazımda Hollanda sempatizanı olduğumu açıklamıştım. Hatta en sonunda da “Şampiyonada tüm maçlarını takip edeceğim takım Hollanda olacak.” diye eklemişim. Sayelerinde çok güzel maçlar ve goller izledik, finali de izleyeceğiz.

Dünya kupalarında Hollanda’yı tutmak da bir klişe olarak kabul görebilir. Cruyff-sever bir insan olarak Hollanda taraftarlığım kolayca açıklanabilir ancak bu turnuvada farklı bir nedenim daha var. O da -belki de bir çok insanın Hollanda’yı tutmasının nedeni olduğu gibi – Arjen Robben! Kendisini Real Madrid’de oynadığı maçlarda çokça yerdim! Hatta kendisini yaklaşık 1,5 yıl önceki bir Madrid derbisinde sahanın en kötüsü olarak nitelendirmişim. (bknz. En sevmediğim futbolcu egosuna kurban olan futbolcudur. )

Robben Real Madrid’den gönderildikten sonra Bayern’deki performansıyla Real’dekilere kim olduğunu bir kez daha kanıtladığı gibi milli takımının da en kilit oyuncusu olacağını gösterdi. Sneijder istatistiki performansıyla da Robben’e nazaran biraz daha önde gözükse de bu akşamki maçta maçı Hollanda lehine çevirebilecek bireysel yetenekleri en üstteki kişi Robben’dir! Hollanda’nın orta sahası normal bir lig takımı için -bahisçi terimiyle- 2,5 üstü değil ama 1,5 üstü bir kaliteye sahip. Çok iyi kesici olmalarının yanında çok iyi birer çalımcı ve pas dağıtıcı değiller İspanya gibi. İşte İspanya’yı bu akşamki finalde öne çıkaran nedenlerden biri bu.

Hollanda’lıyım ama İspanya’nın kupayı kazanmaya daha yakın görüyorum. Çünkü;

  • Hollanda’nın defansının araya atılan paslarda nasıl bir buhrana doğru sürüklendiğini Brezilya’nın attığı golde izledik. Brezilya arapasları çok  iyi yapabilen bir takım değil ama İspanya bu işin kitabını yazsa bestseller olur… Bu akşam İspanya eğer Almanya karşısındaki 11’le sahaya çıkarsa Hollanda defansının arasına atılacak her pas gol tehlikesi olur…
  • İspanya eğer Torres’le başlarsa işleri zora girer. Villa’nın en uçta başladığı veya bitirdiği maçlarda İspanya’nın kazanan taraf olduğunu gördük. Del Bosque kazanmak istiyorsa yine Torres-Pedro değişikliği ile başlar…
  • Hollanda ise atak karşılarken kaptığı topları 3 pasta rakip ceza sahasına taşıyabilen bir takım. Bunu da inanılmaz bir hız ve isabetle başarıyorlar. Robben’in Slovakya maçında attığı golde De Jong’un Robben’e attığı pas ve yine Sneijder’in Kamerun maçında Robben’e attığı pas (Klaas Jan Huntelaar’ın golü) bunun mükemmel iki örneği. Zaten bunu çok iyi yaptıklarını Euro 2008’deki Fransa ve İtalya maçlarında da görebilmekteyiz. Bu konudaki en önemli soru ise İspanya buna izin verecek mi? Ya da Hollanda İspanya’ya bunu kabul ettirebilecek mi??

Bugünkü maçta İspanyol orta sahası ve Hollanda orta sahasının teknik kapasitelerini ve taktik zekalarının karşılaşmasını izleyeceğiz… Hollanda defansı en önemli sınavına çıkacak. İspanya takımı ise çağımız futbolunda en iyi olduklarını tarihe altın harflerle yazdırmak isteyecek. Hollanda artık bir kupa kazansak isyanını sonuca dökmeye çalışacak. Sneijder Hollanda futbolunun, David Villa da İspanya futbolunun efsanelerinden olmak için sahada olacak… Son vuvuzela ötmeden bir klişe daha yapalım ve kim kazanırsa kazansın kazanan total futbol oldu! (bknz. Cruyff-Hollanda-Barcelona)

Teşekkürler Cruyff…

Kategorisi GenelYorum (0)

WC 2010 Hazırlık – Hollanda – Macaristan 6-1


Gol yağmuru… Yıldız adayım Elia… 17 numaralı siyah topçu…

[vodpod id=Video.3772622&w=425&h=350&fv=%26rel%3D0%26border%3D0%26]

more about "Holland 6 – Hungary 1", posted with vodpod

Kategorisi GenelYorum (0)

Hollandalıyım futbola doymalıyım!


Sessizce takip ediyorum dünya kupasına kalan son günleri… İngiltere’de Ferdinand sakat, Fildişi’nde Drogba sakat, İtalya’da Pirlo sakat, Brezilya Tanzanya ve Zimbabve ile hazırlık maçı yaparak kendini kandırıyor, Arjantin’de Messi solbek!, Fransızlar’ın kötü şansı Domenech! Almanya’da Ballack eksik, İspanya Arabistan’dan 2 gol yiyerek özgüvenine yenik… Portekiz’inse her zamanki gibi takım olabileceği meçhul…

Geriye hiçbir sorunu olmayan tek bir öne çıkıyor. Kimsenin şampiyon adayı olarak bile adını tenezzül etmediği Hollanda! Şimdiye dek Meksika (2-1), Gana (4-1) ve Macaristan’la (6-1) oynadılar hazırlık maçlarında. Toplam attıkları gol sayısı ise 3 maçta 12!! Her maçta 1 gol yemiş olmaları dezavantaj yaratabilir… Ama grup maçlarında sıkıntı yaşamaz…

Dünya Kupası’na puan kaybetmeden gelen iki takım var biri İspanya diğeri Hollanda. Kadrosundaki as oyuncular bu yıl en formda sezonlarını geçirdiler dersek yalan olur mu? Sneijder, van der Vaart, van Persie, Robben, van Bommel, Kuyt, Mathijsen… Kötü bir sezon geçirdiğini söyleyebileceğimiz ama 6 pasta tehlikeli olabilecek Huntelaar gibi bir forvet, Babel gibi süpriz bir güç ve van Bronckhorst gibi bir kaptan-lider!

Grupta işleri kolay. Danimarka, Japonya, Kamerun tam dişlerine göre. İyi ihtimalle grubu 1. bitirirlerse bir sonraki turda F grubunun muhtemel ikincisi Paraguay ya da Slovakya ile karşılaşacaklar. Oldu da süpriz oldu İtalya geldi karşılarına. Euro 2008’de İtalya’ya karşı gruplarda temiz bir 3-0’lık galibiyet aldıklarını hatırlatırım. Fransa’ya 4 çakmışlardı. Hollanda kadrosu da o günküyle aynı şu anda… (1-2 değişiklik var tabi ki…)

Lafı uzatmadan Hollanda çeyrek finalde sanırım Brezilya ile oynayacak. Bence turnuvanın en güzel maçı olur. Gerisini bilemem ama 2.07.2010’da nefis bir maç izleyebiliriz…

Şampiyonada tüm maçlarını takip edeceğim takım Hollanda olacak. Diğerlerini de elimden geldiğince izleyeceğim tabi ki… 14.06.2010 – 19.06.2010 – 24.06.2010 günleri ekran başındayım. Hollandalıyım. Futbola doymalıyım… =)

Kategorisi GenelYorum (0)

“Cruyff Dönüşü”


Johan Cruyff’un Ajax’a teknik danışman olma ihtimali futbol dünyasını neden bu kadar heyecanlandırdı? (MedyaKronik/HaberVesaire/19.03.2008)

Futbola getirdiği yenilikler ve kazandırdığı yıldızlarla bir okul kabul edilen Hollanda’nın Ajax futbol kulübü, kendi liginde son şampiyonluğuna üç yıl önce ulaştı. Avrupa Kupası’nı ise son kez 13 yıl önce kaldırmıştı. Yıllar yılı ismi Hollanda futboluyla bir anılan kulüp, bu başarısız dönemi aşabilmek için yeni bir yapılanmaya gitti. 20 Şubat 2008’de, kendi altyapısından yetişen sembol ismi Johan Cruyff’a, tüm takımlardan sorumlu teknik danışman olması teklifiyle geldi.

Onun sahalara dönüşü sadece ülkesinde değil, dünya futbolseverleri için heyecan vericiydi. Birçok futbol yorumcusuna göre, 61 yaşındaki Cruyff’un sadece ismi bile uyuyan devi ayağa kaldırmak için yeterliydi. 1964’te futbola Ajax altyapısında başlayan, tek başına Hollanda futboluna sınıf atlatan, “total futbolcu” Cruyff, teknik direktörlük yaptığı dönemde de Ajax ve Barcelona’yı kupa koleksiyoncusu yapmıştı. Barcelona kulübesinde geçirdiği sekiz yılın ardından, 1996’da emekli oldu ve başka bir kulüp çalıştırmadı.

Cruyff, o tarihte Hollanda’nın De Telegraaf‘ gazetesine “Eğer benden, Ajax’ı eski günlerine döndürmem isteniyorsa bunu yaparım. Ama pek çok insan, bunu yapmak için yürüyeceğim yolu benimsemeyebilir. Zaten bu yüzden kulüp bugüne kadar benimle arasında bir mesafe bırakıyordu” diye yazdı.

Cruyff, emekliliğinin 12. yılında, doğduğu kulüpten gelen teklifi bir şartla kabul edeceğini söyledi. Henüz 16 yaşındayken “Yeni Cruyff” olarak tanıttığı bir başka Hollandalı fenomen Marco Van Basten’ı takımın başına getirmek istiyordu. Haberlere göre, veliahtını ikna etmesi kolay olmadı. 23 Şubat’ta yapılan açıklamayla Van Basten’ın takımı antrenörlüğü için dört yıllık sözleşme imzaladığını duyuruyordu. Bu gelişme, tüm gözleri, bu kez daha büyük bir heyecanla Hollanda’ya çevirdi.


Bu kadar mıydı?

İşler umulduğu gibi gitmedi; tabiri caizse futbolseverlerin heyecanı kursağında kaldı. Cruyff, Şubat ayında kendisine teklif edilen pozisyonu geri çevirdiğini 7 Mart’ta duyurdu. Görevi kabul etmek için ön şart olarak gördüğü Van Basten’la altyapı sisteminin değiştirilmesi konusunda görüş ayrılığı yaşamıştı.

De Telegraaf‘ gazetesine “Bu durum, tamamen profesyonel bir fikir ayrılığıyla ilgili. Kişisel bir sorun yok; fakat altyapıyı daha iyi noktalarda görmek isterim. Bu Ajax’a bağlı bir konu. Dikkatli değerlendirmeler yapılmalı. Bu konuda açık bir plan yaptım. Gelgelelim, bunun üzerinde çalışacak kişiler benim vizyonumu benimsemedi” dedi.
Aynı gazete Van Basten’ın şu sözlerine de yer verdi: “Cruyff’un altyapı için istedikleri, benim için çok sert ve çok hızlı. Şu andaki gidişattan memnunum. İşlerin nasıl yürüdüğünü kendim tecrübe edinmek istiyorum. Daha sonra gerekirse kendi yöntemimle en çabuk şekilde değişiklik yapmak istiyorum.”

Kuşkusuz tüm futbolseverleri, özellikle de Cruyff’u takip eden ve neler yapabileceğini bilen futbolseverleri üzen bir gelişme bu. Daha önce yazdıklarına bakılırsa Cruyff, kendisini çok arzulayan bir yapıda bile -Van Basten örneğinde olduğu gibi – ona bir direncin olacağını öngörüyordu. Dik kafalılığıyla ünlü futbol efsanesi, hayatının her döneminde kulübündeki hemen herkesle çatışmalar yaşamış, yine de genellikle kazanan futbol olmuştu.

Sarı Fare’nin sahalara bile futbol dünyasını neden bu kadar heyecanlandırdığını anlamak için neler yapabildiğine bakmak lazım.

“Sokakta oynuyorsan düşmek zordur, çünkü canın acır”

1947 doğumlu Cruyff’un yeşil sahalara adım atması, annesinin Ajax Kulübü’nün kantininde çalışması sayesinde oldu. 10 yaşındaki çelimsiz çocuk saha dışına çıkan topları topluyor, futbolcuların ayakkabılarını temizliyor, sahanın köşelerine bayrakları yerleştiriyordu. Kendisinden ne istenirse yapan bu hırçın çocuğa, yetersiz fiziği nedeniyle “top oynayamaz” damgası yapıştırılmıştı.

Genç takım çalıştırıcıları, saha kenarında kendini paralayan sıska çocuğun top oynamasına, sadece bir kez izin verdi. Cruyff, yakaladığı bu şansı 25 yıl boyunca kullandı ve karşılığını Hollanda ulusal takımını tarihinde ilk kez dünya kupası finaline taşıyarak ödedi.

İlk sözleşmesini 16 yaşında Ajax’la yaptı. Genç takım çalıştırıcısı, onu iki ayağını da kullanabilen bir oyuncu yapmaya karar verdi. Gerekli fizik antrenmanlarını yavaş ama kararlı bir şekilde yapan Cruyff sonunda iki ayağıyla da şut atabilir bir duruma geldi. A takım formasını bir yıl sonra, 1964’te giydi ve ilk maçında 3-1 yenilen Ajax’ın tek golünü attı. Ertesi gün herkesin dilinde mağlup takımın 17 yaşındaki oyuncusu vardı.

Top tekniği, sürati ve aniden hızlanmasıyla göze batan Cruyff, bu özelliklerini futbolu çocukken sokakta oynamasına bağlıyor: “Sokakta top oynuyorsan, düşmek zordur, çünkü canın acır. Bu yüzden benim gibi ufak tefek oyuncular kalıplı oyunculardan nasıl uzak duracağını öğrenir.” Cruyff, günümüz futbolunda tekniğin, fiziğin önüne çıkmasını da buna bağlıyor.

Takıma katıldığı ilk yıl Ajax şampiyonluğa ulaşamadı. Ama bunu takip eden altı sezon boyunca (1965-1971) lig şampiyonluğunu kaptırmadı. Bu dönemde Ajax dört kez Hollanda Federasyon Kupası’na uzandı. 1971-1973 yıllarında üst üste kazanılan üç Şampiyon Kulüpler Kupası, sadece kulübü değil, Sarı Fare’yi de taçlandırdı. Hollandalı, 1971 ve 1973’te Avrupa’da Yılın Futbolcusu Ödülü’nün sahibiydi.


“Franco gibi bir katilin takımında oynamam”


Ajax formasıyla çıktığı 240 maçta 190 gol atan Cruyff, 1973’te Barcelona’ya transfer oldu. Bu kararında en önemli etken, sivrilmesinde büyük pay sahibi, total futbolun (bir futbolcunun boşalttığı pozisyonunun, bir diğer takım arkadaşı tarafından doldurulması esasına dayanan oyun sistemi) yaratıcısı, vatandaşı Rinus Michels’in Katalan ekibinin teknik patronu olmasıydı. Ama İspanya’daki tercihinin Barcelona olmasının bir nedeni daha vardı. Onu almakta ısrarcı olan Real Madrid’e verdiği “Franco gibi bir katilin takımında oynamam” cevabı, henüz sahaya çıkmayan Cruyff’un Katalonya’daki destanının başlangıcıydı.

Birkaç hafta sonra Cruyff yeni takımıyla Bernabeu’da Real Madrid karşına çıktı. Barcelona, onun bir gol atıp, üç asist yaptığı maçı 5-0 kazandı. Franco’nun takımını açık farkla yenmek, Katalanları kendinden geçirdi ve Cruyff’a, kurtarıcı anlamına gelen, “El Salvador” ismini verdi. El Salvador, bu jeste lig şampiyonluğuyla cevap verdi. Cruyff, 1974’te üçüncü kez Avrupa’da yılın futbolcusu seçildi. Sıra o yaz Batı Almanya’da düzenlenecek Dünya Kupası’na gelmişti.

Unutulmaz final ve iki kaptan

Rinus Michels yönetimindeki Hollanda ulusal takımı, ilk turdan sonra sırasıyla Arjantin, Doğu Almanya ve üç kupalı Brezilya’yı gol yemeden geçip finale uzandı. Hollanda ve Batı Almanya’yı karşı karşıya getiren 1974 Dünya Kupası Finali, spor tarihinde bu iki ülkenin isminden çok, iki takımın kaptanı Johan Cruyff ve Franz Beckenbauer isimleriyle anılır.

Karşılaşmanın henüz ikinci dakikasında Hollanda, Cruyff’un yaptırdığı penaltıyı Neeskens’in gole çevirmesiyle öne geçti. Ama İngiliz golcü Gary Lineker’in dediği gibi, top döndü dolaştı ve Almanya maçı 2-1 kazandı. Beckenbauer’in “Cruyff benden daha iyi oyuncuydu ama kupayı ben kazandım” açıklamasına karşılık Hollandalı “Finali kaybetmemiz, bizi kazanandan daha ünlü yaptı” dedi.

Başarının, kazanmaya veya kaybetmeye bağlı olmaması Cruyff’un felsefesinin (ya da kimilerinin isimlendirdiği gibi “Cruyffizm”in) temelini oluşturuyor. Buna göre oyun, beraberinde onu sevmeyi ve eğlenmeyi de getirmeli: “Elbette her hafta kazanarak mutlu olamazsınız. Sezon sonunda sadece bir takım kazanır. O halde diğer takımlar nasıl iyi bir sezon geçirmiş olabilir ki? O zaman seyircinizin iyi vakit geçirmesini sağlamanız gerekir. Benim işimin parçalarından biri de orta sahanın ortasında çılgınca şeyler deneyip seyircilerin, ‘Oh, bu harika!’ demesini sağlamak. Böylece kalabalığı arkanıza alarak, sizi güzel bir oyun için desteklemesini sağlayabilirsiniz.” Futbolcu ve teknik adam Cruyff’un, içinde bulunduğu takımların göze hoş gelen oyununun nedeni bu.

1974’teki turnuvanın yıldızı, 1978’de Arjantin’de oynanan Dünya Kupası’nda ulusal takımının formasını giymeyi, “O ülkede insan hakları ihlal ediliyor, diktatörlük rejimini protesto ediyorum” diyerek reddetti. Aynı yıl Barcelona’dan ayrıldı ve futbola ara verdi. 1979’da, ekonomik nedenlerle ABD’ye gitti. Los Angeles Aztecs ve Washington Diplomats takımlarında oynadı. Suni çimden hazzetmeyen Hollandalı 1980 Kasım’ında, yedi yıl önce ayrıldığı ilk kulübüne teknik danışman olarak döndü.

FC Twente’ye karşı oynanan bir maçta Ajax 3-1 geriye düşünce Cruyff, tribündeki yerinden kalkıp, takımın teknik direktörü Leo Beenhakker’in yanına indi. Onun taktik değişiklikleriyle Ajax maçı 5-3 kazandı. Geldiğinde sekizinci sırada bulduğu takımı, 1981’de, Hollanda Ligi’ni ikinci sırada tamamladı. Cruyyf kısa sürellerle Levante ve AC Milan’da da oynadı ve 1982’de bu kez futbolcu olarak yine Ajax’a geldi.

Helmond Sport’a karşı oynanan ve farklı kazanılan maçta Cruyff futbolun kurallarını herkesten daha iyi bildiğini kanıtlarcasına, penaltı atışında topu sol tarafa pas olarak kullandı. Ne olduğunu anlayamayan rakip oyuncular şaşkınlık içindeyken, sol tarafındaki arkadaşı topu Cruyff’a geri verdi ve kalecinin açıyı kapatmak için boş bıraktığı kaleye topu gönderdi.

35 yaşını geride bırakan Sarı Fare, hızlı futbola ayak uyduramayacağını düşünenleri yanılttı. Ajax, 1982 ve 1983 sezonlarında ikisi lig şampiyonluğu olmak üzere üç kupa daha kazandı. Ama kulübü, “yaşlı” futbolcuyla sözleşmesini yenilemedi. Feyenoord’a giden Cruyff, 1984 sezonunda 33 maçta oynadı ve 11 gol attı. Sezonu iki kupayla bitirme sırası Feyenoord’a gelmişti. Bu kupalarla Ajax’tan intikamını alıp almadığını soran gazetecilere, “Böyle bir şey düşünerek alınan bu iki kupanın Feyenoord’a ihanet olacağını” söyledi. Jübilesini de bu şampiyonlukla yaptı.

“Beklemeye sabrım yok”

Futbolun hırçın karakteri, teknik direktör olarak yeni kariyerine 1986’da başladı. FIFA’nın yeniden düzenlediği, beş yıl süren koçluk lisansı eğitimine gerek duymadı. Bunu daha sonra “Beklemeye sabrım yoktu, eğer bir koçun bilmesi gereken 10 temel şey varsa, ben yedisini biliyordum” sözleriyle açıklıyor. 1986’da Ajax’ın başına geçti. O güne kadar takım çalıştırıcılarına “antrenör” diye isimlendiren kulüpte teknik direktör ünvanı, ilk defa Cruyff için kullanıldı.

Ajax’ta kaldığı kısa sürede Dennis Bergkamp, Frank Rijkaard ve Marco Van Basten gibi isimleri dünya futboluna sundu. Gençlerden oluşturduğu kadroyla iki Hollanda Kupası kazandı. Bu süre içinde lig şampiyonu olamayan Ajax’ın en büyük bahanesi Van Basten’in bileğindeki sakatlıktı. Ama inatçı teknik adam için bu durum, futbolcunun pes etmemesi ve oynamaya devam etmesiyle aşılabilirdi. Sonuç alamadığını düşünen teknik direktör en sonunda Van Basten’e sert çıktı: “Sakatlığın için sana bir sürü özgürlük tanıyorum ama karşılığında bana Avrupa ve Hollanda Kupasını getirmelisin. Ve eğer o kupaları getiremezsen seni bitiririm! Emin ol, seni yok ederim!” Ajax, 1986’da Atina’da oynanan, o zamanki ismiyle Kupa Galipleri Kupası Finali’nde Lokomotiv Leipzig’i Van Basten’in golüyle aştı. Ve Van Basten kupayı Cruyff’a götürdü.
1988’de, tıpkı futbolculuk kariyerinde olduğu gibi Ajax’tan Barcelona’ya geçti. Sekiz sezon yönettiği Barcelona’da, futbolcu olduğu dönemde yarım bıraktığı bir işi tamamlar gibi, üst üste dört sene lig şampiyonluğu, birer kez de Kral Kupası, Kupa Galipleri Kupası, Şampiyonlar Ligi Kupası ve UEFA Süper Kupası’nı kazandı.

Futbol ve sigara
Futbolculuk ve teknik direktörlük kariyerinde ağzından hiç düşürmediği sigarası yüzünden 1991’de by-pass ameliyatı geçirdi. “Hayatımın en önemli iki unsuru futbol ve sigaraydı. Biri tüm hayatımı oluştururken diğeri neredeyse onu alıyordu” diyen Cruyff, ameliyattan sonra sahaya ağzında lolipopla çıktı ve sigara karşıtı reklamlarda oynadı.

Barcelona’daki son iki sezonunda kupa kazanamadı. Kulübün yeni başkanı Josep Lluís Núñez ile anlaşamadı ve ayrıldı. 1996’dan sonra takım yönetmedi, ama gerek Hollanda futbolunun, gerek Ajax ve Barselona’nın saha dışındaki gözü oldu. Barcelona’nın, Hollanda ekolünü hâlâ devam ettirmesini başka türlü nasıl açıklayabiliriz ki?
Yıllar sonra doğduğu kulüpte karşımıza çıkan Johan Cruyff, geldiği gibi aniden ayrılarak, futbol dünyasına kendi ismiyle anılan “Cruyff Dönüşü” çalımlarından birini attı. Onun zekasına futbol arenasında tekrar tanık olmak isteyen milyonlarca sporseverin hevesi şimdilik kursağında kaldı. Umarız Sarı Fare aynı çalımı geri dönmek için de atar.


Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, İncelemeYorum (2)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler