Etiketler | "UEFA Finali"

Blanc mı akıllı, Skibbe mi?


Cevaplanması o kadar basit bir soru değil. Ama bazen bu soruyu 95 kelimede cevaplandırıp bir tahmin yapmamız isteniyor. Ki bir çok parametrenin sonucu belirlediği futbol oyunu hakkında 95 kelimeyle maçı yorumlamak çok zor. Neyse ki gönlümüzce yazabileceğimiz -mahkemeler kapatmadıkça- böyle serbest kürsülerimiz mevcut.

gorcuffDaha önce de belirttiğim gibi Bordeaux’nun şampiyonlar liginden gelmiş olması turun çoktan kaybedildiğinin bir göstergesi değil kesinlikle. Bir kere futbolun en basit gerçeğine göre maç oynanmadan kaybedilmez. (klişelerin hastasıyız) Bu yüzden bu akşam şanslar eşit diyebilirim. Fakat iki takımın formu da iyi değil. Bordeaux en son Marsilya’ya kaybetti ki bu da şampiyonluk yolunda aldığı en büyük darbeydi. Üstelik mağlubiyet de bir harakiri de söz konusu. (Golü Bordeaux’lu Chamakh kendi kalesine atmıştı) Ardından da Grenoble gibi vasat düzeydeki bir takıma puan kaybettiler kendi evlerinde. Marsilya maçından önce de Lille deplasmanında öne geçtikleri maçta 1-2 geriye düşüp, akşamki maçta da en büyük kozları olacak Gourcuff’un golü ile beraberliği yakaladılar. Ligin ilk yarısında Lille ile oynadıkları maçta yine öne geçen taraf olmalarına karşın maçta 2-1 yenik ayrılmışlardı. Ligin ilk yarısında Nice ile oynadıkları maçta da son 15 dakikada yedikleri iki golle maçtan yine bir puanla dönmüşlerdi. Haftasonu Grenoble ile oynadıkları maçta da 1-0 öne geçen taraf yine Bordeaux olmuştu. Ancak yine yine 15 dakika kala yedikleri golle bir puana razı olmak zorunda kaldılar. Bordeaux’nun bu yıl dikkat çeken ve yarım yamalak izlediğin maçı ise deplasmanda oynadıkları ve 3-0 geriye düşüp 4-3 kazandıkları Monaco maçı. Yamulmuyorsam da bu maç tam UEFA’da son 32 cassiodesouzasoareslincolnkuraları çekildikten sonra oynanmıştı ve Bordeaux korkuttu başlıkları ile kendine yer bulmuştu gazetelerde. Fakat bu maç aslında Galatasaray için bir umut ışığı. Çünkü burada önemli olan Bordeaux’nun maçı 3-0’dan gelip 4-3 kazanması değil önemli olan. önemli olan bu takımın Monaco gibi son yıllarda oldukça vasat olan bir takımdan 3 gol birden yiyebiliyor olmaları.  Zaten kazanmaları gereken bir maçı geriden gelip kazanmış olmaları çok normal. Şampiyonluğun adaylarından biriler. Attıkları son iki gol de 88 ve 89’uncu dakikada ceza sahası içine gönderilen duran toplar sonrası gelen goller. Yani her takımın bulabilmesi mümkün türde olan goller. Burada irdelenmesi gereken şey bu takımın nasıl 3 gol yiyebildiği. Skibbe eğer bu maçı izlemişse Bordeaux’ya gol atmanın ne kadar kolay olduğunu çözmüştür. İleriye çıktıklarında defanslarında büyük boşluklar verdiklerini söylememiz mümkün ve savunma olarak da çok hamleli oynamıyorlar. Bu yüzden Lincoln, Kewell, Baros gibi oyuncular çok daha rahat oynayacaklardır.

Rakibi çok yerdik. Ama Galatasaray da gerçekten iyi bir durumda değil şu anda. Sarı – Kırmızılı takım ligde kötü bir performans sergiliyor ama rakip takımın teknik direktörü Laurent Blanc maç öncesi basın toplantısında “Benfica ve Berlin deplasmanlarında nasıl oynadıklarını biliyoruz” diyerek aslında Galatasaray’ın UEFA Kupası maçlarını dikkate aldığını bu yüzden de korkulacak bir takım olduğunu söylüyor. Evet Antalya’ya kaybettik, Kayseri maçında çok şanssız bir şekilde 3 puanı alamadık ancak bu takım UEFA’da farklı oynuyor. Benfica maçında rakibe bakınca Aimar, Nuno Gomes, Reyes göz korkutucu gol silahlarıydı fakat Galatasaray orada futbolun nası oynanacağını gösterdi. Attığımız gollerden belli! Tabi ki şans da bizim yanımızdaydı Benfica da oldukça gol kaçırmıştı. Berlin maçında ise yine atak nasıl yapılır bunun en iyi derslerini verdik. Fakat o maçta defans nasıl yapılmazın da örneklerini sergiledik. O 10 dakika benim için hiç geçmemişti.

Bu maç Skibbe’nin son şansı değil belki ama değerlendirmesi gereken en önemli şanslardan birisi. Bu akşamki maçtan olumsuz sonuçla dönülmesi halinde yönetimin -bence gereksiz olan- radikal kararlar alacağı çok açık. En azından Skibbe sene sonu gönderilme ihtimalinin farkında olacaktır. FBL-EUR-C1-FRA-ENG-CHELSEA-BORDEAUX

Galatasaray’ı bu maçta bir adım öne çıkaran en önemli şey ise yine rakip takım teknik direktörünün açıklamaları: Geçen yılki maçta Galatasaray’ın üstüne gidince gol yemiştik, sonra da çok pozisyon vermiştik. Şimdi geçen yıldan daha güçlüler. Hücum yönü kuvvetli bir takım. Defansın arkasında Servet ve Meira iyi bir ikili. Arda’yı da çok beğeniyorum. Ayrıca Kewell oynayacak mı oynamayacak mı merak ediyorum. Bizim için Fransa Ligi şampiyonluğu öncelikli hedefimiz. Daha sonra Şampiyonlar Ligi’ne katılmayı amaçlıyoruz. Şampiyonlar Ligi’ne katılmak, kulübe büyük bir ekonomik getiri demek. UEFA’da şampiyon bile olsanız kulübünüz iyi para kazanamaz. Öncelikle Fransa’da lig şampiyon olmak istiyoruz. UEFA’da da ilerleyebildiğimiz kadar ilerleyeceğiz…

GALATASARAY TEKNIK DIREKTORU MICHAEL SKIBBEBu açıklamaları takımının üzerindeki UEFA Kupası baskısını azaltmak için söyleyebilir fakat farkında mısınız bilmem ama o baskıyı alırken lig mücadelesinde bir baskı yaratmış oluyor Blanc bu durumda. Yani aslında bir yerden feragat edebiliriz derken şampiyonluk yarışında yarattığı baskıyla da şampiyonluğu tehlikeye atıyor. Hangi akıllı adam bunu yapar ki? Rakibini yanılgıya düşürmek isteyen akılıı bir adam bunu yapabilir.

Blanc’ın ne kadar akıllı olduğunu bu akşam göreceğiz. Aynen Skibbe’nin de öyle. Ancak eğer Bordeaux gerçekten UEFA’dan bir beklentisi olmayan konumda ise, maddi gelirdense Kadıköy’de kupa kaldırmanın yaratacağı gururu yaşamak isteyen ve bu yüzden UEFA’da final oynamayı daha çok hedefleyen Galatasaray daha çok baskın olan taraf bu akşam. Kaybededebiliriz ancak Benfica ve Berlin maçlarındaki gibi oynarsak en azından tur için avantajlı bir skorla döneceğimizi düşünüyorum…

Kategorisi GenelYorum (0)

Florya Topraktı, o “Cesur”…


2006 sonbaharıydı. Her zamanki gibi aynı hevesle koşup gidip aldım oyunu. Yükledim, başladım oynamaya. Galatasaraylıyız ya, ilk o takımı yönetmeye başladık. Para var, kaynak var, genç yetenek bol, eh bu koşullarda rahatça şampiyonluklar ve kupalar birbiri ardına geliyordu. Başarıya doyunca tat vermedi oyun ve hemen yine Türkiye Ligi’nde kötü bir takım alayım diye düşündüm. Uzun süre bakındım ama bütün takımlar iyiydi – bana göre – , ya da ben mi gözümde büyütüyorum bizim bu Türkiye Ligi’ni? En kolay çare olarak gazeteye baktım ve sonuncu olan takımı seçtim. Kayseri Erciyesspor’a sempatim böyle başladı. İlk sezonu, 7.lik ve Türkiye Kupası ile bitirince ayrı bir bağ oluştu aramızda.

Galatasaraylı olduğumu hissettiğim ilk an ise, sanırım tam olarak Ulubatlı Souness dönemine denk geliyor. O bayrağı oraya dikişi büyük bir cesaret işi idi. Yabancı bir adamın, kültüründen bir haber olduğu yabancı bir ülkede, ezeli rakibinin sahasına takımının dev bayrağını dikmesi yürek ister!
O yürekli insanlardan biri daha vardı o takımda. Florya toprakken , o “Cesur”du. Her yeni teknik direktör ilk onu kesti takımdan. Türk’tü ya, ne anlardı defanstan, yabancı gerekti o bölgeye. Ama bir sürü yabancı geldi ve gitti, o kaldı bir tek. Çalıştı, çabaladı kaptı yine formasını. Heralde adetten olacak ki, onu keşfedenlerden Fatih Terim bile kesmişti takımdan 1999-2000 sezonunun başında. Gidecekti , gönderilecekti derken , boş mukaveleye imza attı. Ya gönlü gitmesine el vermedi ya da kahve fallarında çıkan “haçlı kupa” tuttu onu sarı kırmızılı kulüpte. Takım kamptayken, Ayvalık’taki yazlığında kamp yaptı o da. En nihayetinde sporcuydu, sağlığına dikkat etmeliydi. Kuşlar haber uçurmuş olmalı ki, onun azmini takdir etmek için tekar kadroya girdi.

Mahalle aralarında, toprak sahalarda aşkımızın peşinde koşarken, defansif görevi üstlendiğimden ve herkes gibi kendi takımından kahraman seçme hevesinden onu benimsedim ben de. Sonra ona benzemek için saçımı bile uzattım, Kayseri Erciyes forması bile aldım. Ama onu UEFA Finali’nde, kolu çıkık bir şekilde savaşmasından sonra fena bir şekilde içselleştirdim.

Dillere destan hayranlığımı geçtiğimiz kasım ayında onunla tanışarak, sohbet ederek nihayete erdi. Ve tabi ki futbol konuşup, futbol izledik. Galatasaray”ımız” hakkında konuşmamak olmazdı. Cihan’ın sol bekte oynatılmasına, hem Cihan’a hem de futbola hakaret olarak nitelendirdi. Eh haklıydı. Puan kaybettiğimiz bir haftaydı zannedersem ve o maçı öyle güzel analiz edip, yapılması gerekenleri öyle basit bir dilde açıklamıştı ki bana sadece hak vermek ve hayranlığımı yükseltmek kalmıştı. Gerçi o durumda ne derse hayranlığım artacaktı ya…
Sohbetimiz arasında ufukta transfer olup olmadığını sorduğumda her şey olabilir cevabını verdi. Hemen ardından Eskişehirspor ile anlaşmak üzere olduğu ama anlaşamadığı haberi geldi. Devre arasında ise beni “acaba kaderimizde mi var , yoksa gerçekten hoş bir tesadüf mü bu?” diye düşündürten haberi aldığımda sevincimden dört köşe olmuştum.

Futbolculuk hayatındaki istikrarı,disiplini,hırsı,başarıyı yeni takımına yansıtmakta olduğunu daha ilk maçında Fenerbahçe’ye karşı göstermişti. Ve bunun tesadüf olmadığını da gözlerimin önünde Galatasaray’ı Türkiye Kupası’ndan eleyerek kanıtladı. Cuma gecesi yine aynı şeyi yaptı. 25 senesini verdiği, onu “o” yapan takımını eledi. Ama bu sefer şampiyonluktan…

Kayseri Erciyes ligin ilk yarısını 11 puan toplayarak kapatabilmiş. İkinci yarısında ise topladığı puan sayısı 17 oldu, üstüne bir de Türkiye Kupası’nda son dördü ekleyin. O son dört ki, Galatasaray’ın grubundan gelip, -nasıl olduysa?- tekrar Galatasaray’ı eleyip, üç büyüğün arasında bir son dört. Sezonun başından beri takımın başında olsaydı kim bilir neler yapardı? Belki de yapamazdı ve “yüce” medyamız onu harcardı…

Gerçekten inanmış bir takım çıkmıştı sahaya ve ilk dakikalardan itibaren sıkı pres ile Galatasaray’ı bozmaya başladı. Akılda kalan bir atak bile şansı vermeden Galatasaray’a biraz tesadüf ve biraz şans eseri de olsa golü buldu Kayseri Erciyes. Sonrasında ise hocalarının en iyi bildiği şeyi ve takımına empoze etmeye çalıştığı şeyi yapmaya başladılar. Tatlı , sert defansif oyun oynadılar.

Üç forvetle ve kanatsız sahaya çıkan Galatasaray, mağlup duruma düştükten sonra klasik çözüm yoluna başvurdu. Erciyes savunması da canhıraş bir şekilde düşme korkusuyla olağanüstü bir performans gösterince olan yine Hakan Şükür’e oldu.

Gerets’in anlamamakta ısrar ettiği “çok forvet,çok gol” düşüncesi ne kadar yanlış bür düşünce olduğunu bu mağlubiyetle bir kez daha kanıtladı. Herkesin doğrusu kendine elbette , ancak neredeyse tüm avrupada futbol tek forvetle oynanıyorken ve çok da gol atılıyorken, Gerets forvetleri besleyecek orta saha oyuncularını eksiltip gole nasıl gidebileceğini düşünüyor, anlayamadık gitti. Biraz olsun hak verebiliriz diyerek empati kurma çabasına girmeye çalışsak bile hemen kendi kendimi çürütecek fikirler üretiyorum.

Hasan, Arda , Aydın, Carrusca yok. Hepsi de kanat oyuncuları. O yüzden ortadan delmeyi düşünmüş olabilir. Ama elinde Sabri’nin yerine oynayabilecek Song var ve böylece Sabri’yi açığa çekebilirsin. Song’u oynatmama inadın mı var? E Cihan var elinde, en kötü onu koy sağ beke ve kendine bir sağ açık yarat. Hiç birini beğenmedin mi? Tamam sağ bekte Sabri olsun, onun önüne içeride oynattığın Okan’ı koy. Gelmiş geçmiş en iyi sağ açıklardan biri Türkiye’de Okan Buruk. Solda mı var problem? Geçen hafta Ayhan Akman kaç kere sol kanattan çizgiye indi de orta yaptı göremedi herhalde Gerets ve o yüzden oynatmadı onu orada…

Boylu boyuna yanlış oynatıldı Galatasaray cuma akşamı. Olan Hakan Şükür’e , Hasan Kabze’ye oldu… Necati’yi maç boyunca gösterdiği iyi performanstan dolayı tebrik ediyorum. Ondan başka da yoktu zaten Galatasaray’da iyi oynayan. Onun bütün çabası da oynatıldığı yerden dolayı boşa gitti. İlic’in bu maç, Hasan Şaş’ın da geçtiğimiz maç yaptığı ihanetlerin derinine inmek bile istemiyorum.

Bu sezon sahasında hiç yenilmeyen, geçen sezonla beraber de 23 maça ulaşan bu yenilmezlik rekorunu, “bence” rahat ama bir o kadar da şanslı bir şekilde sona erdiren Kayseri Erciyesspor’u ve kahramanım BÜLENT KORKMAZ’I tebrik ediyorum. Bütün büyük maçlarını korkmadan oynadı , cesur oynadı. Mükafatını da dört puan olarak hanesine yazdırdı. Ama Galatasaray on kişi kaldıktan sonra çok fazla boş alan bırakmaya başladığı andan itibaren daha cesur davranabilse , 1-0 değil, 3 veya 4-0 bile alabilirdi bu maçı.

Bana kalırsa, o da bu düşünceyi çok kez geçirdi aklından ama kendini dizginledi, çünkü onun için önemli olan kümede kalmaktı. Hem elindeki mevcutları , hem içinde bulunduğu durumu , hem de 4-0 kazanma riskini alayım derken, 4-1 kaybedebilme ihtimalini düşündü hep. Bu yüzden maçlarını 1-0, ya kazandı ya da kaybetti. Bu bile istikrarlı olduğunu göstermiyor mu?

Hayatının bir parçasını şampiyonluktan etti. Ama hayatının yeni parçasını da başarılarla doldurmak zorundaydı. Kimse ona eski takımına, onu “Büyük Kaptan” yapan takımına ihanet etti diye yorumlamasın. O her zaman ki profesyonelliği ile işinin gereğini yaptı. İhanet eden biri varsa o da Trabzon maçında sahaya o çakıyı atan, attıran kişilerdir. Şampiyonluk yolunda takımını yalnız bırakmıştır o taraftarlar…

Kalan yedi maçın hepsini de kazansa Galatasaray şampiyon olamayacak ama Kayseri Erciyes bunu başarırsa kesinlikle Süper Lig’de kalacak ve en az Galatasaray şampiyon olmuş kadar sevineceğim, hele bir de Türkiye Kupası’nı alırsa üstümde Mavi-Siyah Kayseri Erciyes formamla turlara bile çıkarım …

Güzel futbolu paylaşmak için…

Kategorisi 0-Özel Dosyalar, 1-Futbol, Galatasaray, İnceleme, Türkiyeden FutbolYorum (0)


Takip et // Follow

Açık Radyo – Efektifpas

15 günde bir her pazartesi 19.30'da, 94.9 Açık Radyo'dayız. Duyurularımızı takip etmek için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz...

RadyoEfektifpas

Programlarımızın tüm podcast kayıtları online olarak bulunmasa da dinlemek isteyenler için bir kaç adet program mevcut

Facebook Hayran Sayfası

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Bülent Korkmaz – 3

Tottenham Hotspurs

Nazım Hikmet Ran

HaberVesaire Spor

Video Bug Report

Açılmayan bir video varsa resme tıkla, videonun linkini yolla Teşekkürler...

‘Salvador’ Guti

Johan Cruyff

Arşivler