Etiketler | "spor toto süper lig"

Ligimizin kalitesi


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Süper Lig’in tepesindeki takımların puan kayıpları Türkiye’deki futbolun kalitesiz olduğunu gösterir mi?
(HaberVesaire) 

Spor Toto Süper Lig’de geride kalan haftalar, oynanan futbolun kalitesizliği üzerine bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Puan tablosunda 20 puanı geçen tek takımın bulunmasının üzerinden ligin kalitesiz olduğunu söylemek kimi yorumculara göre doğru kimisine göre yanlış.

Şike soruşturması nedeniyle ertlenen ve bir ay geç başlayan Süper Lig’de oynanan futbol bir çok yorumcuyu ve izleyiciyi memnun etmiyor. Saha zeminlerinin kötülüğü, oyuncuların futbol yeteneği açısından yetersiz olduğu düşüncelerinin yanı sıra sıkıştırılmak zorunda kalan fikstür de bu kalitesizliğin etkenleri arasında gösteriliyor. Dokuz hafta sonra lig sıralamasında takımların puanlarının birbirine yakın oluşu da bu kalitesizliğin somut bir sonucu olarak öne sürülüyor.

Ligin kalitesi takımların topladığı puanlarla açıklanabilir mi? Bu soruyu ve sık maç oynamanın kaliteye etkisini üç yorumcudan cevaplamasını istedik.

Maç başı puana göre kalite 

Bugüne kadar 10 maç oynayan Fenerbahçe maç başına 2,1 puan, Galatasaray ve Manisaspor 1,8 ve Orduspor 1,7 puan topladı. Dokuz maç oynayan İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Beşiktaş 1,7 puan, Trabzonspor ise 1,6 puan aldı. Alp Ulagay’ın önerisine göre maç maçına toplanan bu puanlar ligin kalite standartlarının yükseğe yakın olduğunu gösteriyor.

Benzer istatistiği şu anda dünyanın en kaliteli ligi olarak gösterilen İspanya La Liga’ya uyguladığımızda 10 hafta sonunda ilk altıda yer alan takımlar Real Madrid (2,5), Barcelona (2,4), Levante (2,3), Valencia (2,1), Sevilla (1,7) ve Malaga (1,6) şeklinde sıralanıyor. İngiltere’de ise 10 hafta sonunda sıralama Manchester City (2,8), Manchester United (2,3), Newcastle United (2,2), Chelsea (1,9), Tottenham (2,1) ve Liverpool (1,8) şeklinde.

Son yıllardaki atağıyla, özellikle de seyir zevki olarak, İtalya Serie A’yı geride bırakan Almanya 1. Ligi’nde ise 11 hafta sonunda durum şöyle: Bayern Münih (2,2) , Schalke 04 (1,9), Borussia Dortmund, Werder Bremen ve Mönchengladbach (1,8), Stuttgart (1,6).

Futbolcuların yorumları da ligimizde kalite düzeyinin yüksek olduğunu işaret ediyor. Şu anda “süperliği” tartışılan ligimizin en kariyerli oyuncularından Trabzonsporlu Didier Zokara 3 Ekim’de verdiği bir ropörtajda aynen şöyle diyor:

“İngiltere ve İspanya liglerini bu tartışmada hep bir kenara koyarım. Ama geri kalan ligler içerisinde, Türkiye Ligi’ni Almanya Ligi ile aynı klasmanda sayabilirim. Fransa Ligi’nin Türkiye’den daha düşük bir düzeyde ve cazibe içinde oynandığını söyleyebilirim.” 

Beşiktaş’ta forma giyen yıldız isim Guti ise “Gelen futbolculardan sonra ligin kalitesi de her geçen gün artıyor. Türk futbolcusunun da kalitesi artıyor. İlerleyen zamanlarda Türk futbolu da Avrupa’daki çok önemli liglerin arasında olacaktır” sözleriyle bu konuyu farklı bir yönden yorumlarken tartışmaları arttırıyor.

Yorumcuların yaklaşımı, futbolcuların görüşü ile birleştiğinde sonuç olarak ligimizin kalite standartının yüksek bir seviyede olduğunu söylememiz mümkün. Ancak seyirci sayısı ve maçların yayınlandığı ülke sayısının bu “kaliteye” orantılı olarak artmaması hala alacak yolumuz olduğunu gösteriyor. Yayıncı kuruluş, Türkiye Futbol Federasyonu ve bilet fiyatlarını belirleyen kulüpler de kendilerini düşen görevleri titizlikle yaparlarsa seyir zevki yüksek ve marka değeri artma eğilimi göstermeye başlayacak bir lige daha hızlı kavuşabiliriz.

Alp Ulagay (Hürriyet) : “Takımların arası açılmış ise o lig kalitesizdir” 

Ben bir ligin kalitesini ölçmek için takımların hafta başına aldığı ortalama puana bakıyorum. Ligin üstündekiler ortalama 2 puan, altındakiler 1 puan almış mı? Benim kriterim bu. Bir takım 10 haftanın ardından hafta başına 2 puan almışsa çok iyi. Alttaki takımların haftalık puan ortalaması 1’in altındaysa o takım ve lig kötüdür.Takımlar arasındaki puan açıklığı çoksa bu o ligin kalitesizliğini gösterir.

İspanya La Liga’da dipteki bir çok takımın ortalaması 1 puanı bile bulmuyor. Bu da tam olarak çekişmenin yüksek olduğunu gösterir. Sık maç yapmak daha önce bu tempoya alışkın olmayan bir ligin kalitesini etkileyebilir. İngiltere aşağı yukarı 50 yıldır böyle bir tempoda oynuyor. Ama bir sorun gözükmüyor. Türkiye’de ise bu kadar sık tempoya alışık mıyız? Çok değiliz sanırım. Lig başındaki takvimde yaşanan bozulma sonrası fiziki yüklenmelerin yetersiz kalmış olması da buna etken olabilir.

Hilmi Türkay (Cumhuriyet) : “Puan tablosuyla kalitesizlik kanıtlanmaz” 
Puan tablosu ligin kalitesiz olduğunu kanıtlamaz. Yeni takımların gelmesi lige ayrı bir renk kattı. Hepsi olağanüstü oynuyorlar. Orduspor geçen haftayı üçüncü sırada tamamladı. Şu anda da ilk beşin ensesinde altıncı sıradalar. Ayrıca Samsunspor ve Mersin İdman Yurdu da kıran kırana maçlar çıkartıyorlar.Çok sık maça çıkmak gibi bir durumla daha önce karşılaşmamıştık. Biraz da olsa kaliteyi düşürüyor. Sakatlıklar, yorgunluklar oluyor. Tribünler de ekonomik nedenlerle yeterince dolamıyor. Eğer böyle devam edilecekse de buna alışmalıyız. Fenerbahçe’nin performansı bende hayret uyandırdı. Mersin İdman Yurdu, Fenerbahçe ve Sivasspor’un küme düşeceği konuşuluyor. Bu çoktan kesinleştiyse, ki öyle yazılıyor, ben bundan sonra Fenerbahçe’yi yazmayacağım demiştim. Ama tam tersine oldu, camia birleşti. Kafalar karışıkken ne olacağı belli değilken futbolcuların bu oyunu takdire şayan.

Ali Ece (TRT, Tivibu) : “Kalite olsaydı Avrupa maçlarına yansırdı”
Ligin kalitesiz olduğunu anlamak için puan tablosuna bakmaya gerek yok. Kalite olsaydı bu kalite takımlarımızın Avrupa maçlarında performanslarına yansırdı. Kalitenin arttığı dönemde Avrupa’da başarılı olduk. Gerçekten kalitesi artan bir lig varsa o da Almanya’dır. Son 141 maçtır Bayern Münih’in hem içeride hem de dışarıdaki maçlarında bilet tükeniyor. Geçen sezon küme düşen Eintracht Frankfurt ortalama 47 bin 365 kişiye oynadı. Bir ligin kalitesi ayrıca izlendiği kadardır. Bizde ise maçlar dolmuyor. Çünkü bilet fiyatları toplumun ekonomik gerçeklerine uygun değil. Fiyatlar oynanan futbola göre kazık.İki günde bir maç olağan sebeplerden ötürü yapılsaydı anlaşılabilirdi.

Herkes ilk açıklanan tarihe göre lige hazırlandı ama geç başlandı. Bu da yorgunluk ve sakatlıklara sebep oluyor. Marka değeri gerçekten yüksek liglerde ağustostan mayısa kadar her maçın tarihi belli olur ve hiç değişmez.

Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nin oynandığı günler lig maçı koymak, hele derbi koymak, hem oyunun asıl sahibi taraftara büyük haksızlık hem de UEFA talimatlarına aykırı. 2010’da UEFA kendisine üye tüm federasyonlara bu günlere lig maçı koymama talimatı yolladı, herkes de kabul etti. İşlerine geldiğinde UEFA arkasına saklanıyorlar, işlerine gelmediğinde UEFA’nın arkasından dolaşmaya çalışıyorlar. Sık maç olmalı ama olağan şartlar içinde bu durum değişmeli. Fikstür ne zaman açıklandıysa sonrasında değişiklik olmamalı. Böylece de herkes kendini ona göre hazırlar. Böyle olmazsa durumlar farklılaşır, bilgisayarda “mavi ekranla” karşılaşırız.

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, İncelemeYorum (0)

Galatasaray ve göz boyamak


 

Tam zamanlı işe girdik, iki kelime yazamaz olduk şu sayfalara. Bir de radyo programında bazı şeyleri dile getirmenin getirdiği tembellikle iyice boşladık blogu. Neyse ki, Onur Seçkin gibi, güzel dostlarımız, takipçilerimiz var da yazı yazma motivasyonu yaratıp, gecenin bir saatinde uykuyu bir kenara bıraktırıyorlar.. Sağ olun, var olun şimdiden..

Galatasaraylılığımızdan ötürü iki maçını da tamamen izleme buldum Galatasaray’ın. İstanbul Büyükşehir Belediye Spor maçıyla bir girizgah yapalım.

İBB lige çıktığından bu yana, artan istikrarıyla ve kendinden daha yüksek maddi değere sahip takımları yenmesiyle başarılarını normalleştirmeyi başardı. Bunda en büyük pay tabi ki Abdullah Avcı’nın. Kendisiyle gıptayla takip edip, saygıla takdir ederken, sevgiyle öpüyorum.

Kimsenin elinde sihirli değnek yok

Fatih Terim’in her gelişi 96-2000 yılları arasındaki başarının geleceği beklentisini her zaman beraberinde getirdi. O kadar ki; o dönemdeki yetenekli jenerasyon ve Hagi’nin liderliği hep gözardı edilir oldu. Hatta o takımın yabancılarını çıkarıp yetenekli yerlilerle oluşturan A Milli Takım’ın başarıları da unutuldu. Ve Fatih Terim her gelişinde sanki elinde sihirli bir değnek varmış gibi karşılandı. İkinci gelişinde böyle bir yetisinin olmadığını kanıtlamasına karşın “Allah’ın hakkı üçtür” kontenjanından bir kez daha aynı beklentilere sahip çok Galatasaray’lı var. Bu Galatasaraylıları pohpohlayacak, gözlerini boyayacak, kimi köşe yazarları ve yorumcular hariç, medyamız da mevcudiyetini sürdürmekte. Fakat ne İBB ne de Samsunspor karşısında oynanan futbolun ahım şahım bir yanı yoktu.

Ligin ilk hafta mücadelesinde Fatih Terim bizi yine şaşırtmadı. Hazırlık döneminde mayasının tuttuğuna inandığı Sabri’li orta saha, Gökhan Zan’lı defans ilüzyonuna kendini kaptırınca İBB’nin galibiyetini kolaylaştırdı. Fiorentina, Hamburg ve Atletico Madrid serüveninde 100’den fazla, Çek Cumhuriyeti Milli Takımı’nda da 41 maçta Ujfalusi sağlamcı ve sert bir stoper profiliyle tanıttı kendisini. Tecrübesinin ve pozisyon bilgisinin getirisiyle zaman zaman da, hatta yokluk zamanlarında sağ bek oynayabilecek potansiyeli olan Çek oyuncuyu Gökhan Zan gibi facia bir stopere sahipken banko sağ bek başlatmanın çok büyük bir hata olduğunu geç de olsa maç içinde anlayabildi Terim. Zira ikinci yarı ideal defans dörtlüsüne geri dönüldü Yekta’nın ikinci yarıda orta sahaya monte edilmesiyle. Ama pahalıya patladı bu durum da.

“Galatasaray’a git. Fatih Terim’i tanırım. Çok iyi biriyle çalışacaksın” öğüdüyle Eboue’nin transferinde etkin bir rol oynayan Arsene Wenger’i bile şaşırtacak kararları vardı Fatih Terim’in. Kariyerini sağ bek olarak geliştirip, Bacary Sagna’nın gelmesiyle sağ kanat oynamaya başlayan ve daha önce sol açıkta oynadığına da şahitlik edenin kırmızı bültenle arandığı Eboue’den bir sol bek yaratma derdi kendini gösterdi İmparator’un. Malum hazırlık kampları ve maçları sayesinde. Eboue’nin ters ayaklı olmasından yaralanıp hazır Hasan Şaş da yardımcısıyken yeni bir Hasan Şaş yaratma çabasından mıdır bilinmez ama Eboue’nin sol açık oynaması nasıl bir etkisizlik yarattı takımda herkes gördü. Elinde o bölgede oynayabilecek genç yetenek Emre Çolak’ı değerlendirmekten neden korktu Fatih Terim şahsen anlam veremedim. Riere niye oynamadı gibi toplara girmeyeceğim. İlk maçta ilk 11’de oyanasa ve kötü performans gösterse bir de yenilgi gelince onu da asardık. (topa girdim topu kaptım kontradan golü de attım galiba..)

Muslera’nın hatasıyla gelen gole girip de laf ebeliği yapmayacağım. Taffarel’in de yan top zaafı vardı hatırlatalım. O Taffarel’in yeri doldurulamadı çoğu kişi için. Gelelim orta sahaya. Ne Melo, ne Selçuk , ne Ayhan ne de Yekta bu takımın beyni olacak oyun aklına sahip değil. Yetenekleri tartışılır, çünkü yetenek görecelidir bir yerde. O yeteneğe sahip tek isim Selçuk ve Yekta’da da biraz potansiyel var. Ama ikisi de Galatasaray’ı sırtlayıp götüremez. Felipe Melo bakkala bile götüremez. Hatta gözleri gören, cesur ve vicdanlı hakemlerin yönettiği maçlarda yarı yolda bırakır. Daha ilk maçında Mahmut Tekdemir’e arkadan attığı kafanın görül(e)memesi ve kırmızı kartın gösteril(e)memesi bir hafta sonra attığı golle iyice gözümüzü boyadı. O pozisyonu görebilece ve kartı gösterebilecek bir hakem olsaydı, Samsunspor maçında o golü atamayacaktı. Bu yüzden ben Melo’nun attığı gole sevinmiyorum Samsunspor maçında. Haksız bir goldü o..

 

Samsunspor maçının götürdükleri

Çaktırmadan Samsunspor maçına da geçiş yapmış oldum. İkinci maçta ideal defans dörtlüsüne dönüldü. Eboue ise ancak kıtlık zamanında oynatılıp verim alınabileceği orta sahada başladı maça. Solda Riera ilk kez göründü. Takımda Servet, Riera değişikliği vardı bir tek pozisyon değişiklerinin dışında. Elindeki kadronun ideale yakınıyla sahaya çıktı Galatasaray. Bir çok ismi olan ama benim Ali Sami Yen demeye devam edeceğim, kendi sahasında olmanın avantajıyla baskıyla başlanan oyunda başka türlü gelmesi zor olan bir golle öne geçildi. Melo’nun uzaktan denediğini bilmeyen. Yine de o gole sevinmedim ben. Sevimsiz de bir goldü zaten. Golün de rehavetiyle bal yapmayan arı vızıldamaya devam etti fakat Riera ve Kazım’ın kanat etkisizlikleri fazla bal toplamaya elverişli olmadı. Hadi Riera “takıma uyum” mavrasıyla es geçilebilir eleştirirken de Kazım’ın kanattaki etkisizliğini bir ben mi görüyorum. O kanatta oynaması gereken Pino iken, en azından Kazım’dan daha iyi bir alternatifken gönderilmesi çok anlamsızdı. Pino’nun yerine birinin alınmaması daha da kanıtladı 2 kere yazdığım Galatasaray’ın transfer politikasızlığını.

Samsun maçında ikinci yarının başlarında facia Gökhan Zan’ın 30 yaşından sonra aklına gelen defanstan topu oyuna sokma yeteneğini geliştirme çabası olumsuz sonuçlanınca “ilahi adalet”e inanan; Adnan Sezgin’le aralarında, Ziya Doğan-Ayman ilişkisi olduğuna inanmaya başladığım Mustafa Sarp’a hediye bir gol verildi. İşte bu dakikadan sonra Galatasaray’ın kadro vahameti daha da falza hortladı. Aynı ilk maçta olduğu gibi Engin Baytar ve Sercan’ın oyuna girerek takımın kurtarıcıları rolü üstlenmeleri beni hüzünlere sürükledi. Bu oyuncular madem kurtarıcılardı da Bursaspor ve Trabzonspor’da neden kadro dışı bırakıldı, üzerine düşünmek lazım.

 

Kapatmadan önceki paragrafımda biraz Elmander’i öveyim de yiğidin hakkı yiğide gitsin. Johan’ın attığı gole lafım yok. Lincoln’den beridir yaşanılan, Sabri’ninkilerle avunmak zorunda bırakıldığımız uzaktan şut eksiğimizi giderdi İsveçli. Bundan sonra ondan böyle daha çok gol görürüz. Ama Sercan verdiği pasa akıl dolu demek, genç oyuncunun topu ilk kontrol edemeyişini es geçmek olur. Sonrasında da elinde tek seçenek olarak kalan topuk pası opsiyonunu kullanması da şanslı olmasına verilebilir. Şansı Elmander gibi aç bir oyuncuyla oynaması. Elmander’e alkış gönderirken, Sercan’a bol çalışmalar diliyorum. Yoksa Bursaspor menşeili top kontrolü zayıf bir Hakan Şükür’e daha merhaba diyeceğiz.

Galatasaray’a öneriler

Samsunspor maçından alınan 3-1’lik galibiyet gereğinden fazla şişirildi. Şişirenler hem medya hem de taraftarlar oldu. “Vay Melo ne gol attı” , “vay Sercan’ın topuk pası neydi be” , “Riera gün geçtikçe oturur” , “bu takım şampiyon olur” gibi hülyalara dalmaya gerek yok. Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi transferde ne kadar hatalı davrandıklarını, “Ocak’a kadar bu forvet üçlüsü bizi idare eder” ve “Liderimizin takım içinden çıkmasını bekliyorum” açıklamalarıyla kabul ettiler. Ocak’a kadar bu takımın en az 5 maçta daha, beraberlik ya da mağlubiyetle, puan kaybetmesi muhtemeldir. Ocak’tan sonra ise bana göre orta sahada takıma liderlik yapabilecek, takımın temposunu ayarlayabilecek ve atak özellikleri gelişmiş Rosicky, Nasri, van der Vaart gibi bir oyuncu lazım. Harry Kewell kalsaydı, belki Misimovic kalsaydı, bu işi layıkıyla yerine getirebilirdi. Bu ismi Galatasaray transfer komitesi bulabilir demek isterdim gönül rahatlığıyla ama gidip Engin Baytar gibi bir oyuncuyu da alabilirler. Ayrıca eğer 4-3-3’te ısrar ediliyorsa sağ ve sol açığa da birer oyuncu gerekmetedir. Ağustos’un ortasında takımdan ayrılan Arda’nın ardından gelen parayla bu oyuncunun yerini kapatamamış olmak , üstüne de gittiği için Arda’ya yüklenmek bir yönetim zaafıdır.

Yönetimin ve Fatih Terim’in eldeki malzemeyle ocak ayına kadar maksimum verimi almak için duacı olması ve ocak ayında da, şampiyonluk yolunda süper derin kadroya sahip Beşiktaş ve Trabzonspor ile baş edebilmek için 3 bilemedin 5 oyuncuyla anlaşılması gerekir. Ocak ayına kadar da takım 4-4-2 dizilişiyle oynamalıdır ki ileri top götüremeyen bu etkisiz kanat organizasyonlarının zaafı ileride kalabalık oyuncu sayısıyla telafi edilebilsin. Yoksa Meleke’nin de dediği gibi “bu takım nasıl gol atacak?”

Kategorisi 1-Futbol, Galatasaray, İnceleme, Spor Toto Süper Lig, Türkiyeden Futbol, YorumlarYorum (0)

Bir derbi yorumu: Oyuncu değil sistem tercihi


Galatasaray’ın hal ve gidişatının hiç hoş olmadığını sorunun oyunda değil başka bir yerde olduğunu Fenerbahçe derbisinde hep birlikte izledik. Maçın ilk yarısında Hagi ile birlikte kazandığı önde baskı kurma oynama alışkanlığını sürdüren Galatasaray Fenerbahçe’yi ne kadar zor durumda soktu gördük. Maçı izlediğim barda yanımdaki tüm Fenerbahçeliler de bu konuda şaşkınlıklarını gizleyemediler. E haliyle Galatasaray 11’inci, Fenerbahçe 1’inci idi maç öncesinde.  Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Günün maçı: Bursaspor-Fenerbahçe


Bursaspor’un şampiyon olduğu günü, dakikaları dün gibi hatırlıyorum. Aynı şekilde Fenerbahçe’nin de nasıl şampiyon olduğunu sandığını. O günden bu yana iki takım da birbiriyle karşılaşmadı. Sadece Vederson transferinde karşı karşıya geldiler diyebiliriz ki onda da Vederson kendi isteğiyle ayrıldı takımdan. Bugünkü maçta ne olursa olsun şampiyonun belirlendiği günün baskısı özellikle Fenerbahçe’nin üzerinde olacak. Bursaspor’da ise puan farkının getirdiği rahatlık, ev sahibine derli toplu oynama olanağı sağlayacak.

Fener’in eksikleri çok daha kilit bölgelerde. Lugano ve Niang olmayınca çok zorlanacakları aşikar. Lugano’nun olmayışı sonrası Cristian’ın da ilk 11’de kendine yer bulması Aykut Kocaman’ın defansına güveninin olmayışının bir göstergesi. Defansta verilmesi muhtemel zaaflar, maçta forma giyeceği açıklanan Volkan Şen’e denk gelirse Fener’in çekeceği var. Bursaspor’da eksikler sadece yeni yabancılar. İdeal kadroyla sahadalar.

Sonuç ne olursa olsun geçen sezon sonu yaşananlara göndermeler yapılarak yarın gazetelerin manşetleri süslenecek. Fenerbahçe bir pozisyonda ofsayt düdüğünü duymayıp gol atıp bir de sevinirse ve hakem de golü iptal ederse başlasın geyikler. Hele twitter’da fena dönecektir bunlar. Denk geldiklerim olursa ileteceğim.

Maçın yıldızı Batalla, Gökhan Gönül, Volkan Şen ve Emre B.’dem biri olur… Bursaspor kazanırsa şaşırmam. Fenerbahçe kazanırsa üzülürüm Anadolu’dan şampiyon çıkma ihtimaline taş konacağı için…

 

Kategorisi GenelYorum (0)

Gol var futbol pek yok…


Alex 6 sezon sonra ilk defa genç bir oyuncu gördüğünü itiraf ederek yönetime göndermede bulundu.

Avrupa’da haftanın en gollü maçınlarından biriydi, Borussia Mönchengladbach’ın Bayer Leverkusen’i deplasmanda 6-3 yendiği maç. Kıskandım o maçı da, seyircilerini de. Bizde en çok gol atılan maçta ne futbol vardı ne de seyirci! Klasiktir ya bu hafta şu kadar gol atıldı, tarihin en fazla gol atılan lig haftasını yaşadık ya da en kısır. Bu hafta tarihin en gollü haftası değildir muhtemelen. Gollü geçti ama iyi futbol oynandığına delalet olmasın. Fenerbahçe ve Galatasaray oldukça vasattı. Ankaragücü – Kayserispor maçıyla Antalyaspor – Trabzonspor maçları tat vermedi. Neyse ki Uluslararası maçlara da ev sahipliği yapan Antalya kenti elektrik kesintisi rezaletini Spor Toto Süper Lig’de yaşadı.   Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

„Napıisiniz lan Devrimciler?“


İstanbul’un büyük takımlarının da aynı anda puan alamadığı bir haftayı geride bıraktık. Geçen haftaya nazaran 2 gol daha fazla (18 gol) atıldı. Bu istikrarla gidersek 34. Haftadaki haftalık gol sayısı 82 olacak! Tabi ki bu pek mümkün değil. Çünkü geçen hafta 9, bu hafta 8 takım gol atamadı.

Haftanın açılışında Ziya Doğan’ın Ayman’sız Konya’sı Eskişehirspor defansının yardımıyla sezonun şimdiye kadarki en hızlı golünü attı. Beraberlik sayısını Pele’nin golü ile bulan Eskişehir özellikle yaşı yetenlerde 1970 Dünya Kupası etkisi yaratmış olabilir. Zira turnuvanın yıldızlarındandı hakiki Pele! Ama Eskişehir kapanan Konya karşısında o yılki Brezilya kadar iyi bir futbol oynayamadı ve Adnan’ın golüyle Konya’ya boyun eğdi. Bu arada geçen hafta Ayman’ı gören oldu mu diye sormuştum. Mısırlı futbolcu Ziya Doğan’ın manevi oğlu söylemlerinden rahatsız olup kendi hesabına yatırılan transfer taksidini de kulübe geri yatırıp Mısır Ligi’nin El-Zamalek’in yolunu tutmuş. Gururlu topçu Ayman. Günün ikinci maçında Kayserispor tek kurşunla yıktı Karabük’ü. 4 yıldır iki gol kralıyla birlikte sarı-kırmızılı takımın hücum gücünü oluşturan Cangele 2’de 2 yaparak  artık sıranın kendisinde olduğunun mesajını verdi.

Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)

Nerede Kalmıştık?


Ülke futbolu olarak ilerlememizi Anadolu’dan bir şampiyonun çıkmasına bağlıyorduk. Gelin görün ki üç aylık özlemin ardından çok şeyin değişmediğini gördük. Oysa ligin adını bile değiştirmiştik! Yeni adıyla Spor Toto Süper Lig, 2010/11 sezonunu seyircisiz iki maç, verilmeyen penaltı tartışmaları ile açtı. Haftanın “ toplu fotoğrafı” üç ay önce çektirdiğimiz son resme o kadar benziyordu ki, Sivas’taki açılış karşılaşması geçen sezonun rövanşı niteliğinde karşı karşıya getirdi Rijkaard ile Sivasspor antrenörü Hayati Soydaş’ı. Geçen sezon son anda lige tutunmayı başaran Sivasspor ise geçmişe sünger çekmiş bir görüntü verdi. Büyük güç kaybeden takımın orta sahasını şahlandıran emektar Ceyhun Eriş, ikinci gol öncesi verdiği pasla takımının güzel oyununu 3 puanla taçlandırmasında başrolü oynadı. Maça hızlı başlayan taraf Galatasaray’dı. Fakat klasik bir skoru koruyamama konçertosu izlettiler bize. Orta sahanın dermanını uzaklarda arayan sarı kırmızılı ekip, derdini çözebilecek oyuncuyu 15 yıl evvel kendi içinden çıkarmıştı bile. Ama Ceyhun Eriş’i değil, Mustafa Sarp’ı izletmeyi tercih ediyordu Polat ve Sezgin!

İngiliz takımları gibi semt geleneğine bağlı kalabilen yegane takımlarımızdan, geçen sezonun güzel futbol temsilcisi Kasımpaşa ve “Kafkas”lardan gelen Güney Amerika ekolü Gaziantepspor karşı karşıya geldi Kamil Ocak’ta. “En çok gol kralı barındıran„ ligimizin Arjantin ligi eski gol kralı Sosa da maçın golsüz bitmesine engel olamadı. Kasımpaşalı Varela ise çok canlar yakar ilerleyen haftalarda.

Gece maçında seyirci etkisi!

Gerek tribünü, gerek oyuncuları ve teknik kadrosuyla Beşiktaş’ın pilot takımı görüntüsü veren Eskişehir, kendi sahasındaki Gençlerbirliği karşılaşması ve elektrik kesintisiyle başladı lige. Her şeye karşın taraftarın cep telefonlarıyla stadyumu aydınlatma çabası yaz gecesi ateş böceği etkisi yarattı da seyircili maçın nimetlerinden yararlandık. Geçen yılın problem çocuğu Batuhan’a sahip çıkan Rıza Çalımbay, Jaycee ile de maraz çıkaran Youla’nın yerini doldurmuş. Adı bile taratar çekmeye yeter olan Pele ile güçlenen orta sahasıyla ikinci yarı iyice baskı kursa da gol kaydına erişemedi Eskişehir. Keza Bundesliga esintili G.Birliği ise kaybettiği oyuncusu Mustafa Pektemek’i mumla arayacak gibi görünüyor.


Süper ligimizin tek gerçek işçi takımı Karabükspor’ün, Amokachi ekolü forveti Emenike gol krallığı unvanına bu ligde de aday olduğunu gösterdi. Rumen futbolunda bir dönemin „“yeni Hagi„si“ Florin Cernat iki asistiyle göz doldurup takımının galibiyetinde önemli rol oynarken, rakip Manisa’nın golcüsü Kahe de sezonun ilk serbest vuruş golünü izletti bizlere.

Guti’den Alex’e selam

Yedi yılın ardından günlük değil, süreli bir ilişki yaşayacağımız güzel İzmir’e ligin futbol tekniği açısından yakışıklısı Beşiktaş konuk olmuştu. Bucaspor’sa “Uygun” bir felsefe lige ile arz-ı endam ederek kolay lokma olmayacağının sinyallerini verdi. Quaresma ve Guti’nin ilk resmi lig karşılaşmaları olması açısından ayrı bir önem taşıyan maçta Guti, Türkiye serüvenine asistle başlayarak Fenerbahçeli Alex’e selam gönderdi. Buca maçında gerçekten genç Necip tekmeye kafa sokan futbol ve forma aşkıyla Çarşı’nın yeni prensi oldu.

Alex deyince… Kadıköy’deki sessiz geceyi gol sesleri ile doldurdu Fenerbahçe. Lig öncesi bu kaos ortamından ancak böyle temize çıkabilirlerdi. Hafta içi yönetimin Niang restine, restle cevap veren Semih, attığı iki golle tüm fişleri kasasına sezonluk kredi olarak koydu. Takımın en çok “cıvıldayan“ (twitter, cıvıldamak demek) kanaryası Alex ise maç öncesi “Twitter’a yazdığı “Süper Lig tarihinde 100 gol, 100 asist” hedefine birer gol ve asist daha yaklaştı.

Ankaraspor’u sessizliğe gömen Ankaragücü de renkdaşı gibi sessiz ağırladı Trabzonspor’u. Ligin en genç teknik direktörü Ümit Özat da cezası nedeniyle tribünden izledi maçı. Slovak ağırlıklı Ankaragücü, futbolu Akdeniz kanı taşıyan Karadenizli’ye boyun eğdi. Önceki takımında 43 maçta 30 gol atıp gelen Teo, bu sezon ilk iki resmi maçında 5 gol atarak tribünle barıştı. Colman’ın iki golde de verdiği Xavivari arapasları ve Yattara’nın takıma dönüşü sezon boyunca seyredilesi bir Trabzon vaad ediyor.

Pazartesi maçları

Pazartesi maçlarına alıştırmak için Pavlov’un köpeği misali ağzımızı sulandıracak maçlar sundu TFF önümüze. Son şampiyon Bursaspor, reklamsız turuncu formasıyla mahallenin ağabeylerinin halı saha maçı varmış havası estirdi bize. Neyse ki oynadıkları tek pas oyunu Barcelona düzeyindeydi de, kimin kim olduğu belli oluyordu. Volkan, Sercan, Ozan İpek ve Nunez hızlı ve dikine atağa çıkarak Konyaspor’u çok rahatsız etti. Ligi üç puanla açan Timsahlar geçen yılın tesadüfi olmadığını gösterdi. Nunez bu sene kaç roveşata atar acaba? Konyaspor’da teknik direktör Ziya Doğan’dı. Ayman’ı gören oldu mu?

Günün son maçında iki hafta sonra İrlanda kökenli rock grubu U2’yi ağırlayacak Olimpiyat Stadı, ligin en renkli iki takımını bir araya getirdi. Dört yıldır kadrosunu koruyarak az takviyelerle ilerleyen istikrar abidesi İstanbul BŞB ve Kayserispor iyi futbol nasıl oynanır dersi verdi. Maçın ikinci yarısında Kayserili Andre Moritz’in iki kişiyi geçip sol ayağıyla verdiği trivela pası Quaresma’ya selam olsun. Pas sonrası gelen golde sarı kırmızılı takımın ön direk, arka direk koşularına da helal olsun. Ligin ilk haftasının son golü de bu maçta geldi. Kayserili Santana’nın dokunuşuyla haftanin gol sayısı 16’ya çıktı. Her golden sonra Kayserispor’un Gürcü hocası Şota’nın sevinci, ligin tüm yedek kulübelerini düşündürdüğünde 90’larda Türk futbol izleyicisi olmanın anlamına anlam kattı.

Lige, 2000’lerin gol açısından en kısır haftasıyla merhaba dedik. Ramazan’a denk geldi, “golcüler oruçlu„ savunmasını yapsak da bugünlerde takımlarımızda Türk golcüye rastlamak Marmara Denizi’nde yunus görmek gibi bir durum. Zira 16 golün 10’u yabancı golcülerden geldi. Önümüzdeki haftalarda bol gollü ve sponsorlu maçlar izlemek dileğiyle…

Spor Toto Süper Lig 2. Hafta Değerlendirme yazısı

Kategorisi GenelYorum (0)

Turkish Super Lig 2010/11 Season Preview


Turkish Super League getting more exciting year after year. Two years before Sivasspor made a big shock about almost winning the title. Sadly they have finished second and then fourth… But leap of Anatolian teams didn’t stopped. Bursapor get the flag from Sivasspor and finished last week on the top of the league.

This year job of Crocodiles (Bursaspor’s nickname) is really hard because every other Anatolian team learned that what could be done if a team wants. It doesn’t matter if you are an Istanbul team or not. Of course three bigs of Istanbul are still the favourites but with the new Broadcasting Agreement valued 321 Million Dollars teams filled their wallet with more cash get transferred better players like Pele from Porto, Federico Insua from CF America, youngster Ismael Sosa from Argentinos Juniors, Nicolae Dica from Catania and Guti from Real Madrid. This players bring more fever to the pitch! Ne diyo lan bu lavuk…

Kategorisi GenelYorum (0)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler