Etiketler | "ronaldinho"

Alexsandro de Souza


alex_flamengoDerbide sahada olması beklenmiyor. Bu konuda hem olumlu, hem de olumsuz yorumlar var. Türkiye’ye geldiğinden beri de eleştiriyoruz. Hala da kabullenemedik çok iyi bir oyuncu olduğunu. Çünkü kimi maç sonrası “yine oynamadı sattı bizi“, bazen de “iki hareket yaptı, maçı aldı. Böyle oynasın canımı yesin” yorumları hala devam ediyor. Kariyeri de tartışılır. “Çok iyi olsaydı 2001 yılında gittiği Parma’da oynardı, ya da avrupa’da kalırdı.” dedik çok kez. Fakat bu adamın, şu anda yaşı 30’a dayanmış dünyanın yıldız futbolcuları arasında yer alan isimlerin ilk kez dünya arenasında sahne aldığı turnuvada neler yaptığına biraz bakalım istiyorum. Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

bir üçüncü devre yok


Ntvspor ilk defa yaptığı ancak klasik bir adımla 15 şubat 2009’da oynanan İnter-Milan derbisini Fatih Terim’e yorumlattı. Klasik Fatih Terim yorumları hakimdi. Ama gerçekten oyunu iyi okuyan bir yanı olduğunu tekrar kanıtladı Fatih Hoca… En güzelleri de Inzaghi için dedikleri idi…

*Milan 4+3 düzenini alıp bekleyecek.

*Şu anda zone defans yapıyor ki bu da arkadaşlarını defansa çağırıyor demektir bu.

*Brezilya’dan kaleci çıkmaz derler ama Julio Cesar son yıllardaki en iyi brezilyalı kaleci.

*Bakıyoruz bir arada oynatmayı düşünmediğimiz iki kişinin yerine belki de 5 kişi bir arada oynuyor. Pato, Ronaldinho, Seedorf. Keza İnter’de aynanda Stankovic,Adriano, İbrahimovic…

*Şu bi gerçek ki topu ayağa oynamak gerek. Artık tabuları yıkmak lazım.FBL-ITA-INTER-AC MILAN

*Şöhreti ismi potansiyeli ne olursa olsun herkes edebildiği kadar mücadele ediyor… En önemlisi bu.

*Benim zamanımdan kalan Abbiati, Maldini, Kaladze, Pirlo, Ambrosini o zaman sakattı. Bunlar kalmış… (Ne zaman ben Milan’dayken diye konuşacaktı diye bekliyorduk..)

*(Stankovic’in kaçırdığı gol için-yandaki fotoğraf) Yani burada Stankovic için çok farklı bir tanımlama bulmak lazım. Topu düzeltmek için zamanın var. Her şey müsait. (Ercan Taner: Beceriksizlik mi? ) E, evet beceriksizlik artık orada atacaksın…

*Ronaldinho iyi futbolcuğu olduğu bir gerçek ancak sahanın içinde daha realist dağılmalı.  Ya oynar, ya oynamaz. Ortası yok… Onu bir şekilde sahada tutabiliyorsanız verim alırsınız.

* (Gol için) El daha net, yönü de vermiş. Ama Milan defansı dah iç bir şeyi doğru yapmamış. Ne Zambrotta’nın kademesi ne de stoperle arasındaki mesafe doğru…

F.T.: Eline çarptı gol oldu abbiati de 5 saniyelik duraklama dışında ititraz etti mi?

Ercan Taner: Yok

F.T.: Yan hakeme giden?

E.T.: Yok

F.T.: Hakemin etrafını saran?

E.T.: Yok

F.T.: Olması gereken de bu zaten…

*18’in içinde çoğalmazsanız gol atamazsınız. çünkü gol genelde oralardan atılıyor!

*Maicon çok önemli bir oyuncu.

*Bir parantez de Pirlo ya açalım. Birebir top kapmada çok iyi değil ama top dağıtması çok iyi bir oyuncu. Ancak defansın arkasına ölü yaprağı diye nitelendireceğimiz pasları atabileceği bir tek Pato var. Pirlo oynatabilen bir oyuncu. bir tek Pato oynadığı için önünde sanki defansa dönük oynuyormuş gibi gözüküyor. Seçeneği fazla olursa illa ki birini topla buluşturur.

FBL-ITA-INTER-AC MILAN*(Golden sonra) Bir forvet düşünün ki defans oyuncusunda olması gereken hava hakimiyetine sahip, bir orta saha oyuncusundaki tekniğe sahip, inanılmaz şutlar atabiliyor. İnter’de bundan iki tane var. Golü atan Stankovic’te Sırbistan’ın kaptanı… (ardından gelişen pozisyonda) Buyrun yine kafa yine indirdi.

Rakip sahaya yerleşip çeşitli boşluklar arayan bir Milan var 4-3-3 şeklinde…

Burada yapılacak değişiklik Inzaghi şeklinde olur. Pato’nun yanına alır çıkan oyuncu Ronaldinho olur, 4-3-1-2 oynayabilir Milan. Seedorf veya Beckham da çıkabilir…

Evet Inzaghi giriyor, Beckham çıkıyor… 4-3-1-2 ye döndü takım.. Ronaldinho arkasında olacak 2 forvetin…

E.T.:İnter çok pozisyon bulmaya başladı

F.T.: Evet çünkü bir üçüncü devre yok… Mağlubiyetin 2-0’ı da 5-0’ı da farksız.. Milan’da orta sahadan biri eksildi.. Böyle düşünürsek bu çok doğal.
*İşin içinde İnzaghi oldu mu penaltı pozisyonuları daha fazla incelemek lazım…

*80. dakika oldukça geç bir zaman Vieira’nın oyuna girmesi için. Orta saha çok koştu İnter’de bu yüzden yorgun orta sahayı 70’te tazelemek gerekti. Golden önce yapmak gerekiyordu bu işi…

E.T.: İnzaghi pozisyon ofsayt değil diye itiraz ediyordu biraz önce..

F.T.: Eder…. Ama işte böyle hep ofsayta düşüyor sanıyorsunuz bakmışsınız gol olmuş…

*Milan Shevchenko’yu arıyor…

*Oyunu durdurmak adına yapılmış, taktiksel bir forvet ki Vieira da haklı.. Hakem de direk sarı kartını veriyor.. Çok normal..

*Abbiati şu anda formda.. Ancak Julio Cesar çok yetenekli, refleksi, sufleksi çok iyi bir kaleci…

*Bugün Kaka olsa çok şeyi değiştirebilirdi. Ama uzatmalara baktığımızda Milan yine de maçı 3-2 lehine çevirebilirdi.

kakadm_468x351Saol Fatih Hocam ben burdayken Milan’ın kapıları senin için her zaman açık..

Kategorisi GenelYorum (0)

Irkçılık kâbusu hortladı


Avrupa futbolununun kronikleşen sorunu bu kez Vicente Calderon’da kendini gösterdi. Atletico Madrid’le Marsilya arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçında Madridli taraftarların yaptığı tezahüratlar sonrası ırkçılık yine yeşil sahaların gündemine oturdu. Yaşananlardan sıkıntı duyan İspanyol Luis Garcia, “Artık herkes İspanyolların dünyadaki en kötü millet olduğunu düşünecek. Oturup düşünmek ve ülkenin imajını düzeltmekte yarar var” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Garcia endişelerinde oldukça haklı. Çünkü bu olay son birkaç yıldaki İspanyol tabanlı ırkçı sorunlardan sadece biri… (Cumhuriyet Spor Eki:117 / 21.10.2008)

Kamerunlu Samuel Eto’o, Real Zaragoza maçındaki ırkçı tezahüratlar sonrası sahayı terk etmek istemişti. Ancak Ronaldinho ve Larsson tarafından ikna edilen futbolcu oyundan çıkmadı, 1 golün asistini yaptı. Goller sonrası tüm futbolcuların Eto’o’ya gitmesi de ırkçılığa karşı omuz omuza verilmesi gerektiğine güzel bir örnekti. Birçok farklı etnik kökeni içinde barındıran İspanya’da Athletic Bilbao da Bask kökenli olmayan futbolcuları kadrosunda bulundurmayarak farklı ırklara kapalı bir tutum sergiliyor.

Kökleri “Napolyon Savaşları” ve Darwinizm’e dek uzanan ırkçılık olgusunun spor ve futbolla tanışması faşist liderler Mussolini ve Hitler dönemlerine denk geliyor. Mussolini’nin desteklediği Lazio, ‘gestapo’ları anımsatan ‘SS’ (aslında Societa Sportiva anlamına gelen) takısını değiştirmeyip kulüp politikasını açıkça gösterdi. Bu duruşunu devam ettirmekte olan kulüp, 2001’de kadrosuna babası İtalyan olan siyahi Liverani’yi katana dek siyah tenli oyuncu bulundurmuyordu. Bu tutumları da “Tüm Lazio taraftarları ırkçı değildir ama tüm ırkçılar Lazio taraftarıdır” sözünün oluşmasına yol açtı. İtalyan Paolo Di Canio da 2005’te Lazio’da oynarken bir maçta gol sevincini faşist selamıyla kutlayarak yeşil sahalarda politik görüşünü açıklamaktan çekinmedi. Aynı yıl Messina’da forma giyen Fildişi Sahilli Marco Zoro, ırkçı tezahüratlara dayanamayarak Eto’o’nunkine benzer bir tepki göstermişti.

Hitler Almanya’sının ‘saf ırk’ politikası ise günümüzde ütopik kaldı. Zira bugün Almanya Ulusal Futbol Takımı’nda ‘safkan’ bir Almana rastlamak pek mümkün değil. Polonya, Brezilya, Gana asıllı oyuncular çoğunlukta… Bu futbolculardan Gana asıllı Asamoah, 2006’da oynanan Hansa Rostock (am.) sınavında ırkçı tezahüratlara uğrasa da 9-1 biten maçta 2 gol atıp 3 golün de asistini yaparak yanıtını sahada verdi. Ancak söylemlere dayanamayan Sachsen Leipzig’in Nijeryalı oyuncusu Adebowale Ogungbure ise tepkisini bir eliyle Hitler bıyığını yapıp diğer eliyle de faşist selamı vererek gösterdi.

Sömürgeci devletler arasında başı çeken Fransa, bunun sonuçlarını sahada hem avantaj hem de dezavantaj olarak yaşıyor. Fransa’ya ilk ve tek Dünya Kupası’nı kazandıran kadronun birçoğunun Afrika asıllı olmasını sindiremeyen Fransız ırkçı lider Le Pen bu büyük zaferi, “Bu takım 5 para etmez” diyerek karalamaya çalışmıştı. Yeşil sahalarda Le Pen’e Paris Saint Germain (PSG) taraftarları ‘Sadece beyazlara ait’ pankartı açarak eşlik ediyor. Siyah – beyaz ayrımcılığı dışında etnik kökenleri yüzünden ülkede ırkçı sorunlar yaşayan futbolcular da var.

Fransa – Tunus maçında yaşanan olaylar ise ırkçılığı ülkede yeniden gündeme taşıdı. Kuzey Afrika kökenli taraftarların protesto amacıyla Fransa Ulusal Marşı ‘Le Marseillaise’i ıslıklamalarına kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Fransa Başbakanı Sarkozy, ırkçı söylemlerle tepki verdi. Fransa’nın 3-1 kazandığı maçta Kuzey Afrika ülkesi olan Cezayir asıllı Karim Benzema’nın 2 gole imza atmış olması, ‘futbolun ırkçıları’na güzel bir yanıt oldu.

Günümüzde kadrolarında yerli futbolcudan çok yabancı oyuncu bulunduran İngiliz kulüpleri, 1970 ve 1980’lerde şimdiki kadar ‘açık’ değildi. İlk olarak West Bromwich Albion Kulübü, cesaret edip 3 siyahi oyuncu birden kadrosuna katmıştı. Birçok takım taraftar tepkisinden çekinerek uzun yıllar aynı davranışı gösteremedi. Tepkilere en iyi örnek ise Liverpool’un kadrosunda 1987-97 yılları arasında bulunan Jamaika doğumlu John Barnes’a yapılanlar… Siyahi oyuncu Arsenal deplasmanında maç öncesi ısınma hareketleri yaparken Liverpool taraftarları sahaya fıstık ve muz atarak kendi oyuncuları aleyhine tezahürat yapmıştı.

Uzun süre futboldaki ırkçılıktan fazlasıyla nasibini alan İngiltere, şimdilerde bu konuda karşı propaganda üretmedeki en aktif ülke konumunda. 90’lı yılların başından itibaren kurulmaya başlanan kuruluşlar arasında öncü olarak göze çarpan ‘kick it out’, ırkçılığı yeşil sahalardan uzak tutmak için UEFA ve FIFA’yla ortak projeler yürütüyor. Bir spor firması da Thierry Henry, Rio Ferdinand gibi futbolcuların önderliğinde ‘Stand up, Speak up’ sloganıyla ırkçılık karşıtı bileklik promosyonuyla bir farkındalık yaratmıştı.

Irkçı holiganlar olduğu sürece yeşil sahalarda ırkçı tezahüratların devam edeceği de bir gerçek… Ancak ırkçılığa karşı propagandada başı çeken İngiltere’nin bu olgunun kötü etkilerini azaltmak için futbol altyapı okullarında farklı etnik yapıdaki çocuklara bir arada eğitim veriyor. Bu uygulama ırkçılığın kötü etkilerini azaltma yolunda ileriye dönük en verimli çözüm olarak göze çarpıyor.

Kategorisi GenelYorum (0)

Sadece bir tercüme…


Fenerbahçe’nin hakkında daha önce insidefutbol sayfası için yazdığım önizlenimimi tercüme edeceğim o kadar. (Ayrıca Bknz.)

Fenerbahçe

Dünya yıldızlarını transfer etme politikalarına devam ediyorlar. Ancak Ronaldinho 21 Milyon Avro ederken Güiza’ya 14 Milyon Avro vermek ne kadar mantıklı olabilir? Şampiyon İspanya’nın kadrosunda bulunan Güiza bu paraya değdiğini kanıtlaması için geçen sezonki 28 gollük La Liga performansına devam etmeli.

Geçtiğimiz yıl Galatasaray Kalli’yi teknik direktör yapınca yaşını eleştiren kesim şimdi 70 yaşındaki Aragones’i takımın başına getirdi. Fenerbahçe’ye en önemli başarılarını yaşatan Zico’yu göndermek garip bir seçim olarak gözükebilir anca Fenerbahçe’nin geleneği budur. Eğer sezon sonunda takımı lig şampiyonu yapamamışsan, ne yaparsan yap kapıyı gösterirler.

Aragones’in düşündüğü futbol yapısını İspanya Milli Takımı’nda uygulatması hiç de zor olmamıştı, çünkü çoğu futbolcu kulüp takımlarında aynı futbolu oynuyordu. Hızlı, ayağa ve rakip defansı delici ara paslarla oyunu oynamak zor olmadı bu yüzden. Ancak Fenerbahçe’nin son 5 senesi hep Alex De Souza’ya bağlı oldu. Takımdaki şüphesiz en iyi oyuncu olduğu için gelen her teknik direktör Alex’e göre taktiğini kurdu. Ama Aragones inatçı olarak bilinen bir kişi ve İspanya’da oynattığı oyunu Fenerbahçe’ye de oynatmaya çalışacak ki bu bence çok zor.

İspanya’nın en önemli bloğu orta sahası ve Marcos Senna’ydı. Aurelio kontratı yenilenmiş olsaydı Senna’nın görevini yapabilirdi. Ancak bonservis bedeli ödenmeden gitti ve hala da yerini doldurmaya çalışıyorlar. Senna’nın takıma katılma ihtimalı hala da varmış. Göreceğiz.

Eski Galatasaraylı Emre’yi transfer etmek bu yaz transfer döneminin en sansasyonel hareketi oldu. Çünkü Emre yurtdışında oynarken, dönerse sadece Galatsaray’da oynayacağını söylemişti ancak o da parayı seçti ki bu da Galatasaraylı hayranlarının tepkisini çekti.

İlk 11 olarak bakıldığında çok güçlü bir kadroları var ancak yedek kadrosu hiç de öyle gözükmüyor. Volkan’ın arkasında tecrübeli bir kaleci yok. Edu ve Lugano’nun da iyi alternatifleri yok. Bu oyunculardan biri sakatlansa veya kart cezalısı olsa Fenerbahçe büyük sorunlar yaşar.

Avrupa Şampiyonası’nın son dakika golcüsü Semih Şentürk takımın en önemli parçası olacak. Sarı Kanarya’nın şampiyonluğu onun performansına bağlı…

Kategorisi GenelYorum (0)

Messi olmadan olimpiyat olur mu?


Futbolsuz, olimpiyatlar bile çok zevkli olmazdı. Nitekim oyunlar futbolla ve Arjantinli yıldız Lionel Messi’yle başladı. Çünkü Messi, pek çok futbolcunun aksine mahkemenin kararına uymayarak olimpiyat formasını giydi. (Medyakronik)

Pekin Olimpiyat Oyunları önceki gün Almanya-Brezilya kadın futbol takımları arasında yapılan karşılaşmayla başladı. Panzerlerin en etkili gol silahı Birgit Prinz’i durdurmayı başarabilen Brezilya, gol yollarında zorlanmasaydı sonuca gidebilirdi. Ama Alman disiplini, kadın kategorisinde de kendini gösterdi.

Top, Brezilya takımının Ronaldinho’su diyebileceğimiz Marta’dayken, benzetildiği kişi de ekranlara yansıdı. Bugün Belçika ile karşılaşacak Brezilya Erkek Futbol Takımı, teknik direktörü Carlos Dunga’yla birlikte maçı izliyordu.

Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında sakatlıklar, taraftar ve medyayla boğuşan Ronaldinho, -futboldan uzun süre uzak kalmanın getirisiyle biraz gıdısı çıkmış gözükse de- halinden oldukça memnundu. Yaşı, olimpiyat takımında oynamak için büyük olan futbol fenomeni, 23 yaş üstü üç oyuncu bulundurma kontenjanından faydalanarak ve yeni kubülü A.C. Milan’ın izniyle takıma girebildi.

Yaşları 23’ün altında olan iki Brezilyalı, Schalke 04’te oynayan Rafinha ve Werder Bremen’de top koşturan Diego, Bundesliga’nın bu hafta sonu başlayacak olması nedeniyle kulüplerinin Pekin’e gelmesine razı olmadığı oyunculardı. Kulüplerin, oyuncularına izin vermek istememesinin bir gerekçesi de, Olimpiyat Oyunları’nın FIFA’nın takviminde bulunmamasıydı. Ancak iki oyuncu da, kulüplerine karşı gelerek olimpiyat kafilesine katıldı. Bir diğer Brezilyalı, Real Madridli Robinho da kulübüyle anlaşarak olimpiyat formasını sırtına geçirdi.

Olimpiyatların, bir bakıma küçük bir dünya kupası görünümü veren futbol branşı, genç yeteneklerle tecrübeli yıldızların bir arada oynayabildiği bir takım oluşturmaya itiyor takımları. Bu şekilde tecrübeliler liderlik yaparak gençlere yol gösterip onların yeni birer yıldız olmasına ön ayak oluyor. Ama bir de Arjantinli Lionel Messi gibileri var.

Messi hem genç, hem de tecrübeli. 21 yaşındaki yıldızı, FIFA-CAS-IOC ve kulübü Barcelona arasındaki davalarda kimin kampına katılacağını bilemezken dün, CAS’tan (Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) çıkan karar üzerine kulübüne dönmek zorunda bırakıldı.


FIFA desteklemiyor ama başkan Blatter üzgün

Bu durumu üzüntü ama saygıyla karşılayan FIFA Başkanı Sepp Blatter, karara karşın takımların futbolcularını olimpiyata göndermelerini rica ettiğini bildirdi. Blatter, kararın çıkmasından önce de 23 yaşındaki sporcuların olimpik takımlarda bulunması gerektiğini söylemişti. Olimpiyat ruhunu düşünmeden bu kararın alınmasını da oldukça üzücü bulduğunu belirten Blatter, genç oyuncuların, kendileri için büyük bir fırsat olan bu oyunlara katılmasının engellenmemesi gerektiğini ekledi.

Arjantin’in Teknik Direktörü Batista ise, CAS’ın kararının ardından, bugün çıkacakları Fildişi Sahili karşılaşmasında Messi’nin oynamak istediğini bildiğini ve Barcelona’nın da buna karşı gelmeyeceğinden dolayı rahat olduğunu ve onu ilk maçta ilk 11’de sahaya sürmek istediğini söylemişti.

Nitekim, son dakikada da olsa Batista haklı çıktı. Genç yıldız, CAS’ın kararına rağmen Barcelona ile yapılan anlaşma sayesinde Fildişi Sahili karşılaşmasında forma giydi. Ve bir gol atıp, bir de asist yaptığı karşılaşmada takımının 2-1 galip gelmesini sağladı.


Barcelona Messi’den ne istiyor?

Geçen sezonu üçüncü bitirerek kaybedilen şampiyonluğun ardından takımda büyük revizyona giden Barcelona Dos Santos, Deco ,Ronaldinho gibi oyuncuların takımdan ayrılmasından sonra belli ki takımı Messi’nin üstüne kurmaya çalışıyor. Ancak Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarında Wisla Krakow’a karşı oynatamayacağı için CAS’a kadar başvurup Messi’yi mini dünya kupası zaferinden alı koymak, takımın durumunun iyi olmadığının bir göstergesi.

Messi, dünyanın en iyilerinden biri olsa da tek bir oyuncuya bağlı takım kurmanın takıma önemli zarar verdiği olduğu zamanlar da çoğunlukta. Barcelona’nın Wisla Krakow’u eleyemeyeceği şüphesiyle Messi’yi geri istemesi, takımın diğer oyuncularına oldukça güven kaybına da yol açacaktır.

Kategorisi GenelYorum (0)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Ocak 2018
P S Ç P C C P
« Eyl    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler